SATIŞ NOKTALARI
 
TEMSİLCİLİKLER
 
Ana Sayfa | Basında Biz | Yayın ilkeleri | Tüm Sayılar | Duyurular | Künye | Danışma ve Hakem Kurulu | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
 
 
5. SAYI // Toplumsal Hareketler

DİVAN KALEMİ

 Toplumsal hareketler, yeni dosya konusu. Modern zamanların en önemli sosyolojik hadiseleri arasında yer alan toplumsal/sosyal hareketler bahsi, günümüzde önemini korumaktadır. Farklı nedenlere, olaylara, gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal hareketler, belli bir grubu, kitleyi, katmanı, sınıfı, tabakayı, zümreyi harekete geçirebilmekte, yeni siyaset tarzı olabilmekte, bir toplumsal baskı oluşturabilmektedir. Kendine özgü portreleri, dili, söylemi, bakış açısını, yaklaşımı üreten toplumsal hareketler, bütün dünyada önde gelen gösteri, siyaset ve ortaya çıkma tarzlarından biridir. Kimi zaman bir tepki hareketi, kimi zaman ifade tarzı, kimi yerde bir isyan, kimi yerde bir muhalefet, bazen gerçeğin göstergesi bazen gerçeğin örtülmesi örneği olabilen toplumsal hareketlerin karmaşık bir yapı ortaya koyduğu görülmektedir. Bununla birlikte aynı zamanda insanın bir şekilde ses vermesi, sesini duyurması, kendini haykırması, sesine ses katmak istemesi gibi çok naif bir sebeple de izah edilebilir toplumsal hareketler; nedenleri, sonuçları, etkileri, yankıları farklı farklı tezahür etse de. 
 
Toplumsal hareketlerin teorik zemini, üç ayrı yazı bağlamında ayrıntılı bir şekilde ortaya konmaktadır. Erhan Tecim, Selahattin Güven ve Ayşegül Dede, toplumsal hareketleri ortaya çıkış koşullarını, teorik arkaplanını, yeni toplumsal hareketlerin ortaya çıkma serüvenlerini izah etmektedirler. Teorik tartışmaların dışında toplumsal hareketlerin farklı sosyolojik alanlardaki yansımaları da dosyanın öne çıkardığı bir başka zemin olmaktadır. Bu anlamda toplumsal hareketlerle ilişkili olmak üzere Ertan Özensel sosyal medya, Ferhat Tekin beden temsilleri, Mehmet Birekul müzik meselelerini irdelemektedirler. M. Cemal Şahinoğlu ise Türkiye siyasetini derinden sarsan Mavi Marmara olayını detaylı bir şekilde ele almaktadır. 
 
Bu sayının sohbeti ülkemizin önde gelen sosyologlarından Prof. Dr. Korkut Tuna ile gerçekleştirilmektedir. Korkut Tuna, özellikle Türkiye’de sosyoloji iklimini, bu iklimin temel özelliklerini, dönüşümlerini dahası Türkiye’de sosyolog olmanın serencamını dile getirmektedir.
 
Kenar Kayıt, Ahmet Demirhan’ın edebiyat eleştirisi alanındaki ufuk açıcı makalesi ile farklı bir konuyu tartışmaya açmaktadır. Demirhan psikanalitik eleştirinin eleştirisini gerçekleştirmektedir. Ramazan Yelken, bürokrasiyi enine boyuna değerlendirmektedir. 
 
Sosyolojinin insan gerçekliğine odaklanmasını öneren Hayat Sahnesi, farklı konuları içermektedir. Değerli öykücü Hüseyin Su, Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş etrafında oluşan Abdal geleneğini ve bu geleneğin ürettiği müziğin esaslı kodlarını özgün üslubuyla değerlendirmektedir. Köksal Alver, Filistin Davası’nın çizgi kahramanı olan Hanzala’yı yorumlamaktadır. Ahmet Gökçen, yeni toplumsal hareketlerde ve özellikle Arap Baharı tartışmalarında çokça konuşulan Tunus’u şehir özellikleriyle sunmaktadır. Zeki Saka, ‘yaşanmış zaman nümuneleri’ne bir yenisi daha eklemekte ve Karadeniz insanı için hayli önemli olan iki yiyeceğin, Pancar ve Mısır’ın analizini gerçekleştirmektedir. İlknur Ekiz ise su üzerine bir deneme ile suyun farklı bir boyutuna dikkatleri çekmektedir. 
 
Kitaplık, okumayı, okunanlar üzerine yazmayı, kitaplar üzerinden farklı tartışmalar açmayı cesaretlendiren kitap analizlerine yer vermektedir.
 
Selam ile…

İÇİNDEKİLER

 5 DİVAN KALEMİ | Editör
 
DOSYA: TOPLUMSAL HAREKETLER
9 Erhan Tecim | Toplumsal Hareketler ve Yenilik Bağlamı
25 Selahattin Güven | Temsil Krizinin Siyaseti: Sosyal Hareketler
39 Ayşegül Dede | Yeni Toplumsal Hareketler: “Yeni ve Başka Bir Dünya” Talebi
53 Ferhat Tekin | Toplumsal Hareketlerde Bedenin Temsili
69 Ertan Özensel | Sosyal Medyanın Mısır Devrimindeki Rolü
87 Mehmet Birekul | Toplumsal Hareketler ve Müzik
119 Muhammet Cemal Şahinoğlu | Sivil Toplum ve Mavi Marmara Olayı
 
SOHBET
149 Prof. Dr. Korkut Tuna ile Sosyoloji Sohbeti
 
KENAR KAYIT
165 Ahmet Demirhan | Paylaşılamayan “İdeal”: ‘Mağrur’un Dili ve Edebiyat Eleştirisi
211 Ramazan Yelken | Atanmışların Seçilmişler Üzerindeki Dayanılmaz Vesayeti
 
HAYAT SAHNESİ
221 Hüseyin Su | Yıkık Şapkalı Kara Adamlar
229 Köksal Alver | Hanzala
235 Seyfettin Kurt | Rampalı Çarşı
241 Ahmet Gökçen | Bir Şehrin Anatomisi: Tunus
247 Zeki Saka | Pancar ve Mısır
255 İlknur Ekiz | Suyun Üstünlüğü ve Melankolikleşmesi
 
KİTAPLIK
261 Tuba Duman | Şehir
265 İbrahim Nacak | Bir Kavramın Anatomisi: Topluluk
271 Faruk Turğut | Sosyal Bilimlerde Yaklaşımlar ve Metodolojiler
277 Hüseyin Özil | Sınırın Sosyolojisi: Ulus, Devlet ve Sınır İnsanları
281 Murat Ak | Mevlid: İslam Dünyasında İbadetler ve Dindarlık
289 Musa Arı | Erzurum’un Nasreddin Hocası: Naim Hoca
 
295 ÖZETLER
 
304 YAZARLAR
DOSYA

Toplumsal Hareketler ve Yenilik Bağlamı

Erhan TECİM

 Bu çalışma, toplumsal hareketler ve yenilik bağlamının incelendiği teorik bir çalışmadır. Öncelikle, kolektif davranış fikrinden yola çıkılarak toplumsal hareket kavramına nasıl ulaşıldığı tartışılmıştır. Ardından, sosyolojik kavramlar eşliğinde kolektif davranış ve toplumsal hareket farklılığı vurgulanmıştır. Bu açıdan bir kolektif davranış çeşidi olan toplumsal hareketler iki düzeyde ele
alınmıştır. 1970’ler sonrası ve öncesi dikkate alınarak yapılan ayrıma göre; Klasik toplumsal hareketler (KTH) ve yeni toplumsal hareketler (YTH) şeklinde değerlendirilmiştir. Çalışma, özellikle literatürde çok kullanılmaya başlanan YTH’lerin ne olup ne olmadığını tartışmaktadır. Literatür değerlendirmeleri eşliğinde yapılan analizler ile bir hareketin KTH’lerden farklı olarak, YTH şeklinde adlandırılabilmesi için şu bağlamlarda bir özgünlük taşıması gerekmektedir. Yapı ve temalar, aktörler, hedefler, örgütsel yapı ve eylem biçimi. Yani KTH’ler ve YTH’ler bu başlıklar açısından bir farklılık göstermelidirler. Ancak bu da yeterli değildir. Çünkü sosyal gerçeklik farklı şekillerde cereyan etmekte olduğundan kesin bir şekilde, bir toplumsal harekete ‘klasik’ veya ‘yeni’ diyebilmek o kadar da kolay olmamaktadır. Bu çalışma ile ideal bir sınıflandırma modeli ortaya koyulmak istenmiştir.

Temsil Krizinin Siyaseti: Sosyal Hareketler

Selahattin GÜVEN

 Bu makale, kurumsal siyasetin işlevsiz kalmasının neticesinde ortaya çıkan sosyal hareketleri tanımlanmak, tasnif etmek ve onları ortaya çıkaran temsil krizine odaklanmayı amaçlamaktadır. Makalede, öncelikle sosyal hareketler literatürüne bakılacak ve buradan hareketle “Arap Baharı”, yeni sosyal hareketler ve cemaatleşme gibi olgular temsil krizi bağlamında tartışılacaktır.

Yeni Toplumsal Hareketler: “Yeni ve Başka Bir Dünya” Talebi

Ayşegül DEDE

 Yeni Dünya ile Başka Dünya kavramları farklı sosyolojik durumları ifade eder. Aynı zamanda büyük bir değişimi de haber verir. Başka Dünya kavramıyla birlikte Yeni Dünya tarafından çizilen sınırlar kabul edilmez, tek bir doğru anlayışı anlamını yitirir ve meta anlatılar önemini kaybeder. Yaşanan bu değişim kendisini toplumsal hareketlerde de gösterir. Yeni toplumsal hareketlerin taleplerinin modern yapı tarafından karşılanamaması, hareketlerin yeni ve başka bir dünya talebi ile ortaya çıkmasına yol açar. Çevre, barış, etnisite ve yerel özerklik gibi temalar yeni toplumsal hareketlerde merkeze geçer, aktörler “özne” olarak belirli bir grup ya da lider dışında mevcut değerleri dönüştürme, dünyayı değiştirme ve başka bir dünya inşa etme amacı ile harekete geçmeye başlarlar. Bu süreçte mevcut dünyanın yıkılarak, yeni bir dünya inşa edilmesi yerine, eldeki dünyanın dönüştürülmesi veya bir dünyanın başka dünyanın içine yerleştirilmeye çalışılması öncelenir.

Toplumsal Hareketlerde Bedenin Temsili

Ferhat TEKİN

Toplumsal hareketler hem toplumsal sistemin meşruiyetini sorgulayarak bazı temel sorunlara dikkati çekmekte hem de farklılıkları örten bütünleştirici toplum ve “makbul” birey anlayışına karşı çıkmaktadırlar. Bilindiği gibi bedenler de iktidarlar, ideolojiler ve kimlikler arasında sürekli bir hâkimiyet kurma mücadelesine sahne olmaktadırlar. Bir başka ifadeyle bedenler daima sosyopolitik mücadelelerin merkezinde yer alırlar. Dolayısıyla bu yazı, toplumsal hareketlerde sorgulama, karşı çıkma ve farklı olmanın bedenler üzerinden nasıl ifade edildiğini konu edinmektedir. Bu çerçevede üç (feminist, İslamcı ve Kürt) toplumsal hareket beden sosyolojisi bağlamında ele alınarak bir okuma yapılmaya çalışılmaktadır. Hak, talep, farklılık, mücadele ve kimliğin ifade edilmesinde bedenin nasıl rol oynadığı; bir başka ifadeyle bedenin ve onun temsillerinin bu hareketlerde nasıl yansıma bulduğu analiz edilmektedir.

Sosyal Medyanın Mısır Devrimindeki Rolü

Ertan ÖZENSEL

“Arap Baharı” olarak isimlendirilen Kuzey Afrika ve bazı Ortadoğu ülkelerindeki otokratik rejimlere karşı yürütülen “halk hareketleri” sonrası meydana gelen rejim değişimlerinin, sosyal medya aracılığı ile ya da onun üzerinden örgütlendiği söylemleri ve pratik yansımaları bu tartışmaları daha da alevlendirmiştir. Mısırdaki aktivistlerin örgütlenme, haberleşme, toplanma ve olayları dünya kamuoyuna duyurma konusunda sosyal medyayı oldukça aktif bir şekilde kullandıklarına şahit oluyoruz. Bu makalede, bir iletişim aracı olarak sosyal medyanın işlevleri üzerinde bir değerlendirme yapıldıktan sonra, genelde Arap baharı, özelde de “Mısır Devrimi”nde üstlendiği role ve kitleler üzerindeki etkiye yönelik bir değerlendirme yapılmaya çalışılmaktadır. Böylece Mısır Devrimi ve Sosyal Medya arasındaki ilişki değişik boyutlarda ortaya konmaya çalışılacaktır.

Toplumsal Hareketler ve Müzik: Söylemden Harekete Marşlar/Ezgiler

Mehmet BİREKUL

Gerek tarihsel bir zorunluluğu yerine getirmeye çalışan eski sanayi toplum tipine ait eski sosyal hareketlerin gerekse topyekûn bir değişimden ziyade duyulan bir rahatsızlığa tepki geliştiren yeni sosyal hareketlerin temelindeki duyguların varlığı yadsınamaz. Duygular bir bakıma toplumsal hareketlerde dayanışmanın tutkalı, ihtilafın ise körükleyicisi olarak işlev görmektedirler. Toplumsal eylemin merkezinde bir itici güç olarak duyguların sosyal hareket kültürü içerisindeki en önemli araçlarından birisi de marşlar olarak belirmektedir. Hareketle uyumlu bir müzik tarzı olarak marşlar toplumsal hareketlerin çözümlenmesi anlamında önemli bir veri alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada farklı söylemlere sahip olan iki farklı grubun / müzisyenin (Grup Yorum/ Ömer Karaoğlu) marş formundaki eserleri incelemeye tabi tutulmuştur. Youtube’da en çok dinlenen 26 marşın toplumsal hareket mantığı çerçevesinde taşıdıkları sembolik anlamlar son yıllarda toplumsal hareket örgütlerinin incelenmesinde özellikle göze çarpar hale gelen Goffman’ın “çerçeve analizi” (frame analysis) yöntemi ile nitel olarak irdelenmiştir. Araştırmada bu anlamda Kolektif Kimlik Çerçevesi, Özgür Alan / Mekân Çerçevesi, Kolektif Duygular Çerçevesi ve Simgeler ve Toplumsal Hareket Kültürü Çerçevesi olarak belirlenen dört çerçevede toplumsal hareketlerle müzik ilişkisi betimlenmeye çalışılmıştır.

Sivil Toplum ve Mavi Marmara Olayı

Muhammet Cemal ŞAHİNOĞLU

Sivil toplum kuruluşları (STK); insan hakları ihlalleri, iklim değişikliği ve küresel ekolojik sorunlar gibi ulus-devletlerin tek başına çözemediği ya da bizzat sorumlusu olduğu küresel düzeydeki sorunların çözüme ulaştırılması noktasında, son yıllarda kilit bir rol üstlenmektedir. Bu kuruluşlar, başta insani yardımlar olmak üzere savaşlar, etnik çatışmalar gibi farklı krizlerde önem ihtiva etmektedir. Sivil toplum kuruluşları özellikle küresel kamuoyunu arkasına alarak büyük bir baskı aracı haline gelebilmektedirler. Böylece mevcut problemlerin çözümü noktasında devletlere baskı yapabilmektedirler. STK’lar kimi zaman devletlerin yetersiz kaldığını düşünerek mevcut sorunun çözümünde bir aktör misali hareket edebilmektedirler. Çalışmanın merkezi olan “Mavi Marmara Olayı” bu bağlamda somut bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllardır Gazze’de yaşanan insan hakları ihlallerine devletlerin, hükümetlerin ve uluslararası örgütlerin tepkisi oldukça zayıf kalmıştır. Bu duruma tepki olarak altı farklı uluslararası STK, Gazze’ye yardım filosu organize etmiştir. Konvoya yapılan baskın nedeniyle yardımlar yerine ulaşamamış ancak hedef gerçekleşmiştir. Devletlerin görmezden geldiği insan hakları ihlalleri, sivil toplum yoluyla gündeme gelmiştir. Çalışmada, sivil toplumun gücü Mavi Marmara olayı üzerinden değerlendirilecektir.
SOHBET

Korkut Tuna ile Sosyoloji Sohbeti

Türkiye’de sosyolog olmak… Türkiye’de sosyolog olmanın bir tipolojisi çıkartıldığında hangi karakteristik özellikler öne çıkar? Bakış açısı, zihniyeti, dili, söylemi, duygusu, duruşu, siyaseti ne şekilde tasvir edilebilir? Ve belki daha can alıcı bir soru: Türkiye ortamında iyi bir sosyolog olmanın yolu nereden geçer?
 
Türkiye’de sosyolog olmak üniversiteden alınacak bir icazete bağlıdır her şeyden önce. Bu icazet nedir diyecek olursak sosyoloji adına yapılmış bir eğitim, şayet bu yoksa sosyoloji alanında kazanılmış bir doktora veya doçentlik sınavı gerekli olmaktadır. Bu yeterli midir diye soracak olursak, sosyolojinin kapsamı ve karmaşıklığı karşısında, muhakkak ki bir icazettir diyebiliriz. Sosyoloji dersleri veriyor olmak, Sosyoloji Bölümlerinde çalışıyor olmak da önemlidir. Ama Türk toplumunu, geçmişteki ve günümüzdeki yanları ile ele almak da gerekmektedir. Bunun için yaşanmış bir tarihî/toplumsal süreç hakkında somut bilgilerimiz olmalıdır. Bu konularda gerekli okumaların ve araştırmaların yapılmış olmasını, en azından haberdar olmayı ve gerektiğinde nereye bakacağımızı bilmemiz gerekecektir. Kendi içinde yaşadığı toplumu, meselelerini anlamak, bilmek, bu konuda ne tür kavramlar kullanılmış, nasıl bir terminoloji oluşmuş, bunlara dayanarak olup biteni açıklayabilmek çok önem kazanmaktadır. Burada araştırıcının (sosyoloğun) bakış açısı, zihniyeti, ele aldığı olayları kavramlaştırma biçimi, taraftarı olacağı siyasî duruşlar tabii ki etkilidir. Ama bana göre ele alınan meselenin kendisi asıl tayin edicidir, toplumun geçmişten geleceğe kazandığı özellik tayin edicidir. Sosyolojik açıdan meselelere yaklaşanlar, bütün bunlar yokmuş gibi davranamazlar. Toplumun sosyoloğa yüklediği böylesine bir ‘müktesebat’ asıl tayin edici olmalıdır. Devir değişmiş bile olsa bu temel tayin edici olmalı, en azından ihmal edilmemelidir. Ancak bu temel üzerine günümüzün meseleleri bir anlam kazanabilir, birlikte ele alınabilir. Bütün bunlar yokmuş gibi, sadece bu günden veya sıfır noktasından başlanamaz. Bunlar göze alındığında iyi bir sosyolojik yaklaşım sahibi sosyologlardan bahsedebiliriz.
KENAR KAYIT

Paylaşılamayan “İdeal”: ‘Mağrur’un Dili ve Edebiyat Eleştirisi

Ahmet DEMİRHAN

Bu makale edebiyat eleştirisinde ortaya çıkan Doğu-Batı sorunu, Batı’nın etkisiyle oluşan “ideal”in edebiyat eleştirisinde nasıl kullanıldığı, psikanalitik yöntemin edebiyatta beliren bu unsurları çözümlemede işe yarayıp yaramayacağı konuları üzerinde durmaktadır. Orhan Koçak’ın meşhur “Kaptırılmış İdeal” yazısında hem genel olarak Tanzimat Dönemi edebiyat ortamına ve hem de özel olarak Servet-i Fünün çevresinin en önemli romanlarından Mai ve Siyah’ın psikanalitik okumasına dair eleştiriler yöneltilen makalede, Tanpınar’ın görüşlerine de başvurularak sanatın “ideal”in izinde kendisini mutlaklaştırdığı tezi sorgulanmaya çalışılmaktadır. Makalenin asıl üzerinde durduğu konu ise bu tür eleştiride psikanalizin seçmeci, ideolojik ve oryantalist bir biçimde kullanıldığını göstermesidir.

Atanmışların Seçilmişler Üzerindeki Dayanılmaz Vesayeti

Ramazan YELKEN

Bürokrasinin artık hiç bir zaman geçmişine benzemeyecek biçimde yeniden doğmasını sağlayan modern olgunun temelinde iktidarın kaynağının değişmesi vardır. İktidarın kaynağı artık sorgulanamaz olan Tanrı, soy, kan vb. olgular değil içeriği her türlü tanımlanabilecek olan “halk” dediğimiz bir varlıktır. Dolayısıyla iktidar karşısında tarihin bu döneminde bürokrasinin durumu ilk defa eşitlenmiş olmaktadır. Artık her ikisi de kaynağını halktan alan hukuka karşı yani halka karşı sorumludurlar. Bu sorumluluğun içeriği de düzenlemelere göre değişmektedir. İktidarla bürokrasinin kaynağını halktan alan hukuk karşısında eşitlenmesi bürokrasinin gücüne güç katmıştır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ile bunun dengelenmeye çalışıldığı modern demokrasilerde çoğu zaman pratikte farklı branşlardaki bürokrasilerin işbirliği güçler birliğine dönüşmektedir.
HAYAT SAHNESİ

Yıkık Şapkalı Kara Adamlar

Hüseyin SU

İnsanın hamurunu, mayasını, önce ait olduğu, üzerinde yaşadığı ve genel anlamda coğrafya olarak tanımladığımız topraklar karıyor ve yoğuruyor. İbni Haldun’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a kadar, önemine, anlamına inanılan ve her zaman da atıfta bulunulan bir söz vardır: Coğrafya kaderdir!.. İşte bu kader karıp yoğuruyor insanın hamurunu. Duyguları, düşünceleri, kültürü, sanatı, edebiyatı ve bütünüyle hayatı hissedişimizi de yoğuruyor. Hatta o kadar yoğuruyor ki hangi durumda nasıl üzüleceğimizi ve sevineceğimizi, neye güleceğimizi ve ağlayacağımızı, hangi durumda mutlu ya da mutsuz olacağımızı, acımızı, kederimizi, neşemizi nasıl paylaşacağımızı, yaşadığımız hayatın söze ve yazıya nasıl yansıyacağını, daha da önemlisi, bütün bu insanî hâllerimizin yüreğimize inceden inceye nasıl nakşolunacağını ve bir coğrafyaya ait oluşumuzu belirliyor ve biçimlendiriyor. Mutlaka bu durum, her coğrafya için böyledir ama bizim coğrafyamızda ‘Anadolu İnsanı’ dediğimizde her hâliyle bir ‘özel insan’ olarak gözümüzde ve gönlümüzde tecessüm eden, yüreğimizde sesini ve yüreğinin sıcaklığını hissettiğimiz, onun hayatına ana çizgileriyle, iç dünyasına da köşe bucak muttali olduğumuz bir insan var ki biz onu dünyanın neresinde olursa olsun anında tanırız. Görür görmez, toprağım, dediğimiz insandır işte o.

Hanzala

Köksal ALVER

Hanzala bir çocuktur ve hep çocuk olarak durmaktadır. Zaman geçmekte, dönemler ve çağlar değişmekte, sahneler başkalaşmakta, aktörler yer değiştirmekte fakat Hanzala hep aynı yaşta, aynı duruşla yer almaktadır sahnede. El-Ali neden bir çocuk karaktere hayat vermiştir; çizgilerinin yanına neden bir çocuğu yerleştirmiştir? Bu sorunun cevabını biraz çocukluk halinin özellikleri verebilir. Çocuğun genel özellikleri ve çocukluk durumları Hanzala’nın analizinde devreye sokulabilir. Çocuk saflık, yalınlık, masumluk öznesi kadar bir bakış, bir duruş, bir algılama ve hatırlama biçimidir de. Henüz dünyanın hayhuyuna bulaşmamış çocuk, siyasetin, iktidarın, iktisadın çetrefilli işlerinden uzaktadır. Bütün eylemleri yalın haliyle izleyen ve ortaya koyan çocuk, kendi gözünden bir dünya sunmaktadır. Çocuk, karşısındaki manzarayı olduğu gibi seyretmekte, o manzaranın etkilerini yansıtmaktadır. Dünyada olan biten ne varsa çocuğun şahsında, çocuğun benliğinde, çocuğun duruşunda yankılanmaktadır. Çocuk bir ‘ayna’ görevi görmekte, bütün olup biteni olanca çıplaklığı ile duyurmaktadır.

Rampalı Çarşı

Seyfettin KURT

Rampalı çarşı Konya nın günlük ritmine çok hızlı ve çok şümullü girmiştir. Okuma, yazma, düşünme, kendini geliştirme yönünde emek harcayan her yaştan, her eğitim seviyesinden insana “malzeme” temin etmiştir. Anaokulu öğrencileri için oyun hamuru, elişi kağıdı, yapıştırıcı, makas, krepon kağıdı, ilkokul öğrencileri için, boyama kitabı, renkli resimli hikaye kitapları, orta okul öğrencileri için hikaye kitapları, TEOG hazırlık kitapları, sözlükler, oyun CD leri, atlaslar, lise öğrencileri için, romanlar, üniversite hazırlık kitapları, film CD leri, üniversiteler için ders kitapları, İngilizce kitaplar, Osmanlıca kaynaklar, üniversiteyi bitirenler için, KPSS, ALES sınavına hazırlık kitapları, tercih kılavuzları, teknik öğrenciler için önlük, laboratuar malzemeleri, KOMEK meslek edindirme kurslarına giden kızlar ve kadınlar için, kurdele, makas, kalıp çıkarmak için patron, milaj kağıdı gibi tüm malzemeler, küçücük, ışıklı dükkanlarda şehir halkının emrine amadedir. Rampalı çarşı Konya halkının hayatında artık faydalı bir aylaklık mekanıdır ve yol üstüdür, komşu kapısıdır. Hayat Tostçusu’nda tost yiyip nar şerbeti içmeye gider gibi, Lezzet Lokantası’nda pide arası tavuk döner yiyip ayran içer gibi, kurucu kazımda pilav üstü kavurma yer gibi, gidilir ve şöyle bir uğranılır artık rampalı çarşıya da.

Bir Şehrin Anatomisi: Tunus

Ahmet GÖKÇEN

Beyaz evler üzerine bir ressamın fırça darbelerini andıracak şekilde güzelce yerleştirilen mavi kapı ve pencereler Tunus'un en önemli simgelerinden biri. Tunus'un birçok yerinde görebileceğimiz bu yapılara, Sidi Bou Said nahiyesinde daha sık olarak rastlamaktayız. Hatta bu bölge, bu evleriyle iştihar bulmuş. Denizi bir tepeden seyreden bu nahiyede mavi-beyaz evler, harika bir doğa yeşili, denizin ve göğün mavisiyle eşsiz bir manzarayı gözlere sunmaktadır. Hemen her evin üzerinde bulunan asmalar bu el emeği göz nuru kapıları sarıp sarmalamakta, o asmalardan yayılan kokular ise nahiyenin en ücra köşesine kadar sinmektedir. Her ne kadar birbirine benzeyen renklere boyanmış olsa da, her evin mimarisi farklı bir biçimde inşa edilmiş. Konaklardan müstakil bahçeli evlere, mütevazi bir evden villalara kadar birçok yapıya aynı sokakta rastlanabilmektedir. Lakin maviye boyanmış kapı ve pencereler ve beyaza boyanmış duvarların sağladığı ahenk, bu farklılığı daha anlamlı hale getirmektedir. Bu eşsiz evlere kendinizi kaybedip yakınlaştıkça gözünüze çarpan ilk şeydir: Nakışlı Kapılar.

Pancar ve Mısır

Zeki SAKA

Herkes istediği yemeği, tatlıyı, sebzeyi kendinden bilebilir. Dahası bu yiyecekle sınırlı kalmaz, kelimelere, insan evladının yapıp ettiği her şeye sirayet edebilir. Sucuğun, mantının ve baklavanın böyle bir hali var. Ama pancar için bunu söylemek kimsenin harcı değildir. Tek cümleyle pancar, Karadenizlidir, Karadenizlinindir. Samsun’dan Artvin’e kadar hep o vardır. Sonra Karadeniz’de hiç kimse onu kendinden bilmez, bir kendinin addetmez. Horon biraz Giresun’un ama en çok Trabzon, Rize ve Artvin’indir. Haliyle kemençe yine biraz Giresun’un, ama en çok Trabzon, Rize ve Artvin’indir. Tulum sadece Rize’nin ve Artvin’indir. Ama pancar, mısır ve hamsi hepimizindir. Teferruat mukabili, adı bazen pancar bazen lahana, bazen darı bazen mısırdır. Lakin sahili kenarı, ortası doğusu, Türkü, Gürcüsü, Lazı değişmez bu hakikat, böyledir.

Suyun Üstünlüğü ve Melankolikleşmesi

İlknur EKİZ

Modern zamanların hem sebebi hem sonucu olan su dolaşımı, kentlere melankolik bir halde ulaşıyordu. Evrildi, çalkalandı, sarsıldı, makineyle temas etti. Teknolojinin araçları ona da değdi. Hem şehirleşmeye hem de şehirleştirmeye sahip çelişik bir madde oldu. Bir zamanlar toprak testilere, demir kovalara dolan su, şehirde plastik şişelere girdi. Güzelce ambalajlandı, şekil verildi. İrili ufaklı taşların arasından, eğri çekilmiş arıklardan, yüksek duvarlardan, kıvrımlı çukurlardan seslice akan su, artık batı ürünü olan sanayi borularından geçmeye başladı. En önemli dönüm noktası ise enerji ihtiyacı ile suyun hapsedilmesi oldu. İnsan teknoloji gücüyle suyu pasifleştirdi ve her zerresine hakim olmak istedi.
KİTAPLIK

Şehir

Tuba DUMAN

Şehir, Chicago Okulu yazarlarının, temel ilgi alanları olan şehir yaşamı üzerine yazdıkları makalelerinden oluşmuş önemli bir kitaptır. Okulun temel entelektüel yaklaşımı bütün kitaba hakimdir. Yazılar teorik bir temel kurmayı hedeflerken gözlemlere, şehir tarihine ve şehrin değişimine, dönüşümüne, şehirde modernleşmeyle birlikte değişen hayat alanlarına, koşullarına, yaşam tarzlarına ve zihin yapısına dikkat çekmiş, kimi makaleler saha çalışmalarından da yararlanmıştır. Chicago üniversitesi sosyoloji bölümüne mensup olan, Chicago Okulu, kenti bağımsız sosyolojik analizin nesnesi olarak görmüş ve incelemiştir. Şehir birçok disiplinin konusudur, tarihsel açıdan dikkat çekici olmasının yanında şehir planlaması alanında da şehirle ilgili teorik çalışmalar önemli bir yer tutmaktadır. Chicago okulunun yazarları, çalışmalarını yaparken şehrin birçok disiplinin konusu olduğunu göz ardı etmemiş ve tarih, şehir planlama gibi disiplinlerden de faydalanmıştır.

Bir Kavramın Anatomisi: Topluluk

İbrahim NACAK

F. Tönnies’in gemeinschaft (cemaat)-gesellschaft (cemiyet) ayrımı, E. Durkheim’ın mekanik ve organik dayanışması gibi kavramsallaştırmalar, sosyolojinin klasik referans noktalarından bazılarıdır. Topluluk ve toplum olarak da ifadelendirilen bu ikilikler, günümüzde yeni perspektiflerle yorumlanmaya başlanmıştır. Bu yeni yorumların yaslandığı temel yaklaşım, yapılan tasniflerin salt dikotomik ayrımlar olamayacağı noktasındadır. Özellikle bilimsel terminolojideki kategorik ayrımların, toplumsal gerçekliklerle örtüş(e)mediği, dolayısıyla insan faktörünün kategorik sınırları aşan doğasının olduğu gerçeği, temel sosyolojik dikotomileri artık yapı bozumuna uğratmaktadır. Yaklaşık on beş sene önce kaleme alınan ve 2015 Nisan ayında Türkçe’ye kazandırılan Gerard Delanty’nin “Topluluk” eseri de böyle bir insiyakla ortaya çıkmıştır.

Sosyal Bilimlerde Yaklaşımlar ve Metodolojiler

Faruk TURĞUT

Porta ve Keating'in editörlüğünü yaptığı bu çalışmayı diğer metodoloji kitaplarından farklı kılan, sosyal bilimlerin metodolojik ortaklığı kabulünden yola çıkarak herhangi bir yaklaşım ya da yöntemi öncelemek yerine çoğulcu bir bakış açısını benimsemiş olmasıdır. Şu bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır ki herhangi bir bilimsel yaklaşım ne kadar geniş bir alana uygulansa da her şeyin tam manasıyla bilinebilmesi pek mümkün gözükmemektedir. Lakin olduğunca yaklaşabilmek için çeşitli yaklaşım ve yöntemler arasındaki katı sınırların aşılarak aralarında iletişimin sağlanması önerisi bu doğrultuda önem taşımaktadır.

Sınırın Sosyolojisi: Ulus, Devlet ve Sınır İnsanları

Hüseyin ÖZİL

Devletin egemenliğini kurduğu topraklar ve homojenleştirilmeye çalışılan kesim için sınır olgusu kritik bir konumda bulunmaktadır. Neticede devletler biz-öteki anlayışını sınırlar üzerinden topluma sunmaktadır. Biz anlayışı sınırların savunulması için kader birliği etmiş insanları, sınırın öte tarafından farklı olunduğuna dair inancı beraberinde getirmekte; öteki olgusu ise bir bilinmezlik, farklılık, yerine göre ise düşmanlık kavramlarını barındırmaktadır. Görüldüğü gibi sınırlar üzerinden insanlara dayatılan davranış kalıpları ve insanlar üzerinde oluşturulmaya çalışılan etkiler mevcuttur. Bu kalıplar ve etkiler daha da çoğaltılabilir ancak kesin olan bir durum vardır ki sınırlar insan hayatına etki etmektedir. Dolayısıyla ülke sınırları sosyoloji tarafından incelenmesi gereken bir durumu oluşturmaktadır. Ferhat Tekin’in Sınırın Sosyolojisi: Ulus, Devlet ve Sınır İnsanları adlı çalışması sınırların sosyolojik olarak incelenmesini ve insan hayatına etkilerini gözler önüne seren bir çalışma olarak akademik literatürde yerini almıştır.

Mevlid: İslam Dünyasında İbadetler ve Dindarlık

Murat AK

Osmanlı’da muhteva ve ritüel olarak mevlid geleneğinin teşekkülü ve tarihsel gelişimi belli hususlarda İslam coğrafyasındaki diğer mevlid gelenekleriyle örtüşse de birçok sosyolojik, tarihsel ve kültürel farklılığı da bünyesinde barındırmaktadır. Burada 15. yüzyılın hemen başlarında kaleme alınmış Süleyman Çelebi’ye ait mevlid metninin dönemin Anadolu’su için klasik dönem Anadolu’daki tasavvufî ehl-i sünnet itikadının kurucu ve derleyici metinlerinden biri olması özelliğinden bahsetmekle yetiniyoruz. Bu özellikle bile başlı başına farklı bir tarihsel duruma işaret etmesi ve bu coğrafyanın farklı bir başlık altında ele alınması açısından yeterlidir. Yine bu coğrafyada doğumlarla birlikte vefat yıldönümlerinde de mevlid okunması ayrıca vurgulanması gereken bir durumdur.
 
 

Erzurum’un Nasreddin Hocası: Naim Hoca

Musa ARI

Gündelik hayatta kendisini diğer cami hocalarından veya toplumdaki önder kişiliklerden ayıran kimi vasıflara sahip olması hocayı farklı kılmaktadır. Bu farklılıklar Naim Hocayı alışıldık hoca tipolojilerinin dışına çıkarmaktadır. Başka bir ifadeyle, gerek günlük hayatımızdaki genel itibariyle camiye sıkıştırılmış gerekse elitist entelektüellerin roman, hikaye, film gibi eserleri yoluyla topluma sunulan olumsuz yüklü hoca profilinin sınırlarını aşmaktadır. Hatırlanacağı üzere birçok romanda mahallenin ya da köyün imamı, yobaz ya da dini çıkarları için kullanan ve bu nedenle de insanlar tarafından ötekileştirilmiş, soyutlanmış bir karakter olarak tasvir edilmiştir. Buna karşılık Naim Hoca insanlarla arasında kendine has nitelikleriyle iyi bir iletişim geliştirebilmiştir. Bu noktada Naim Hoca’yı en iyi anlatan iki kelime samimiyet ve muhabbettir.
 
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Satış Noktaları
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
SATIN AL
Fidan Kitabevi
SATIN AL
Özlem Kitabevi
SATIN AL
Akabe Kitabevi
SATIN AL
Algı Kitapevi Bursa
SATIN AL
Şadirvan Kitabevi Adana
SATIN AL
Atatürk Havalimanı
SATIN AL