TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
 
 
15. SAYI // Kültürel İktidar

DİVAN KALEMİ

Kültürden bahsedildiğinde bütün sosyal bilimciler kendilerini hayatları boyunca
uğraştıkları en karmaşık kavramlardan biriyle baş başa bulurlar. Kültür,
tanımlanması zor, ele avuca sığmaz bir kavramdır ve bulaştığı diğer kavramlara
da bu özelliğini süratle aktarır. Eklemlendiği kavramları da kendi kaderiyle
yoldaş kılar. Dünyada ve Türkiye’de kültür ve iktidar kavramları yan yana
geldiğinde anlaşılanların çok çeşitlilik göstermesi de kültürün ‘ne’liğine ilişkin
tanımların ve kavrayışların çeşitliliğinin bir sonucu olarak görülebilir.
Kültür ve iktidarın birbirine sarmalanmış yapısı gündem oluşturucu bir
yapı arz ediyor. Türkiye’nin hareketli ve hararetli gündeminin derinlerinde kültür
ve iktidar ilişkisi varlığını hissettirmektedir. Son dönemde farklı mecralarda
dillenen bu tartışma “kültürel iktidar” nitelemesiyle gün yüzüne çıktı. Kültür
ve iktidar meselesi, özellikle ‘kültürel iktidar’ kavramı sınırlarında farklı biçimlerde
tartışılmaktadır. Siyasal iktidarın yanı sıra kültürel iktidar biçiminden söz
edilmektedir. Kültür bir iktidar kurma, bir hegemonya oluşturma alanı olabilir
mi? “Kültür ve iktidar” kavramları hangi zeminde bir araya gelebilir? Kültürel
bir iktidar var ise etki gücü ve alanı nedir? Bu iktidar biçimi nerelerde soluk alıp
verir? Bu türden sorular etrafında dönen dinamik bir tartışmaya şahitlik etmekteyiz.
Kültür ve iktidar gibi geniş kapsamlı kavramlar etrafında dönen tartışmalar
tarihsel bir boyut da kazanarak derinleşmektedir. Önümüzdeki süreçte ise
güncelden kaynaklanan birçok meselenin temelde “kültürel iktidar” meselesine
dayanması ve bu düzlemde tartışılması muhtemel görünüyor. Bu doğrultuda
dergimizin on beşinci sayısı hem farklı bağlamlar üzerinden hem de farklı perspektiflerden
“kültürel iktidar” konusunu merkeze alıyor.
On beşinci sayının dosyasında temelde iki boyut üzerinden konuya yaklaşılmaktadır.
Öncelikle kültürel iktidarı kavramsal, kuramsal ve temel tartışmalar
düzleminde ele alan metinlerle konunun temellendirilmesi hedefleniyor. Öte
yandan farklı alanlarda yürütülen incelemeler üzerinden meselenin nerelere
doğru dallanıp budaklandığı gün yüzüne çıkarılmak isteniyor. Giriş yazısında
Hüseyin Çil, kavramsal ve kuramsal boyutlarıyla kültürel iktidar tartışmasının
boyutlarını ortaya koyuyor. Mehmet Uğraş’ın yazısı kültür, ideoloji ve iktidar
ilişkilerini sorguluyor. Meselenin çok önemli bir yönünü oluşturan psikolojik boyutu Gökhan Arslantürk irdeliyor. Ertan Özensel’in yazısı ise kadrajı biraz daha
genişleterek modernlik tecrübesinin ürettiği kültürel iktidar formuna değiniyor.
“Kültürel İktidarı Hatırlamak” başlıklı yazısıyla Faruk Karaarslan tartışmaların
kökenine ilişkin tespitlerde bulunarak tartışmaların seyrine ilişkin eleştirel bir
dikkat sunuyor. Ercan Yıldırım, meselenin odağında bulunan entelektüeller ve
entelektüel alanla ilgili kültürel iktidar bağlamında eleştirel bir değerlendirme
yaparak küresel bir kültürün istilasına karşı teyakkuza davet ediyor. Son dönemde
kültür politikalarının görünen yüzü olarak beliren TRT’nin yayınlarını
İbrahim Nacak kapsamlı bir yazıyla değerlendiriyor. Nacak’ın yazısı, bir devlet
televizyonu olması dolayısıyla konu hakkında önem arz eden TRT’nin kültürel
iktidar tartışmalarındaki yerini anlamamıza yardımcı oluyor. Melike Günyüz,
bütün iktidar biçimlerinin doğrudan ya da dolaylı hedefi olan çocukları, çocuk
yayıncılığı ve edebiyatı çerçevesinde değerlendiriyor. Günyüz’ün yazısı farklı
dönemlerdeki çocuk yayıncılığı politikalarını karşılaştırarak değişen dönüşen
politik anlayışı vurguluyor. Dosyanın son yazısında Selçuk Küpçük, Türkiye tarihinin
en tartışmalı ve karanlık dönemlerinden 27 Mayıs dönemini, müzik ve iktidar ilişkisi bağlamında ele alarak müziğin nasıl bir iktidar aracına dönüşebileceğini
gün yüzüne çıkarıyor.
 
Kültürel İktidar konusunu merkeze alan soruşturma dosyası üç değerli akademisyeni
ağırlıyor. Kültür ve iktidar ilişkisi, kültürel iktidarın ‘ne’liği, kültürel
iktidara ilişkin tartışmaların mahiyeti gibi konularla ilgili olarak Kenan Çağan,
Feridun Yılmaz ve Cengiz Anık farklı perspektiflerden değerlendirmelerde
bulunuyorlar.
 
Kenar Kayıt bölümünde ise üç metin bulunuyor. Yusuf Adıgüzel, “Yarim
İstanbul’u Mesken mi Tuttun” başlıklı yazısında göç olgusunun türkülere yansımasını
irdeliyor. Diğer iki yazı ise dosya konusuyla yakından ilgili. İlhami
Aydın, yükselen milliyetçi trendi bir hegemonya biçimi olarak tv dizileri üzerinden
okuyor; Ramazan Ünsal ise son dönemde Türkçeye de çevrilen kitaplarıyla
dikkat çeken düşünür Byung Chul Han metinlerinden hareketle “Neoliberal
Hegemonya”yı analiz ediyor.
 
Hayat Sahnesinde ise kültür ve kültürel iktidar odaklı metinlerle konunun
hayatın derinliklerine nüfuz eden yönleri öne çıkarılıyor. Ali Güney Türkiye’de
de dikkat çeken “Chernobly” dizisi üzerinden politik bilime odaklanıyor; Azem
Sevindik Türk kültürünün önemli bir parçası olan “köy odaları”na eğiliyor; Nuh
Akçakaya Halk Evleri ve kültür merkezlerini kültürel iktidar bağlamında karşılaştırıyor;
yine kültürel iktidar bağlamında, Mahmut Hakkı Akın, Türk modernleşmesi
sürecinde önemli bir sembol olan “üniforma”yı değerlendiriyor.
 
Kitaplıkta ise dosya konusuyla ilgili kitaplarla birlikte sosyal bilimlerin gündemine
yeni düşen farklı kitaplar da dikkatlere sunuluyor.
 
Selam ile…
 
 

İÇİNDEKİLER

7 Divan Kalemi
 
9 DOSYA
 
11 Kültürel İktidar: Kavramlar, Kuramlar ve Tartışmalar / Hüseyin Çil
35 Kültür ve İdeoloji Pencerelerinden İktidarı Okumak / Mehmet Uğraş
49 Kültürel İktidar Neden Muktedirdir? Sosyal Psikoloji Gözüyle Kültürel İktidar Fenomenini Anlamak
/ Gökhan Arslantürk
65 Bilgi, İktidar ve Modern Kültürel İktidarın Temel Dinamikleri / Ertan Özensel
77 Kültürel İktidarı Hatırlamak: Tartışmaların Tarihsel Sosyolojik Bağlamına İlişkin Değiniler /
Faruk Karaarslan
91 Küresel Kültür, Kültür Savaşı ve Entelektüel Mücadele / Ercan Yıldırım
105 TRT ve Kültürel İktidar Mücadelesi/ İbrahim Nacak
131 Türkiye’de Çocuk Kitabı Yayıncılığında Devlet Politikalarının Etkisi / Melike Günyüz
149 Müzik ve İktidar İlişkisi Bağlamında Demokrat Parti ve 27 Mayıs Dönemi / Selçuk Küpçük
 
175 SORUŞTURMA
 
177 Kültürel İktidara Dair / Kenan Çağan
181 Karar Yitiminin Seslenişi: Kültürel İktidar / Feridun Yılmaz
185 Kültürel İktidarın Mahiyetini Anlamak / Cengiz Anık
 
191 KENAR KAYIT
 
193 “Yârim İstanbul’u Mesken mi Tuttun?”: Sosyolojik Bir Olgu Olarak Türküler ve Türkülerde Göçün
İzleri / Yusuf Adıgüzel
209 Bir İktidar Kapanı: Ekran Milliyetçiliği / İlhami Aydın
229 Neoliberal Hegemonya ve Dijital Kültürün İşgali: Byung-Chul Han Perspektifinden Bir
Değerlendirme / Ramazan Ünsal
 
251 HAYAT SAHNESİ
 
253 İktidarın Peşinde: Politik Bilim ve Çernobil Dizisi / Ali Güney
261 Köy Odaları / Azem Sevindik
271 Kulturkampf: Halkevlerinden Kültür Merkezlerine / Nuh Akçakaya
279 Üniforma: Türk Modernleşmesinde Kültürel İktidar İlişkilerini Anlamada Anahtar Bir Sembol
/ Mahmut Hakkı Akın
 
285 KİTAPLIK
 
287 Kültür Savaşları Türkiye’de Kültürel Savaşlar İslam, Sekülerizm ve Kimlik Siyasetlerinin
Yükselişi / Hüseyin Özil
291 Amerikan İmparatorluğu ve Eğlence Cephanesi: Yumuşak Güç ve Kültürel Silahlanma / Murat Demir
297 Çağdaş Sanatın Toplumsal İnşası: Sanat Eserinin Değerinin Sosyolojik Oluşumu / Ayşe Nur Leblebicier
303 Kültür Savaşlarından Kültürel İktidara: Türkiye’nin Yeni Kültürü / Sedat Karal
307 Toplumsal Hafıza: Hatırlama ve Unutmanın Sosyolojisi / Ayşe Şahin
313 Alexis de Tocqueville: Modern Çağın Çelişkileri Karşısında Bir Düşünür / Yasin Özdemir
317 Türkiye’de Sosyolojinin Mazereti Yok! “Sosyoloji ve Sözde Mazeret Kültürü” Kitabı Üzerine Bir
İnceleme / Mehmet Ali Aydemir
 
323 Yazım Kuralları
324 Değerlendirme Süreci
325 Etik İlkeler
326 Yayın Politikası
DOSYA

Kültürel İktidar: Kavramlar, Kuramlar ve Tartışmalar

Hüseyin Çil

“Kültürel iktidar” Türkiye’de özellikle son dönemde çok tartışılan konulardan birisi haline
geldi. Kavram, Türkiye’nin modernleşme tarihinde yaşadığı kültürel bölünmeye uygun biçimde,
iki karşıt “mahallenin” kültür alanındaki mücadelesini anlatmak için kullanılmaktadır. Bir taraftan
muhafazakârlar için sekülerlerin kültürel hegemonyasına göndermede bulunuyor; öbür taraftan seküler/
sol entelektüel çevreler için muhafazakârların entelektüel çabayla elde edemedikleri kültürel
hâkimiyeti siyasi güçle elde etme çabasına işaret ediyor. Bu çift kutuplu tartışma zemininde tartışmanın
kendisi gibi kavramın kullanımı da değişkenlik gösteriyor. Bu nedenle kültürel mücadeleyi
ifade etmek için “kültürel iktidar”, “kültürel hegemonya”, “kültür savaşı” gibi birbirinden farklı kavramlar
kullanılıyor. Bu makalenin amacı bu farklı kavramların arka planlarını ortaya koymak, sosyal
bilimler literatüründeki kullanım biçimlerini belirlemek ve Türkiye’deki tartışmalarda aldıkları yeni
formları değerlendirmektir. Bu doğrultuda çalışma öncelikle Türkiye’de tartışmanın nasıl başladığını
ve ne şekilde geliştiğini ele almaktadır. Daha sonra ise tartışmanın gelişiminde kullanılan yukarıdaki
kavramların detaylı bir incelemesi yapılarak, sundukları imkânlar ve sınırlılıklar değerlendirilmektedir.
Sonuç bölümünde ise temel tartışmanın yürütülme biçiminin Türkiye’de toplumsal ayrışma
sorununa katkısı sorgulanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kültürel İktidar, Kültürel Hegemonya, Kültür Savaşı, Kutuplaşma.

Kültür ve İdeoloji Pencerelerinden İktidarı Okumak

Mehmet Uğraş

 Kültür terimi bu yazıda anlam, sembol ve ritüellerin bir kapsamı olarak değerlendirilmiştir.
İnsanın sosyal ve fiziksel dünyayı nasıl anladığı ve oluşan bu anlamın nasıl bir hayat dizayn ettiğine
değinilmiştir. Bu çizgide karşımıza ideoloji kavramı çıkmaktadır. İdeoloji dünya görüşü ve hayatı
algılama biçimi olduğu kadar yaşam tarzlarını şekillendiren somut göstergeleri de içinde barındırır.
Dolayısıyla bu şekillendirme süreci bir çeşit toplumsal iktidar vasıtasıyla gerçekleşecektir. Sosyolojik
açıdan iktidar salt devlet sistemleriyle açıklanabilecek bir olgu değildir. O toplumsal etkileşim gerçeğinin
bir boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun için iktidar terimi etkileme potansiyeli olarak
görülmelidir. Potansiyelin ortaya çıkış noktalarında ise toplumsal iktidar kavramı gündeme gelir.
Kültürel ve ideolojik gerçeklik ise bu kapsama ışık tutan sembolik ve eylemsel yönleriyle birlikte
değişik pencereler oluşturmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kültür, İdeoloji, İktidar, Toplumsal İktidar, Kültürel İktidar.

Kültürel İktidar Neden Muktedirdir? Sosyal Psikoloji Gözüyle Kültürel İktidar Fenomenini Anlamak

Gökhan Arslantürk

Özet: Kültürel iktidar, güç ve iktidar kavramının farklı bir boyutunu temsil etmektedir. Bu yönüyle
son yıllarda gittikçe artan bir ilginin odağı konumundadır. Yeni gelişen bir alan olarak, kültürel
iktidar hegemonya, kültür savaşı, simgesel güç ya da yumuşak güç gibi kavramlarla ele alınmaktadır.
Bu çalışmada daha çok sosyoloji ve siyaset bilimi gibi disiplinlerin ilgilendiği kültürel iktidar
kavramının psikoloji kuram ve açıklamalarıyla anlaşılması amaçlanmıştır. Bu amaçla güç, eşitsizlik,
toplumsal hiyerarşiler, sosyal etki gibi kavramlara yönelik psikoloji kuram ve açıklamalarına yer
verilmiştir. Ayrıca, bu çalışmanın bir diğer amacı da sosyal psikoloji alanına -özelde de siyaset psikolojisi
yazınına- özgün bir çalışma alanı kazandırmaktır. Bu doğrultuda gelecekteki araştırmalar için
öneriler sunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Kültürel İktidar, Güç, Eşitsizlik, Sosyal Etki.

Bilgi, İktidar ve Modern Kültürel İktidarın Temel Dinamikleri

Ertan Özensel

Özet: Tarihsel süreçte bilgi-iktidar ilişkisi sürekli var olmakla birlikte, modern zamanlarda bu ilişki
sürecinin çok daha karmaşık bir hal alırken aynı zamanda bilgi, merkezi bir konuma gelmiştir. Doğa
bilimlerinin ardından sosyal bilimlerinde devreye girmesiyle iktidarlar, kendilerini meşrulaştırırlarken
sahip oldukları denetimi de güçlendirme imkanına kavuşmuş oluyorlardı. Özellikle ulus devlet,
demokrasi, kapitalizm gibi argümanlarıyla modernite, kendi meşruiyetini sürdürmüş oluyordu.
Günümüz küresel dünyasında ise, kültürlerin birbirlerini etkilemesi söz konusu olsa da, modernitenin
sahip olduğu teknolojik üstünlük, güçlü sermaye birikimi gibi unsurlarıyla diğer tüm kültürler
üzerinde varlığını devam ettirdi. Böylece Batı, dünyanın diğer toplumları üzerinde ekonomik, siyasal
iktidarları kadar kültürel iktidarlarını da sürdürmeyi devam ettirmektedirler.
Anahtar Kelimeler: Bilgi, İktidar, Modernite, Kültürel İktidar.

Kültürel İktidarı Hatırlamak: Tartışmaların Tarihsel Sosyolojik Bağlamına İlişkin Değiniler

Faruk Karaarslan

Küresel Kültür, Kültür Savaşı ve Entelektüel Mücadele

Ercan Yıldırım

Özet: Kültürel ve siyasal alanın kurulması, gelişmesi, toplumlara aktarılmasında entelektüellerin
büyük etkisi bulunur. Entelektüel alan dijital devrimle ortaya çıkan küresel kültür vasıtasıyla hayli
genişledi. Entelektüel alanın kapsamına klasik manada mütefekkir, aydın, ulema girerken artık bu
kategoriler yerini dijital yazarlığa bıraktı. Sosyal medya dilinin etkisiyle kurulan bu dil, siyasal alanı
da şekillendirecek boyuta geldi. Daha çok sürgün, marjinal, yabancı kavramları etrafında tanımlanmaya
çalışılan entelektüeller küresel dünyanın yol açtığı felaketlerin neticesinde günümüzde her
zamankinden daha fazla değer kesbetmeye başladı.Sinizmin, yasa koyuculuğun, nomos savunuculuğunun,
belki bugünlerde daha çok ihtiyaç duyulacağı gibi yeni Leviathan’ların şekillenmesinde, toprağa,
tarihe, ülkeye mensubiyet sağlamada entelektüeller her zamankinden daha işlevsel ve prestijli
konumda... Dünyada küresel kültürün dil, din, millet ayrımı gözetmeden herkesleştirme politikası
en ciddi tahribatı Müslüman dünyada yapıyor. Türk modernleşmesi kültür-medeniyet ayrımı üzerinden
kültürü koruma kavgası verirken kapitalist ilişki biçimlerini meşrulaştırdı. Bu saatten sonra
entelektüellere düşen dünya sistemine Müslümanları, biz Türkleri entegre eden iktisadi ve siyasal
unsurları belirleyip tasfiye etmektir.
Anahtar Kelimeler: Entelektüel, Aydın, Küresel Kültür, Dünya Sistemi, Sinizm.

TRT ve Kültürel İktidar Mücadelesi

İbrahim Nacak

Özet: Türkiye toplumunun kültürel kodlarını milli ve dini değerler belirlemektedir. Bu değerlerin
önemi ve etkinliği tarihsel süreçte çeşitli dönüşümler geçirmiştir. Toplumumuzun siyasal yapısında
meydana gelen değişimler, kültürel değerlerde de önemli dönüşümlere sebep olmuştur. Yakın siyasi
tarihimizi şekillendiren temel problem, toplumsal alanda hâkim olan maddi-manevi unsurların, siyasal
alanda da hâkim olma mücadelesidir. 2000’li yıllardan sonra, bu siyasal mücadelenin başarıyla
sonuçlandığı kabul edilmektedir. Fakat kültürel iktidar alanında başarısızlığın hâkim olduğu düşünülmektedir.
Bu makalede 2000 sonrası siyasal iktidarın kültürel iktidar mücadelesini, bir basın-yayın
kuruluşu olan TRT yoluyla nasıl gerçekleştirdiği incelenecektir. TRT 1 ve TRT 2 kanallarının
yayın içerikleri incelenerek, kültürel üretim alanında nasıl bir konum işgal ettiği tahlil edilecektir.
Anahtar Kelimeler: Toplumsal Değer, Siyasal İktidar, Kültürel İktidar Mücadelesi, TRT.

Türkiye’de Çocuk Kitabı Yayıncılığında Devlet Politikalarının Etkisi

Melike Günyüz

 Özet: Kültür Bakanlığı ISBN Ajansı ve Yayıncılar Meslek Birliği Federasyonu (YAYFED) verilerine
göre Türk yayıncılığı her yıl daha da büyümekte, yayıncılar uluslararası açılımlarla dünyanın birçok
diline Türkçe eserlerin telif haklarını satmaktadır. Son on yılda en büyük gelişmenin çocuk ve
ilk gençlik kitaplarında gerçekleştiği görülmektedir. Bir kültür aktarım aracı olarak edebiyatta ve
özelde çocuk edebiyatı ve buna bağlı olarak yayıncılığının inşasında ve büyümesinde Türkiye’de
devlet ve hükûmet politikalarının ne denli etkili olduğu bu yazının konusudur. Cumhuriyet döneminde
çocuk edebiyatının ve yayıncılığının gelişiminin ateşleyicisi olan Millî Eğitim Bakanlığı ve
Kültür Bakanlığı politikaları, I. ve VI. Ulusal Yayın Kongreleri Çocuk Yayınları Komisyon Kararları
çerçevesinde incelenerek çocuk edebiyatı yayıncılığının bir kültürel iktidar aracı olarak hükûmetler
tarafından nasıl değerlendirildiği tespit edilecektir. Belirlenen eğitim materyallerinin dışında sınıf
ortamında kitap bulunduran öğretmenlerin titizlikle takibe uğradığı ve cezalandırıldığı 2003’lere kadar
Cumhuriyet’in kültür politikalarının uygulanmasında çok önemli bir işlevi bulunan çocuk kitabı
yayıncılığı üzerinde bugün dünyanın geldiği çok sesli ortamda devlet politikasının etkisinin devam
edip etmediği ortaya konmaya çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Çocuk Edebiyatı, Çocuk Kitabı Yayıncılığı, Kültürel İktidar ve Yayıncılık.

Müzik ve İktidar İlişkisi Bağlamında Demokrat Parti ve 27 Mayıs Dönemi

Selçuk Küpçük

 Özet: 1950 yılında Demokrat Parti iktidarı ile çok partili döneme geçen Türkiye’de bu değişim sadece siyasal
hayatımızı değil, kültürel ve toplumsal yaşantımızı da yeniden biçimlendirmiştir. Tek Parti döneminde
uygulamaya konan Müzik Devrimi’nin tepeden inmeci, hegemonik yaklaşımı, DP iktidarıyla etkisini kaybederek
daha özgür ve sivil bir müzik ortamının doğmasına imkan aralamıştır. DP iktidarının özellikle ilk
yıllarında toplumun artan refah seviyesi ülkeye farklı bir dinamizm kazandırmış, yaşanan bu hareketlilik
müziğimizin yeniden şekillenmesine sebep olmuştur. Türkiye açısından 1950’li yılların bir başka belirgin
özelliği de kırdan kente göç dalgası meydana getirmesidir. Bu göç dalgası kısa sürede büyük kentlerin nüfuslarını
artırmış ve artan nüfus ile beraber kente ait geleneksel müzik, eğlence mekanlarında içerik dönüşümü
yaşanmıştır. Özellikle Osmanlı/Saray/Divan müziğinin devamı olan “şarkı” formu üzerinden 1950’lerde zengin
bir “müzik piyasası” belirmiştir. Bu müzik piyasasının bir tarafında da Tek Parti döneminin müdahaleci
uygulamalarından bağımsız şekilde yaşama alanı bulan türküler yer alır. Mevlevi müziğinin ilk kez halka
açık icrası, mehter müziği takımının İstanbul’un fethinin 500. yıl etkinliklerinde yürüyüş yapması, radyoda
“Türk Müziği” icra saatlerinin artması yaşanan değişimin göstergeleridir. Devlet müdahalesinden bağımsız
gelişim gösteren bu müzik ortamı sonraki on yılları içine alan bütün müzik hareketlerini beslemiştir. 27
Mayıs 1960’ta silahlı kuvvetlerin darbesi ile iktidardan zorla uzaklaştırılan DP’ye karşı söylem üretmeye
çalışan darbeciler de müziği kendi iktidarlarının meşruiyeti için propaganda amaçlı olarak kullanmışlardır.
Anahtar Kelimeler: Müzik, İktidar, Demokrat Parti, 27 Mayıs Darbesi.

Kültürel İktidara Dair

Kenan Çağan

‘Kültürel iktidar’ terkibinde yoğuşmanın olduğu yer genellikle iktidar kavramı
olmaktadır. Bunun temel sebebi iktidarın sahip olduğu çekim kuvvetidir.
Kendisine içkin olan bu kuvvet sağlıklı düşünme süreçlerine olumsuz etki eden
sersemletici bir duyguya da neden olur. Söz konusu bu duyguya kapılınca doğal
olarak meselenin odak noktası değişmeye başlamaktadır. İktidar, içinden geçtiği
her cümleyi bozup imha ettiği gibi kültür kavramını da tarumar etmektedir.
Oysa illaki her iki kavrama ilişkin bir hiyerarşiden söz edilecekse kültürün öncelikli
olduğu akılda tutulmalıdır. Çünkü kapsam ve belirleyicilik açısından kültür
önce gelir. Yani iktidarın bizatihi kendisi de kültürün bir ürünüdür. Bunu kültürün
en yalın ve en kapsayıcı tanımına yaslanarak söylüyoruz. Yani eğer bir toplumun
maddi ve manevi ürettiği her şeyse kültür, o .zaman iktidar da kültürün
doğal bir parçası olur. Ancak kültürle var ettikleri arasındaki ilişki her zaman çift
yönlü olduğu için; kültürün iktidar üzerindeki belirleyiciliği kadar iktidarın da
kültür üzerinde belirleyici olduğu akılda tutulmadır.

Karar Yitiminin Seslenişi: Kültürel İktidar

Feridun Yılmaz

Türkiye’nin modernleşme tecrübesi Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren,
ana hatlarıyla devlet aygıtının ahalisini hâkim dünya düzenine uyum gösterecek
bir forma sokabilme gayretlerine tanıklık etmiştir. Fakat bu uyum gayreti bir politik
birlik kararına dayanmadığından, bir tür “kararsızlık” hali hemen kurucu
kuşaktan başlayarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Kurucu kuşak
için hâkim düzene bu uyum gayreti, biyolojik varlığın idamesini zorunlu kıldığına
inandıkları bir kararsızlık halidir. Kurucu kuşak, Türkiye’nin kendi varlığı
konusunda herhangi bir karar imasında bulunmadığında ancak, dünya düzeninin
husumetinden kaçabileceğini ve ahalisinin biyolojik varlığını güvence altına
alabileceğini düşünmüş, bu “kararsızlığı” onun kararı olmuştur. Buna mukabil
ahali ise modernleşme ile mukadder karşılaşmasında bir kararın, dünya düzenine
uyum yerine ona teklif içeren bir kararın arayışında olmuştur.

Kültürel İktidarın Mahiyetini Anlamak

Cengiz Anık

Kültür ve iktidar kavramları yan yana getirildiğinde, kuşkusuz ki, akla ilk
gelen düşünce ekolu, Marx’ın fikri kaynaklığında gelişen eleştirel kültürel çalışmalardır.
Kültürel hegemonya kavramı etrafında gezinen bu akım, kültür
emperyalizmi kavramına iliştirilen fikirleri de etkilemiştir. Ancak kültürel emperyalizm
tabiri, daha ziyade, muhafazakâr kültürelciler için caziptir. Kültürel
transplantasyon kavramına odaklı akademik ilgi, hususen, medya-toplum ilişkilerini
çözümlemeye münhasırdır. Transplantasyon, kültürel değişime hem
olumlu hem olumsuz yaklaşanların kullandıkları bir kavramdır.
KENAR KAYIT

“Yârim İstanbul’u Mesken mi Tuttun?”: Sosyolojik Bir Olgu Olarak Türküler ve Türkülerde Göçün İzleri

Yusuf Adıgüzel

Özet: Türkiye’de 1950’lerden itibaren köyden kente göç hızlanmış, kentleşme oranı yüzde 25’ten 1980’lerin ortalarına gelindiğinde yüzde 50’lerin üzerine çıkmıştır. Öncü göçmenlerin gurbetçilik ile başlayan göçleri, zamanla kalıcılığa dönüşmüş, sonrasında Anadolu köyleri adeta büyük kentlere akmıştır. Son dönem göç çalışmalarında “öznenin” (göçmen) öyküsü, yaşam biçiminin değişimi, bu değişimin kültürel boyutları ön plana çıkmaktadır. Göçmenin bireysel öykülerinin yansıdığı alanlardan biri de halk türküleridir. Türkülerin en önemli temalarından biri olan gurbet, bireyin kendisini ait hissettiği mekândan (sıladan) ayrılmasını ifade eden bir kavramdır. Gurbetlik yurdundan geri dönmemek üzere ayrılmayı değil, “çalışıp, kazanıp, geri dönmeyi”, “hasreti ve kavuşmayı” içinde barındıran “süreli bir göçü” anlatır. Bu arızi durum, gurbetçinin evine dönmesi veya ailesini de “götürmesi/yanına aldırması” ile son bulur. Toplumsal hafıza ve kültürel birikimin en önemli yansımalarından biri olan türküler, ait olduğu yörenin ve dönemin yaşam biçimi, inançları, idealleri, değerleri ve beklentileri hususunda eşsiz birer kaynaktır. Buna rağmen türküler ve türkü sözleri genellikle estetik folklor öğeleri olarak değerlendirilmiş, edebiyat ve sosyoloji gibi diğer disiplinler tarafından yeterli ilgiyi görmemiştir. Halk türkülerinin, yalnızca bir müzik/sanat eseri olarak değil, aynı zamanda içinden çıkıp geldiği toplumun analizinde de önemli ipuçları veren bir yönü vardır. Türküler, ortaya çıktığı dönemin toplumsal yapısı hakkında önemli verileri içinde barındıran manevi kültür öğelerimizden biridir. Gurbete gidenlerin ve kalanların ardından yakılan türküler, kentte doğup büyümüş yeni nesillere, göç ve gurbetin yarattığı acı, özlem, hasret, fedakârlık gibi duyguları bütün çıplaklığı ile anlatan birer vesika niteliğindedir. Bu makalede, Türkiye’nin iç göç süreci, türküler ve türkü sözlerindeki gurbet, gidenler, kalanlar ve İstanbul temaları üzerinden analiz edilmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Göç, Türkü, Gurbet, İstanbul, Kentleşme, İç Göç.

Bir İktidar Kapanı: Ekran Milliyetçiliği

İlhami Aydın

Özet: Kültür, insanlar tarafından üretilen ve eyleyenlerin ya da aktörlerin kendilerini gerçekleştirdikleri
bir alan olarak ifade edilse de esasında güç odakları tarafından işgal edilmiş ve nihayet
kurtarılmış bir sermaye olarak işlev görmektedir. Dolayısıyla o, nesnesi olduğu toplumun öznesi
olarak yeniden üretilmiştir. Kültürel kodlar bağlamında devşirilen iktidarın gücünü perçinleyen araç
olarak milliyetçilik de önemli bir açığı kapatmaktadır. Milliyetçilik, sahip olduğu sembolik sermayesi
ve yöntemsel kudreti ile toplumsal rızayı elde etmeye çalışır. Toplumsal rıza, ideolojiyi hem
meşrulaştırmakta ve otorite kaynağı yapmakta hem de iktidar söylemine karşı oluşabilecek direnci
sönükleştirmektedir. Popüler milliyetçilik olarak ifade edeceğimiz bu fenomenin ayrıca televizyon
kurgusu ile kamuoyuna aktarılması kitleyi daha da kışkırtmakta ve iktidar alanını genişletmektedir.
Bu doğrultuda bu çalışmada, kültürün bir alt bileşeni olan milliyetçiliğin televizyon kurgusu içinde
hangi manipülasyonlarla iktidar örüntülerini yaygınlaştırdığına temas edilmiştir. Çalışma, Çalışma
İsimsizler ve Savaşçı dizilerine odaklanmaktadır. Dizilerde popüler milliyetçilik farklı metaforlarla
ifade edilmiştir. Konuşma, görsel, şiir, kahramanlar, tarihi olaylar, müzik gibi farklı unsurların kullanım
nedenleri ideolojik bağlantıları ile birlikte ele alınarak milliyetçi dil bağlamında söylem analizi
yapılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kültürel İktidar, Milliyetçilik, Rıza Üretme, Sembolik Sermaye, Söylem.

Neoliberal Hegemonya ve Dijital Kültürün İşgali: Byung-Chul Han Perspektifinden Bir Değerlendirme

Ramazan Ünsal

Özet: Genelde özgürlüğü kısıtlayan bir şey olarak düşünülse de günümüzde iktidar oldukça özgürlükçüdür.
O artık bireyi emir ve yasaklarla sınırlamaz, aksine onu olabildiğince özgürleştirir.
Neoliberal toplumda bireyi sömüren bir “efendi” olmadığı için de kişi gerçekten özgür olduğunu
düşünür. Ancak sürekli olarak başarılı olmaya çalışması ve performansını arttırması yeni bir tür zorlama
yaratır. Başkasının baskısından kurtulsa da birey kendisiyle yarışmaya başlamıştır. Dolayısıyla
özgürleşen birey hem kendisine hem de neoliberalizme boyun eğmiş olur. Diğer taraftan da dijital
kültür bütün ürünleriyle hegemonyayı güçlendirmek için seferber olur. Adeta gündelik hayat “dijital”
tarafından işgal edilir. Dijital ilk olarak “iş”i her yere taşıyarak hayatı “çalışma”ya indirger, ikinci
olarak da sosyal ağlarda yapılan paylaşımlarla bireyin kendisini şeffaflaştırmasını mümkün kılar ve
onun gözetlenmesini kolaylaştırır. İnternet ve bilgisayar tabanlı akıllı cihazlar gözetleme ve kontrol
araçlarına dönüşür. İktidar dijital dünyada üretilen verilerle kişiyi kontrol altına alır. Bu makalenin
amacı da günümüz dünyasına egemen olan neoliberalizmin, kültürel hegemonyayı devam ettirebilmek
için özgürlüğü ve dijital kültürü nasıl kullandığını ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Bunun için
makalede Güney Koreli düşünür ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han’ın perspektifi kullanılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Neoliberalizm, Hegemonya, Geçmodern Toplum, Dijital Kültür, Byung-Chul Han.
HAYAT SAHNESİ

İktidarın Peşinde: Politik Bilim ve Çernobil Dizisi

Ali Güney

Ülkemizde nükleer enerji konusu belli dönemlerde gündem olur. Kazaların
yıl dönümü, süren inşaat çalışmalarının durumu, dış ilişkilerde yaşanabilecek
olası krizlerde bir alternatif olması yahut karşıtları tarafından gerçekleştirilen
eylemler vesilesiyle. 2019 yılında EMMY ödüllerine damga vuran bir dizi ise,
dünya genelinde bilimin değeri, bilim ve politika ilişkisi konularıyla özdeşleştirilecek
bir “hatırlamaya” ve “sorgulamaya” sebep oldu.

Köy Odaları

Azem Sevindik

Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde çeşitli isimlerle anılan köy odaları, yılın
belli mevsimlerinde ya da özel günlerinde erkeklerin sosyalleştikleri, genellikle
sade bir tasarıma sahip olan ve eril bir karakter taşıyan kapalı mekânlardır.
Anadolu’da toplama açısından “gençlerin odası”, “orta yaşlıların odası” ve “yaşlıların
odası” şeklinde kategorize edilebilecek köy odalarından bazılarının belirli
bir şahsa ait evin hemen yanına inşa edildikleri ve bir statü göstergesi olarak kabul
gördükleri anlaşılmaktadır. Kendi bağlamında işlev sahibi bu sosyo-kültürel
mekânların yerel halkına veya yabandan gelen kişilere sunduğu olanakları farklıdır.
Aynı zamanda eşitlikçi bir mekân olarak köy odaları, ekolojisinde kendisini
yaratan ve yaşatan katılımcılarınca, eğlenme, hoş vakit geçirme, sohbet etme, dedikodu
yapma, oyun oynama/çıkarma, örf, âdet, gelenek-görenek üzerine temellendirilen
sözlü halk hukuku normlarını uygulama, yeme-içme, organizasyon
tasarlama, psikolojik arınma, rahatlama ve boşalma, bilgi alışverişinde bulunma
vb. amaçlarla kullanılırken, diğer yandan da, yolcuların misafir edildiği bir dinlenme
ve korunma merkezi konumundadırlar.

Kulturkampf: Halkevlerinden Kültür Merkezlerine

Nuh Akçakaya

Türkiye modernleşmesinin serencamına dair oldukça fazla literatür birikmiş
durumdadır. Bu literatür mezkur modernleşmenin yöntemini, aktörlerini,
olaylarını ve olgularını çok derin bir şekilde tartışmış; kökleri 19. yüzyıla kadar
giden bir hadiseler zincirinin muhasebesini detaylı bir şekilde tutmuştur. Elbette
ki söz konusu muhasebe bir mütekabiliyet ve karşıtlık ilkesi üzerinden gerçekleşmiş;
hesabı tutan tarafların dünyayı algılama biçimi zaman zaman dikotomik
iddialara zemin hazırlamıştır. Nihai olarak elimizde bu durumu özellikle siyasal
aktörlerin siyaset eyleme biçimi üzerinden analiz eden oldukça fazla veri vardır.

Üniforma: Türk Modernleşmesinde Kültürel İktidar İlişkilerini Anlamada Anahtar Bir Sembol

Mahmut Hakkı Akın

 Türk modernleşmesi literatürünün belli odak konular ve meseleler etrafında
geliştiği dikkat çekmektedir. Bu odak konulardan birisi de meselenin kültür ve
medeniyet eksenli ele alınmasına bağlı olarak gelişmiştir. Kültür ve medeniyet
tartışmalarının merkezi bir yerde bulunmasında, şüphesiz Ziya Gökalp’in katkısı
yadsınamayacak bir yerdedir. Ziya Gökalp’in kültür ile medeniyet arasında
yaptığı ayrım, II. Meşrutiyet sonrasında ve cumhuriyetin kuruluş sürecinde merkezi
bir konumdadır.
KİTAPLIK

Kültür Savaşları Türkiye’de Kültürel Savaşlar İslam, Sekülerizm ve Kimlik Siyasetlerinin Yükselişi

Hüseyin Özil

II. Dünya Savaşından sonra iki kutuplu sisteme bölünen dünyada 1960’lı yıllar
mevcut düzene karşı yaşanan patlamalarla doludur. Bağlantısızlar Hareketi,
Prag Baharı, Amerika’da Malcolm X ve Martin Luther King önderliğinde siyahi
vatandaşların hareketlenmesi, Küba Devrimi, Çin’de yaşanan Kültür Devrimi
gibi daha sayılabilecek pek çok olay bu dönemde yaşanmıştır. Söz edilen olayların
farklı nitelikleri ve hüviyetleri olsa da iki kutuplu düzenden kaynaklanan huzursuzlukları
göstermesi bakımından bir ana hatta sahip olduğu ifade edilebilir.
Dünya tarihinde 60’lı yıllar bu huzursuzlukların ortaya konulduğu sahnelerle
doludur. 68 olayları da bu çerçevede önemlidir.

Amerikan İmparatorluğu ve Eğlence Cephanesi: Yumuşak Güç ve Kültürel Silahlanma

Murat Demir

 Günümüzde kültürler küresel yaygınlığını daimi olarak ortak medya araçlarıyla
sağladığından ötürü kültürel bir ortaklık durumu söz konusudur. Küresel
kültüre angaje olmuş veya oldurmaya çalışılan birçok ulus, kendi orijinal değerlerinden
feragat etmenin yanında örnek aldığı üst kültürün yalnızca kültürel
değerlerinin yüceliğine değil, aynı zamanda baskısına da maruz kalmaktadır.
Bunun beraberinde kültür, modern auranın hâkim olduğu bir dönemde tekelleşme
temayülünü kolay kolay gösteremez. Netice itibariyle buna benzer bir temayülün
küre çeperinde görülmesi halinde dünyanın canlılığını yitirmesi ve kültürel
anlamda bazı güç odaklarının ortak bir güç iktidarında hem fikir olmasını
sağlayacaktır.

Çağdaş Sanatın Toplumsal İnşası: Sanat Eserinin Değerinin Sosyolojik Oluşumu

Ayşe Nur Leblebicier

 Çağdaş sanat piyasasına yönelik tartışmaların muhtelif çevrelerce birçok
yönden eleştiriye tabi tutulması yalnızca ülkemize özgü bir durum olmamakla
beraber bu eleştiriler, tüm dünyada muğlak bir çerçevede kalmaktadır. Örneğin
yirminci yüzyılın sanat tarihinde sarsıcı bir etki yaratan Marcel Duchamp’ın pisuvarına
benzer şekilde, geçtiğimiz aylarda İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın
bir muzu ‘duct tape’ adı verilen bantla duvara yapıştırdığı eserinin bir sanat galerisinde
sergilenmesiyle sanat alanında yakından şahit olduğumuz klişe saldırılar
gündeme geldi: ‘bunu ben de yaparım, bunun nesi sanat?’ Esasında eserin
yüz yirmi dolara satılmasıyla, Cattelan’ın dikkat çekmeye çalıştığı toplumsal
eşitsizliklere yönelik hicivlerinin bir amaca ulaştığı görüldü.

Kültür Savaşlarından Kültürel İktidara: Türkiye’nin Yeni Kültürü

Sedat Karal

 İnsan, beşeriyetin ilk tohumlarının atıldığı tarih öncesi çağlardan günümüz
enformasyon ve hız çağına uzanan süreçte, doğada bulunan şeyleri ihtiyaçlarından,
değerlerinden, inancından, estetik zevklerinden, yaşam tarzından ve üretim
şeklinden hareketle hiç durmaksızın dönüştürüp kendisi için uygun hale getirerek
“kültür” denilen olgunun oluşmasında önemli ve biricik bir rol oynamıştır.
Bu haliyle, var olan bir şeyin başka bir şeye dönüştürülmesi olarak anlaşılan kültür,
doğanın karşıtı olan bir yerde konumlanır. Örneğin; doğada bulunan herhangi
bir ağacı yontan, belli yerlerini deşen, şekil veren, zımparalayıp vernikledikten
sonra menteşelerini ve kulpunu takan marangoz ya da mobilyacı, ağacı
kapıya çevirip doğanın mevcudiyetini kendi düşünsel dünyasına uygun kılarak
kültür yaratımına katkıda bulunur.

Toplumsal Hafıza: Hatırlama ve Unutmanın Sosyolojisi

Ayşe Şahin

 Zaman zaman daha önce yaşanılmış, ya da tecrübe edinilmiş bilgiler, anılar,
bir koku, tat ya da ses ritimleri gibi herhangi bir sebepten tekrar gün yüzüne
çıkıp dillenmekte hatta eski hatırlanan izlerden yürünmektedir. İşte bu dillendirmenin
adı kendi lisanımızda anımsama, hatırlama olmaktadır. Bu yaşanmışlıkla
kazanılan şeylerin aradan ne kadar zaman geçerse geçsin bir sebepten dolayı
zihinde muhafaza edilmesine hafıza denmektedir (Özakpınar, 2017: 10). Bu anlamda
hafıza soyut bir kavram olmakla birlikte daha önceki deneyimleri geri
getirmesi ve bunu davranışlarda görünür kılmasıyla aynı zamanda da somut
olarak görünür olmaktadır. Geçmişte yaşananlar kaydedilirken onun bıraktığı
izler, anılar, anımsamalar her zaman şimdiyle ve yaşanan anla bağdaştırılarak
bireyin zihninde yer almaktadır.

Alexis de Tocqueville: Modern Çağın Çelişkileri Karşısında Bir Düşünür

Yasin Özdemir

Türkiye’de entelektüel tarih-düşünce tarihi alanının, başta sosyoloji olmak
üzere tarih dışı disiplinlerin mensupları tarafından domine edildiği ve bu alanda
ilginin büyük ölçüde Osmanlı-Türk dünyasına ayrıldığı ifade edilebilir. Burada
kısa bir tanıtımını sunmayı amaçladığımız kitap, sosyoloji disiplininden bir akademisyenin
eseri olmakla bu genel tabloya uymakta, Batı düşünü üzerine bir
tetkik eser olmakla bu tablodan farklılaşmaktadır.

Türkiye’de Sosyolojinin Mazereti Yok! “Sosyoloji ve Sözde Mazeret Kültürü” Kitabı Üzerine Bir İnceleme

Mehmet Ali Aydemir

 Sosyoloji toplumu açıklama uğraşısında bir bilim olarak kabul edilmektedir.
Açıklanan gerçekliğin doğası gereği sosyolojinin ilgileri ve uzmanlık alanları da
çeşitli alt başlıklar etrafında kümelenmektedir. Bu durum nesnesi ile kurduğu
bilgi temelli ilişki içinde sosyolojinin çok boyutlu ve birbirinden oldukça farklı
başlıklarda uzmanlık sahalarının gelişmesini kaçınılmaz kılmıştır. Toplumsal
olana dair bir açıklama için metodolojik yönelimlerden tutun da veri toplama
araçlarına, bilginin mahiyetinden, kültürün doğasına yahut klasik köklerden,
teorisyenlerin analitik düşünme biçimlerine, uzmanlık alanlarından genel çerçeveli
düşünme stratejilerine kadar geniş bir çerçevedeki soruşturmalara işaret
edilebilir.
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları