TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
17. SAYI
18. SAYI
19. SAYI
20. SAYI
21. SAYI
22. SAYI
23. SAYI
 
 
4. SAYI // ASIRLIK SOSYOLOJÄ°

DİVAN KALEMİ

Sosyolojinin Türkiye macerası, bir asrı geride bıraktı. Asırlık bir sosyoloji, asırlık bir sorgulama ve birikim. Sosyolojinin Türkiye’ye söyledikleri, söyleyemedikleri, sundukları, sunamadıkları, bakışları, iÅŸaretleri bir asrın içinde dalgalanmakta, dağılmakta, bir yerlere odaklanmaktadır. Asırlık sosyoloji, büyük bir maceranın katmanlarını, aÅŸamalarını, kırılmalarını, bunalımlarını, avantajlarını yani bütün çerçevelerini ima etmektedir. Ä°ma ile birlikte içermekte, göstermekte ve sunmaktadır. Türk sosyolojisi, yaslandığı sosyal düÅŸünce kaynağı ile birlikte bir Türkiye okumasını ima etmektedir; bir Türkiye resmini ortaya koymaktadır. Sosyolojinin Türkiye macerası, kendi özelinde Türkiye’nin dönüÅŸümüne, deÄŸiÅŸimine, kendiliÄŸine dair önemli veriler sunmaktadır. 
 
Bir asır içinde sosyoloji, Türkiye’ye iliÅŸkin kimi bakışlar ürettiÄŸi gibi kendine iliÅŸkin de kimi algıların, bakışların, yaklaşımların ortaya çıkmasına meydan vermiÅŸtir. Sosyoloji, diÄŸer sosyal bilimler gibi bir Türkiye okuması parantezinde deÄŸerlendirilmiÅŸtir. DoÄŸrudan topluma ve insana yönelen sosyoloji, daha fazla göz önünde olmuÅŸ, söyledikleri daha dikkatli bir ÅŸekilde izlenmiÅŸtir. Bu durum iki farklı sosyoloji algısına yol açmıştır: Bir yanda sorgulanan ve eleÅŸtirilen sosyoloji, öte yanda yüceltilen ve misyon yüklenen sosyoloji. Bir asrın birikimi tam da eleÅŸtiri ve yüceltme arasında sosyolojiyi doÄŸru konumlandırmamız gerektiÄŸini salık vermektedir. Gerçekte sosyoloji, Türkiye’ye ne sunmuÅŸtur, ne sunamamıştır; Türkiye okumasını doÄŸru yapabilmiÅŸ midir? Türkiye’nin gerçeÄŸine, insanına, hikâyesine kendi baÄŸlamından, kendi hakikat zemininden bakabilmiÅŸ midir? Yoksa baÅŸka dünyaların, baÅŸka aktörlerin gözünden bir okuma mı yapmıştır? Asırlık sosyoloji, bütün bu yakıcı soruları sormayı gerektirir; yakıcı soruların doÄŸru cevaplanmasını da…
 
Asırlık sosyoloji, sosyolojinin büyük genellemeler baÄŸlamında deÄŸerlendirilmemesini de göstermektedir. Yekpare bir Türk sosyolojisi var mıdır? Yoksa kendi içinde bölünmüÅŸ, parçalanmış, farklı geleneklere, ekollere, yaklaşımlara imkân tanımış, farklı gruplanmaları, kümelenmeleri, katmanları içermiÅŸ, farklı sosyologların dilinde farklı konuÅŸmuÅŸ, farklı ÅŸehirlerde daha baÅŸka bir kimlik sunmuÅŸ bir sosyoloji gerçeÄŸi mi söz konusudur? Bu gerçeÄŸin tamamını kuÅŸatacak, belirleyecek, içerecek bir genel sosyoloji söylemi, bazı sakıncaları barındırabilir.
Genel bir deÄŸerlendirmeden ziyade özel okumalar, tahliller ve analizlerle o büyük resmin içinde yer alan küçük resimleri, gelenekleri, kümelenmeleri deÄŸerlendirmek daha hakkaniyetli olabilir. Sosyolojinin yanında sosyolojileri, sosyoloÄŸun yanında sosyologları, ana akımların yanında periferiyi, merkez figürlerin yanında diÄŸer simaları da bu okumaya dahil etmek gerekir. O vakit genellemelerin tümleÅŸtirici ve aynılaÅŸtırıcı etkisinden kurtulup daha gerçekçi, özel ve sınırları belli bakışlara ulaÅŸabilmek mümkün olabilir.
 
...
 
Sosyoloji Divanı’nın yeni sayısı, bir özel sayı. Türkiye’de sosyolojinin yüz yılına bir armaÄŸan. Türk sosyolojisinin serencamının deÄŸerlendirildiÄŸi, meseleleri, bakışları, içerikleri, literatürü, yöntemi, çalışma alanları, yönelimleri, ekolleri, bölümleri, öÄŸrenci profilleri, bilimsel iklimlerinin dökümünün yapıldığı bir özel sayı, özel ilgi. Elbette sosyolojinin bütün meselelerinin ve sorunlarının, konularının bir sayıda yer bulması imkânsız. Dergi bu bilinçle kimi konuları ve sorunları seçerek, kimi alanlara biraz daha dikkat çekerek bir resim sunmayı amaçlamaktadır. Bu özel sayının, Türk sosyolojisi araÅŸtırmalarında ve okumalarında bir bakış, yöntem ve içerik ortaya koyması beklenmektedir. Bu alanda çalışma yapacaklara bir kaynak olma umudundadır.
 
Özel sayı üç eksen üzerinden kurgulandı. Ä°lk eksen Türk sosyolojisinin genel eÄŸilimleri ve yapısal özelliklerinin deÄŸerlendirilmesini içermektedir. Müktesebat adını alan bu bölümde Korkut Tuna’nın yüz yılı deÄŸerlendiren yazısı, Yasin Aktay’ın sosyolojik imgeleme iliÅŸkin vurgusu, Köksal Alver’in Türk sosyolojisini literatür, Batı sorunu, yerlilik ve kurumsal kimlik baÄŸlamında deÄŸerlendiren makalesi, Ramazan Yelken’in yeni bir okuma önerisi getiren yazısı, Mustafa Orçan’ın Türk sosyolojisini yeni koÅŸullar içinde deÄŸerlendiren yazısı, Ahmet Koyuncu’nun Türkiye’de sosyoloji ekollerini dolayısıyla sosyoloji anlayışlarını tartışan yazısı, Ali YaÅŸar Sarıbay’ın sosyal bilim zanaatkârlığını deÄŸerlendiren yazısı, Suvat Parin’in ise öÄŸrenci kongrelerini içerik açısından ele alan yazısı, sosyolojinin kurumsal çerçevesine ve genel müktesebatına iliÅŸkin mühim analizler içermektedir.
 
Özel sayının ikinci bölümü sohbetlerden meydana gelmektedir. Ä°stanbul Üniversitesi’nden Ä°smail CoÅŸkun ve Sakarya Üniversitesi’nden Besim F. DellaloÄŸlu ile yapılan sohbetler, Türk sosyolojisinin genel özellikleri, eÄŸilimleri, sorunları, içerikleri, baÄŸlamları hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Her iki hocanın sohbeti derinlikli analizler içermekte, sosyoloji okumalarına bir kapı aralamaktadır.
 
Üçüncü bölüm olan Muhasebe ve Müzakere, Türk sosyolojisinin yeni ve geleneksel çalışma konularını, meselelerini, sorunlarını, belli baÅŸlı sosyoloji dalları içerisinde ele almaktadır. Ertan Özensel çokkültürlülük, Lütfi Sunar toplumsal deÄŸiÅŸim, Mustafa Aydın din sosyolojisi, Necmettin DoÄŸan aydın sosyolojisi, Ferhat Tekin sınır sosyolojisi, Erhan Tecim saÄŸlık sosyolojisi, Zülküf
Kara beden sosyolojisi, Mehmet KarakaÅŸ milliyetçilik, Mustafa Kemal Åžan kültür-medeniyet ayrımı, Cevat Özyurt Ziya Gökalp, E. Berat Fındıklı köycülük, Mazhar BaÄŸlı göç ve mekân sosyolojisi, Sıtkı Karadeniz aÅŸiret sosyolojisi, AyÅŸe Canatan yaÅŸlılık konularını ele almaktadır. Çalışmalar, yeni yaklaşımların yanında zengin bir literatür sunmaktadır.
 
Özel sayının Türk sosyolojisi çalışmalarında, yeni okumalarda faydalı olması dileÄŸiyle…
 
Selam ile…

İÇİNDEKİLER

5 DÄ°VAN KALEMÄ° | Editör
 
ÖZEL SAYI: ASIRLIK SOSYOLOJÄ°
 
I. MÜKTESEBAT
 9     Korkut Tuna | Türkiye’de Sosyolojinin 100 Yılı Üzerine
15   Yasin Aktay | Sosyolojinin Yitik Ä°mgelemi
25   Köksal Alver | Türk Sosyolojisi: Tarzlar, Ä°çerikler, Sınırlar
39   Ramazan Yelken | Kurtarıcı ve Kurucu Bir Bilim Olarak Sosyoloji
53   Mustafa Orçan | 21. Yüzyılda Türkiye’de Sosyolojinin GeleceÄŸi
65   Ahmet Koyuncu | Türkiye’de Sosyoloji Ekolleri
97   Ali YaÅŸar Sarıbay | Zanaat Olarak Sosyal Bilimcilik
107 Suvat Parin | Sosyoloji ÖÄŸrencileri Kongreleri Üzerine Bir DeÄŸerlendirme
 
II: SOHBET
123 Prof. Dr. Ä°smail CoÅŸkun ile Sosyoloji Sohbeti
139 Prof. Dr. Besim F. DellaloÄŸlu ile Sosyoloji Sohbeti
 
III. MUHASEBE ve MÜZAKERE
149 Ertan Özensel | HomojenleÅŸtirme ve ÖtekileÅŸtirme Sürecinden Ötekini Kabul Etmeye
167 Lütfi Sunar | Türkiye’de Toplumsal DeÄŸiÅŸim Çalışmalarının Kuramsal Temelleri
187 Mustafa Aydın | Yüzüncü Yılda Türkiye’de Din Sosyolojisi
215 Necmettin DoÄŸan | Türkiye’de Aydın Sosyolojisi Literatürüne EleÅŸtirel Bir Yaklaşım
243 Ferhat Tekin | Türkiye’de Sınır Sosyolojisi Çalışmaları
255 Erhan Tecim | SaÄŸlık Sosyolojisi: Türkiye’de GeliÅŸimi ve Yeni Yönelimler
277 Zülküf Kara | Beden Sosyolojisi Ä°çin Teorik Ä°mkânlar
301 Mehmet KarakaÅŸ | Türkçülük’ten Türk MilliyetçiliÄŸi’ne
325 Mustafa Kemal Åžan | Türk Sosyolojisinde Kültür ve Medeniyet Ayrımı Üzerine
341 Erhan Berat Fındıklı | Erken Cumhuriyette Köy Ä°mgesi ve Köycülük
381 Mazhar BaÄŸlı | GöçebeliÄŸin ve YerleÅŸikliÄŸin ÇeliÅŸkisinde
387 Sıtkı Karadeniz | Türkiye Sosyolojisinde AÅŸiret Çalışmaları
415 Ayşe Canatan | Yaşlılık ve Yaşlanma
425 Cevat Özyurt | Ziya Gökalp: Ä°mparatorluktan Milli-Devlete Sosyoloji
 
459 ÖZETLER
 
478 YAZARLAR
DOSYA

Türkiye’de Sosyolojinin 100 Yılı Üzerine

Korkut TUNA

Toplum oluÅŸmuÅŸ/oluÅŸturulmuÅŸ ve servisi yapılmış kavram ve yaklaşım biçimleriyle, onların izin verdiÄŸi sınırlılıklarla ele alınmamalıdır. Sosyoloji söylenenlerin deÄŸil olup bitenlerin bilimi olma yönünde meselelere yaklaÅŸmalı, topluma bakışını ve ele alış biçimini sınırlayan kavramlardan ve yaklaşım biçimlerinden uzaklaÅŸarak olup bitenleri ele almalıdır.
 
100 yılı idrak etmiÅŸ bir sosyolojiden bunu beklemek hakkımızdır. GeçmiÅŸ yıllardaki takıntılarının yol açtığı ele alış biçimleri günümüzde tekrar ele alınmalı ve geldiÄŸimiz nokta bu geliÅŸmelerin ışığında deÄŸerlendirilmelidir. Sosyolojimiz bunu yapacak güç ve imkânlara sahiptir.

Sosyolojinin Yitik Ä°mgelemi

Yasin AKTAY

Sosyolojinin bu günkü durumu üzerinde düÅŸünürken, yitik bir ÅŸeyden bahsedeceÄŸimize göre, bir miktar romantik, hatta nostaljik bir duygunun etkisi altında olacağız demektir. Yitik olan, daha önce sahip olunan bir ÅŸeydir. Daha önce sahip olunduÄŸu halde bugün elde olmayan bir ÅŸey. Elde olmadığından dolayı da bir eksiklik duygusu, bir noksanlık durumu ortaya çıkaran bir ÅŸey. Sosyoloji üzerine son zamanlardaki yapılan tezlerin verilen konferansların veya sunulan tebliÄŸlerin önemli bir kısmının konularına bir göz atıldığında bu yitiklik duygusunun izlerini bir çok yerde görebiliriz. Sosyoloji ve felsefe arasında, sosyoloji ve siyaset arasında, sosyoloji ve ütopya arasında, sosyoloji ve kendisine uygun bir metodoloji arasında kurulmaya çalışılan bütün baÄŸlantılar, hep bu yitiklik duygusunun etkisini hissettiriyor. Bütün bu açılardan sosyolojinin bir gerileme içinde olduÄŸu düÅŸüncesi var. Bu düÅŸünceye yön veren ÅŸey nedir? Bir bilgi midir? Yoksa bir hissiyat mıdır? Bir hissiyata yol açan bir bilgi midir? Yoka bilginin hissiyattan bağımsız baÅŸka bir kaynağı var mıdır?

Türk Sosyolojisi: Tarzlar, Sınırlar, İçerikler

Köksal ALVER

Türkiye’de sosyoloji bir asrı aÅŸkın süredir modern bilim vasfıyla yer etmiÅŸtir. Bunun öncesinde geliÅŸkin ve yetkili bir sosyal düÅŸüncenin olduÄŸu bir vakıadır. Pek çok eksiÄŸine ve dezavantajlarına raÄŸmen, bir Türk sosyolojisi olgusundan söz etmek mümkündür. Sosyoloji ikliminde yetiÅŸen entelektüeller, düÅŸünürler, yazarlar ve sosyologların varlığı; bunun yanında sözü edilen kiÅŸilerin çalışmalarıyla oluÅŸan dikkate deÄŸer sosyolojik bilgi, kendi baÄŸlamında Türk sosyolojisinin deÄŸerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Kurtarıcı ve Kurucu Bir Bilim Olarak Sosyoloji

Ramazan YELKEN

Türkiye’ye Sosyoloji “kurtarıcı” ve “kurucu” bir bilim olarak “aktarma ithal bir ürün” gibi girmiÅŸtir. Bu nedenle Türk sosyolojisi batılı bir karaktere ve oryantalist bir söyleme sahiptir. Sosyolojinin bu problemini “yerli bir sosyoloji oluÅŸturma” çabaları da aÅŸamamıştır. Türkiye’de sosyolojinin bu krizi aslında daha büyük bir medeniyet krizinin sadece sonucudur. Medeniyet krizini aÅŸmanın çözümü baÅŸlangıç olarak medeniyetimizin temel kaynakları ile irtibat kurmaktır. Özgün bir sosyoloji oluÅŸturmak için öncelikle müfredata Ä°slam Medeniyeti Okumaları baÅŸlıklı dersler konulmalıdır.

21. Yüzyılda Türkiye'de Sosyolojinin Geleceği

Mustafa ORÇAN

Bu çalışmanın amacı, sosyolojinin Türkiye’ye giriÅŸinin 100. yılında sosyolojik çalışma ve eÄŸilimlerin ne durumda olduÄŸunu ve yeni bir yüzyıla girerken sosyolojinin hangi nitelikte seyredeceÄŸine dair beklenti ve tartışmaları gündeme getirmeye çalışmaktadır. Ä°lk önce sosyolojik çalışmalarda görülen deÄŸiÅŸimin beslendiÄŸi kaynaklar olarak Avrupa ve Amerikan kıtasındaki sosyolojik etkilenmelere yer verildikten sonra, Avrupa BirliÄŸine GiriÅŸ sürecinin sosyolojiyi, sosyologları ve sosyolojik çalışmaları hangi yönde etkilediÄŸi konuları üzerinde durulmaktadır. Daha sonra, 21. yüzyılın ilk yarısına kadar sosyolojide hangi alt çalışma alanlarına ihtiyaç duyulacağı ve sosyolojik çalışmaların önceliÄŸinin ne olması ve neye hazırlıklı olmaları gerektiÄŸi konuları deÄŸerlendirilmeye çalışılmaktadır. Son olarak, “Gelecekte Türkiye’deki sosyolojik çalışmaların özgünlüÄŸü ve kendi kavram ve kuramlarını üretebilme imkanı nedir?” ÅŸeklinde ki soruya kısmen deÄŸinilecektir.

Türkiye'de Sosyoloji Ekolleri

Ahmet Koyuncu

Sosyolojinin ülkemizde bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya çıkmasından günümüze geçen bir asırlık sürede bazı ekoller Türk sosyolojine damgalarını vurmuÅŸtur. Bu çalışma da sosyolojinin ülkemizde karşılık bulduÄŸu Osmanlı son döneminden baÅŸlayarak sosyolojimizin tarihsel serüvenin de önemli durak noktaları olan bu ekollere yer verilecektir. Söz konusu ekollerin ortaya çıktığı sosyal, siyasi ve toplumsal ÅŸartlar da dikkate alınarak sosyoloji nasıl tanımlandıkları ya da sosyolojiye nasıl bir misyon yükledikleri, ilgi alanları, öne çıkan konular, dönemim önemli isimleri, kullanılan metodoloji, Batılı kavram, yöntem, ekol ve düÅŸünürler ile kurulan iliÅŸki ve dönemsel farklılıklalar ele alınmıştır. Bu yolla, Türk sosyolojisinin söz konusu tarihsel süreçte Türk toplumunu anlama ve açıklama hususunda nerede durduÄŸu, Batı sosyolojisinin Türkiye’deki yansımaları ve etkileri ile Türk sosyolojinin kendine özgü sorunlarına deÄŸinilmiÅŸtir.

Zanaat Olarak Sosyal Bilimcilik

Ali YaÅŸar SARIBAY

Türkiye’de Sosyoloji disiplininin ihdas ediliÅŸinin 100. yılı bir akademik muhasebe yapmayı gerektirirse, bunu iki katmanda gerçekleÅŸtirebiliriz. Birinci katmanı ontolojik olarak adlandıracağım. Bu katmanda hep yapıla gelenin, Sosyolojiyi var eden nedenler, onun varlık kaynağının ne(ler) olduÄŸu üzerinde durulduÄŸunu söyleyeceÄŸim. Nitekim Sosyolojinin Türkiye’deki ta 19. yüzyılın sonlarında baÅŸlayan serüveni; esas itibariyle bir devletin bekası etrafında dönen tartışmalara iliÅŸkin olarak ortaya çıkmıştır. “Bu devlet nasıl kurtarılabilir?” sorusunun cevabını arayan fikri mesaiye; Avrupa’da da taze kurumlaÅŸma aÅŸamasında olan ve kapitalizmin deÄŸiÅŸim rüzgârının eÅŸlik ettiÄŸi toplumsal düzen meselesi üzerinde kafa yoran bir disiplin, Sosyoloji ilham vermiÅŸtir. “Ä°lham vermiÅŸtir” ama kendi üzerine kendisi gibi düÅŸünmeye deÄŸil! O kadar ki, Sosyoloji disiplininin tâbiri câizse kurumsal kurucu babası Ziya Gökalp bile, “bu devlet nasıl kurtarılabilir?” sorusunun cevabını ararken, kendi toplumuna Durkheim’ın gözleriyle bakmış, zihniyle yaklaÅŸmıştır.

Sosyoloji Öğrencileri Kongreleri Üzerine Bir Değerlendirme

Suvat PARÄ°N

Türkiye’de üniversitelerin sosyoloji bölümü öÄŸrencileri 1994 yılında baÅŸlattıkları ve 2014 yılı itibariyle yirmincisini gerçekleÅŸtirdikleri Sosyoloji ÖÄŸrencileri Kongresi adı altında süreklilik gösteren bir akademik etkinliÄŸe imza atmış durumdalar. Bu çalışmanın amacı, 1994 yılında Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öÄŸrencileri tarafından baÅŸlatılan Sosyoloji ÖÄŸrencileri Kongreleri’ni bir bütün olarak betimlemek, yirmi yıllık süreçte oluÅŸan birikimi deÄŸerlendirmek, kongrelere katılım saÄŸlayan öÄŸrencilerin cinsiyet, üniversite ve konu edindikleri problematikler/tartışmalar baÄŸlamında nasıl bir kümelenme gösterdiklerini ortaya koymaktır.

Homojenleştirme ve Ötekileştirme Sürecinden Ötekini Kabul Etmeye

Ertan ÖZENSEL

ModernleÅŸmenin siyasal anlamdaki karşılığı “ulus devlet” modellerdir ve bu devletler üst bir kültürün ve kimliÄŸin varlığının ön kabulüne dayanarak kendini var etmiÅŸlerdir. Osmanlı’da devleti kurtarma çabalarıyla yukarıdan aÅŸağıya yöntemlerle baÅŸlatılan modernleÅŸmecilikçoÄŸulcu ve kuÅŸatıcı bir ulusal kimliÄŸin oluÅŸumunu engellemiÅŸtir. Cumhuriyetin kuruluÅŸ yıllarında da Türk kimliÄŸi inÅŸa edilirken geçmiÅŸle süreklilik kırılmış ve kimlikler gelenekten kopuk bir biçimde yeniden “icat” edilip topluma dayatılmıştır. Böylece ulus devletin bir gereÄŸi olarak, gerek hukuki ve gerekse de ülkedeki tüm farklılıklara yönelik Türkiye pratiÄŸi, Anadolu’nun kültürel zenginliÄŸin yok edilmesi, toplumdaki çeÅŸitliliÄŸin bastırılmaya çalışılması doÄŸrultusunda gerçekleÅŸmiÅŸtir. 
 
Ülkemizde etnisiteye ve kültürel farklılıklara baÄŸlı sorunların son otuz yılda çatışmaya dönüÅŸtüÄŸünü görmekteyiz. Aslında bütün dünya toplumları, baÅŸta etnisite problemi olmak üzere çeÅŸitli kültürel farklılıklar sorunuyla yüzleÅŸmekte ve karşılaşılan soruna çözüm aramaktadırlar. Türkiye’de sorunun kalıcı ve sürdürülebilirliÄŸi konusunda yeni bir modele ihtiyacı olduÄŸu görülmektedir. Aslında içinde yaÅŸadığımız coÄŸrafya, toplumsal gerçeklere uygun bir model oluÅŸturacak güçlü deneyim ve tecrübelere sahiptir. Fakat ÅŸimdiye kadar Türkiye’deki kültürlere yönelik kapsamlı bir kavramlaÅŸtırmanın yapılamaması, yapılanlarında daha çok belirli bir etnik kültür üzerinden tanımlanmaya çalışılması, bugün yaÅŸanan birçok problemin kaynağını da oluÅŸturmaktadır. Türkiye toplumunu tanımlanması ve bu yeni modele kaynaklık etmesi amacıyla“halat kültür”, Türkiye’de farklılıkları kapsaması açısından bir metafor olarak kavramsallaÅŸtırılabilir.

Türkiye'de Toplumsal Değişim Çalışmalarının Kuramsal Temelleri

Lütfi SUNAR

Türkiye’de toplumsal deÄŸiÅŸimle ilgili çalışmalar çok fazla deÄŸildir. Bu çalışmalar arasında belirli kuramsal temellere yaslanan ve kapsamlı açıklamalar geliÅŸtirebilenler ise iyice kısıtlıdır. Öte yandan toplumsal deÄŸiÅŸme daima modernleÅŸme ile birlikte ele alınmaktadır. Hatta pek çok ismin toplumsal deÄŸiÅŸmeyle ilgili temel fikirlerini ortaya çıkarabilmek için onların modernleÅŸme analizlerini incelemek gerekmektedir. Esasında bu tür bir iç içe geçmiÅŸlik sosyolojinin dil ve kavramlarından kaynaklandığı kadar; Türkiye’nin modernleÅŸme macerasının bizatihi kapsamlı bir toplumsal deÄŸiÅŸime tekabül etmesinden de beslenmektedir. Dolayısıyla modernleÅŸme ve toplumsal deÄŸiÅŸim daimi olarak birbirinin içine geçmiÅŸ olarak ele alınmaktadır. Bu çalışmaların tasnif edilmesi, birbirleriyle benzerliklerinin ve farklılıklarının ortaya konulması alanda yapılabilecek yeni çalışmalara zemin oluÅŸturması bakımından önem arzetmektedir. Bu tür bir tasnifin en saÄŸlıklı biçimde yapılabileceÄŸi zemin bu çalışmaların dayandıkları kuramsal temellerden hareketle gerçekleÅŸtirilebilir. Bu çalışmada Türkiye’de toplumsal deÄŸiÅŸimle ilgili çalışmaların kuramsal zemini olarak Marksist ATÜT yaklaşımı, Weberyenpatrimonyalizm modeli ve yapısal iÅŸlevselci modernleÅŸme kuramları belirlenmiÅŸtir.

Yüzüncü Yılda Türkiye'de Din Sosyolojisi

Mustafa Aydın

Türkiye’de, Batı sosyolojisi baÄŸlamında din sosyolojisi çalışmaları bir hayli yenidir. 20. yüzyılın ortalarına kadar yeterli ilgi görmemiÅŸtir. Bunda pozitivizmin dine bakışı etkili olmuÅŸtur. Bununla birlikte dinin aydınlarda uyandırdığı olumsuz tavrın yanında Cumhuriyet rejiminin din ile ilgili tutum ve kaygılarının önemli bir yeri olmuÅŸ olmalıdır. Ä°ÅŸin gerçeÄŸi modern din sosyolojisi baÄŸlamındaki bu gerçeÄŸin yanında Türkiye’de din sosyolojisi alanı ile ilgili çalışmaların bir hayli gerilere götürülebileceÄŸini söyleyebiliriz. Esasen modern bilim formundaki bir din sosyolojisinin ancak yüzelli yıllık bir geçmiÅŸi varsa da dintoplum iliÅŸkisini kuran düÅŸüncenin tarihi eskidir. Biz bu makalede modern sosyolojide din sosyolojisi çalışmalarını dört sosyolog üzerinden deÄŸerlendirmekteyiz.

Türkiye'de Aydın Sosyolojisi Literatürüne Eleştirel Bir Yaklaşım

Necmettin DOÄžAN

Aydın Türkiye’de her zaman ilgi çekici bir konu olmuÅŸtur. Bu ilgi kendisini Türkiye’deki aydın sosyolojisi literatüründe de gösterir. Fakat hem aydın sosyolojisinin bir disiplin olarak muÄŸlak olması hem de Türkiye’de aydına yönelik yaklaşımların daha çok ideolojik bir çerçevede ele alınması, Türkiye’deki
aydınla ilgili akademik çalışmaların da kuramsal ve yöntemsel olarak sorunlu olmasına yol açmıştır. Bu makale çeÅŸitli sosyolojik kuramlara dayanarak Türkiye’deki aydın sosyolojisi literatürünün bir eleÅŸtirisi yapmayı amaçlamaktadır.

Türkiye'de Sınır Sosyolojisi Çalışmaları

Ferhat Tekin

Sınır sosyolojisi insanların sınırlar üzerinden kendilerini nasıl tanımladıklarından ve onları nasıl algıladıklarından; sınır insanlarının ya da topluluklarının karşı tarafla kurdukları sosyal, siyasal, ekonomik, dinsel, kültürel vs. iliÅŸkilere kadar geniÅŸ bir alanla ilgilenir. Bu çerçevede söz konusu algı ve iliÅŸkilerde karşı tarafla benzerlik ve uyumun, farklılık ve çatışmanın rolü ve önemine odaklanır. Dolayısıyla bu metinde yaklaşık 3000 km’lik kara sınırlarına sahip ve sekiz dokuz ülkeye komÅŸu olan Türkiye’de sınır sosyolojisinin yeri tartışılmaktadır. Makalede genel olarak Türk sosyolojisinde sınıra yönelik ilgisizliÄŸe dair eleÅŸtirel bir deÄŸerlendirme yapılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluÅŸundan beri sınırlara yönelik ciddi bir hassasiyet göstermiÅŸtir. ÇeÅŸitli söylem, sembol ve ikonlarda ifade bulan bu hassasiyet, bir yandan yeni toplumu (ulusu) inÅŸa etmek amacıyla, diÄŸer yandan da bölünme ya da toprak kaybetme paranoyasıyla sürekli canlı tutulmuÅŸ ve genelde sosyal bilimlerin özelde ise sosyolojinin sınıra yönelik ilgisizliÄŸini fazlasıyla etkilemiÅŸtir. Bu baÄŸlamada metodolojik nasyonalizm ve metodolojik devletçilik’te ifade bulan bu anlayışın Türkiye’de sosyolojinin sınıra bakamayışının ya da ilgisizliÄŸinin temelinde yattığını söylemek mümkündür.

Sağlık Sosyolojisi: Türkiye'de Gelişimi ve Yeni Yönelimler

Erhan TECÄ°M

Türkiye’de sosyolojinin geliÅŸimi ve yeni sosyolojik alanların ortaya çıkması dikkate alındığında, saÄŸlık sosyolojisinin yeni bir yönelim olduÄŸu ve iki binli yıllara kadar çok raÄŸbet görmediÄŸi anlaşılmaktadır. Bu makalede böyle bir serüvenin incelemesi yapılmaktadır. Buna karşın saÄŸlık sosyolojisi alanı, Kıta Avrupası ve Amerika’daki sosyologlar için 1900’lerden beri yoÄŸun ÅŸekilde çalışılmakta olan bir alandır. Hatırı sayılır bir literatür oluÅŸturan yabancı araÅŸtırmacılar arasında saÄŸlık sosyolojisinin konusu, araÅŸtırma yöntemleri, hastalık ve kültür-toplum iliÅŸkisi gibi konular çokça çalışılmaktadır. Bu makalede, saÄŸlık sosyolojisine dair ÅŸu açılardan genel bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. SaÄŸlık sosyolojisinin konusu ve içeriÄŸine dair kısa bir analizin arkasından saÄŸlık ve toplum etkileÅŸimi ele alınmıştır. Alt baÅŸlıklarda, ‘saÄŸlık sosyolojisi çalışmalarının benzer konuları ele alan disiplinlerden nasıl ayırt edilebileceÄŸi hususları’ ve ‘neden saÄŸlık-hastalık konusu ile toplum ve kültür ilintilidir’ sorusunun cevabı aranmaktadır. Türkiye’de saÄŸlık sosyolojisi alt baÅŸlığında ise, geçmiÅŸten günümüze gelinen süreçte saÄŸlık sosyolojisi çalışmalarından bahsedilmiÅŸ ve bazıları kısa bir deÄŸerlendirmeye tabi tutulmuÅŸtur.

Beden Sosyolojisi İçin Teorik İmkanlar

Zülküf KARA

Türk sosyolojisi için yeni ve heyecan yaratan bir alan olarak öne çıkan beden sosyolojisi son dönem çalışmalarla sosyal bilimlerde önemli mesafeler katetmiÅŸ görünmektedir. Öyle ki bedenin toplumsal alandan, güç, iktidar ve yeni teknolojiler alanına kadar geçirdiÄŸi bir dizi sosyolojik süreç yeni teorik önerilere kapı aralamıştır. Sosyal bilimlerde yaratıcı düÅŸünce repertuarıyla bilinen Deleuze eksenli bu çalışmada, Arzu Makinesi, Organsız Beden, Anti-Ödipus, Yersiz-Yurtsuzluk, Åžizo-analiz, Göçebe DüÅŸünce, Rizom, Affect, Assamblage, OluÅŸ ve Fark kavramları eÅŸliÄŸinde beden sosyolojisi için yeni teorik imkânlar tartışılacaktır.

Türkçülük'ten Türk Milliyetçiliği'ne

Mehmet KARAKAÅž

Milliyetçilik, sahip olduÄŸu ideolojik karakterine raÄŸmen, mutlak anlamda saÄŸ, sol veya herhangi bir dinsel görüÅŸün politikası olarak tanımlanamaz. Ne olduÄŸu konusunda ise ancak somut örneklerine bakılarak bir karar verilebilir. Kültürel ve siyasal zeminde bir ideolojik perspektif olarak ortaya çıkan Türkçülük akımı da dönemsel geliÅŸmelere baÄŸlı olarak eklektik bir yapı ekseninde ÅŸekillenmiÅŸtir.
Orta Asya ve Osmanlı olmak üzere iki farklı baÄŸlamda ortaya çıkan Türkçülük, 1908’e kadar; kozmopolit bir çerçevede Osmanlı Devleti’nin ayakta kalmasını Türk unsuruna baÄŸlayan özellikleriyle ÅŸekillenmiÅŸtir. 1908 Jön Türk ihtilalından sonra Türkçülük anlayışında önemli deÄŸiÅŸiklikler yaÅŸanmıştır. Yeni anlamıyla Türkçülük, Osmanlı devletindeki Türk halkı öÄŸesine ve Türk Dünyası’na ilgiyi ön planda tutarak TürklüÄŸe vurgu yapmaya baÅŸlamıştır.
 
Milli mücadele sürecinde ise Türkçülük düÅŸüncesi, en köklü farklılaÅŸmayı yaÅŸamıştır. Çünkü bu dönemin koÅŸulları, geçmiÅŸten ana özellikleriyle farklılaÅŸmayı temsil edebilecek nitelikler taşımaktaydı ve Türkçülük anlayışı, bu koÅŸullara eklemlenerek yepyeni bir içerik ve yapıya kavuÅŸmuÅŸtur. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Türkçülük, deÄŸiÅŸen yapısını tekemmül ettirerek Türk milliyetçiliÄŸi karakterini kazanmıştır. Türk milliyetçiliÄŸinin yeni yapısı, Kemalizm’de anlamını bularak varlığını saf bir ÅŸekilde 1940’lı yıllara kadar sürdürmüÅŸtür. 1940’lı yıllardan sonra Türk milliyetçiliÄŸi bazı farklılaÅŸmalar yaÅŸamıştır. 1960’larda gündeme gelen Türk-Ä°slam sentezi anlayışı bu farklılaÅŸmanın en tipik örneÄŸidir. 1980’lerden itibaren Türk MilliyetçiliÄŸinin politik platformu olan MHP içerisinde de yeni bir gerilim ortaya çıkmış ve tartışmalar, hareketin bölünmesiyle sonuçlanmıştır. Günümüzde ise Türk milliyetçiliÄŸi temelinde üretilen politikalar, küresel nitelikli geliÅŸmeler karşısında yeniden konumlanma çabasıyla ÅŸekillenmektedir. Bu bildiriyle, TürkçülüÄŸün Türk milliyetçiliÄŸine dönüÅŸümü ve Cumhuriyet döneminde Türk milliyetçiliÄŸinin yaÅŸadığı farklılaÅŸmaların izi sürülmeye çalışılacaktır.

Türk Sosyolojisinde Kültür ve Medeniyet Ayrımı Üzerine

Mustafa Kemal ÅžAN

Türkiye’de sosyolojinin kurumsallaÅŸarak bilimsel bir disiplin haline gelmesinde hiç kuÅŸkusuz Ziya Gökalp’in çabalarının büyük önemi bulunmaktadır. Gökalp gerek Ä°mparatorluÄŸun yıkım aÅŸamasının canlı bir müÅŸahidi sıfatı ile ve gerekse de Cumhuriyetin kurucu elitlerinin fikir babası özelliÄŸi ile önemli fonksiyonlar icra etmiÅŸ bir sosyoloÄŸumuzdur. Gökalp bir yandan Türkiye’de sosyoloji disiplininin kuruluÅŸ aÅŸamasında aldığı rolü ile öte yandan da onun Türkiye’nin kimlik siyasetini kuran kiÅŸi olarak görmek mümkündür. Bu yazıda Ziya Gökalp’in bütün düÅŸünceleri üzerinde durulmayacak, yaklaşımları içinde Türk modernleÅŸmesinde önemli etkileri olan Kültür ve Uygarlık ayrımı üzerinden gidilerek bu ayrımın hangi gerekçelere istinaden kurumsallaÅŸtırılmış olabileceÄŸi üzerinde durulacaktır. Bu ayrımın Türk düÅŸün hayatında ne tür eleÅŸtirilerle karşılandığı yine bu makalenin sınırları içinde tartışılarak Gökalp düÅŸüncesinin günümüz toplumuna neler ifade ettiÄŸi üzerinde kısaca durulacaktır.

Erken Cumhuriyette Köy İmgesi ve Köycülük

Erhan Berat FINDIKLI

Bu makalede, Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Yakup Kadri KaraosmanoÄŸlu, Ä°smail Hakkı Tonguç ve Nusret Kemal Köymen gibi Kemalist aydınların, köy ve köycülükle ilgili ürettikleri söylemlerde kullandıkları çoÄŸul imgeler, tarihsel ve kültürel referanslar, içinde bulundukları bireysel koÅŸullar, elitizm stratejileri, köy söylemi üzerinden ÅŸehri tanımlama çabaları, ulus inÅŸasının farklı düzlemleri, hegemonik dil ve iliÅŸkiler, yakın okuma ve söylem analizleri aracılığıyla irdelenmekte, daha geniÅŸ bir dünya konjunktürü ve dünya tarihi ile iletiÅŸimsellik içinde çözümlenmektedir. Kuramsal çerçevenin oluÅŸturulmasında Charles Tilly’nin “Patika Bağımlılığı” kavramının yanı sıra HomiBhabhan’nın post-kolonyal çalışmalarda ötekinin inÅŸa ediliÅŸ biçimleri konusunda geliÅŸtirdiÄŸi söylemlerden yararlanılmıştır. Makale, Erken Cumhuriyet’teki köycülük tartışmalarının, dönemi otoriter “tek-parti rejimi”ne raÄŸmen, tekil deÄŸil çoÄŸul söylemler alanı olduÄŸunu, farklı hegemonik iliÅŸkilerin ve toplumsal aktörlerin benzerlikler kadar tikellikler de üreterek sürekli deÄŸiÅŸip dönüÅŸerek, çok katmanlı, karmaşık bir doku oluÅŸturdukları görüÅŸünü savunmakta, söz konusu tarihsel deneyimin, Türkiye’de kırsal sosyoloji, kırsal tarih ve tarihsel sosyoloji için yeterince deÄŸerlendirilememiÅŸ önemli bir kaynak sunduÄŸuna dikkat çekmektedir.

Göçebeliğin ve Yerleşikliğin Çelişkisinde

Mazhar BAÄžLI

Ä°nsanlığın bu dünyadaki serüvenini genel hatları ile bir “göçler tarihi” olarak tanımlayan okumalar var. Gerçekten de insanoÄŸlu, yabancısı olduÄŸu bu dünyada her zaman bir arayış içinde olmuÅŸtur. Sahip olduÄŸumuz “kusursuzluk özlemi” bizi hep bir arayış içinde olmaya itmiÅŸtir. Bu arayışın en bilinen yansımalarından birisi de göç veya göçlerdir. Daha iyi bir konum arama çabası, bazen somut olarak yer deÄŸiÅŸtirme ÅŸeklinde gerçekleÅŸir. Ä°nsanın içinde doÄŸduÄŸu mekânla arasında kurduÄŸu romantik iliÅŸkiden dolayı mekanın terk edilmesi her zaman dramatik sonuçlar doÄŸurur. Ä°ster çatışmalardan dolayı olsun, ister daha iyi bir yaÅŸam standardı arayışı için olsun her mekânsal hareketlilik yeni bir sosyolojiyi beraberinde getirir.

Türkiye Sosyolojisinde Aşiret Çalışmaları

Sıtkı KARADENİZ

AÅŸiret konusu, Ziya Gökalp’in “Kürt AÅŸiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler” (1922) adlı araÅŸtırmasıyla Türkiye sosyolojisindeki yerini almıştır. AÅŸiretin, sosyolojiye bu erken ittisalı, tarihselliÄŸi, varolma biçim ve seyri, kendine özgü yapısı ve belli bir toplumsallık biçiminin belirleyiciliÄŸine karşın, yeteri akademik ilgiyi neden cezbedemediÄŸi ise, tartışılması gereken bir konudur. Bu metinde geliÅŸtirilen temel iddia, meselenin, kurulmakta olan “ulus-devlet”in refleksleri, idealleri ve tehdit algılarının yedeÄŸinde ele alınmasının, “aÅŸiret” meselesine bakışı da etkilediÄŸi ve bugüne kadar da bu bakışın etkisinden kurtulamadığı ÅŸeklindedir. Metin, “aÅŸiret” konulu çalışmaların, özellikle akademi ve daha özelde de sosyoloji içerisinde nasıl bir yer iÅŸgal ettiÄŸini ve hangi güzergâhları takip ettiÄŸini göstermeye çalışarak bu iddiayı tartışmaya açmaktadır.

Yaşlılık ve Yaşlanma

AyÅŸe CANATAN

20.yüzyıl endüstrileÅŸmenin getirdiÄŸi modern toplum hayatı ve etkileriyle dikkati çekmiÅŸtir. En önemli özelliÄŸi ise tıbbın geliÅŸmesi ile doÄŸumda ve hastalıklardan ölümlerin azalması ile doÄŸum oranlarındaki düÅŸüÅŸ olmuÅŸtur. Ä°kinci özellik ise savaÅŸların ardından 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren nüfusun hızla artması ve nüfus yaÅŸlanmasıdır. Öncelikle geliÅŸmiÅŸ ülkelerde artan nüfus, günümüzde ise geliÅŸmekte olan ülkelerde sosyal refahın geliÅŸmesiyle hızla artmaya baÅŸlamıştır. YaÅŸlıların nüfus içinde oranı arttıkça ihtiyaçlarına ve beklentilerine yönelik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu yazıda yaÅŸlılık ve yaÅŸlanma nüfus açısından ele alınmıştır.

Ziya Gökalp: İmparatorluktan Milli-Devlete Sosyoloji

Cevat ÖZYURT

Bu çalışmanın amacı, Gökalp’in siyasal düÅŸünceleri ile sosyolojisi arasındaki iliÅŸkiyi ortaya koymaktır. Bu amaca ulaşırken öncelikle Gökalp’in hayatı üzerine kısa bilgiler verilmekte, ardından Gökalp düÅŸüncesindeki dönemsel deÄŸiÅŸikliklerin ana hatları ortaya çıkarılmaktadır. Çalışmanın ana kısmında ise Gökalp’in oluÅŸturmaya çalıştığı “milli sosyoloji” analiz edilmekte ve bu sosyolojinin belli bir ideolojiye endekslenmiÅŸ olmasının hem Gökalp sosyolojisi için hem de Türk sosyolojisi için doÄŸurduÄŸu sorunlar tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu arada Gökalp’in sosyolojinin desteÄŸi ile oluÅŸturmaya çalıştığı “Türkçülük” anlayışının mahiyeti ve bu anlayışın nasıl bir “millet” algısı üzerinde yükseldiÄŸi de araÅŸtırılmaktadır. Çalışmanın alanı Gökalp’in Osmanlı dönemindeki (1918’e kadar) yazılarını kapsamaktadır. Gökalp’in çalışmalarında sosyolojik analizler ile siyasal analizlerin iç içe geçmiÅŸ olması onun sosyolojisini de ideolojisini de belirsizleÅŸtirmektedir. Bu belirsizliÄŸin ortadan kaldırılması için yazımızda siyasal düÅŸüncelerini aktardığı TürkleÅŸmek Ä°slamlaÅŸmak ve MuasırlaÅŸmak kitabı ile sosyolojik yaklaşımını ortaya koyduÄŸu Ä°çtimaiyat Mecmuası’nda yayınlanan makaleleri eksen alınmıştır.
SOHBET

Ä°smail COÅžKUN ile Sosyoloji Sohbeti

Sosyolojinin misyonu, dili, amacı, bakış açısıyla ilgili neler söylenebilir? Hangi argümanlardan hareket etmiÅŸtir sosyoloji? Batı’da ilk ne zaman, nasıl oluÅŸmuÅŸtur? Böyle baÅŸlayalım önce…
 
Sorunuz ÅŸu mu? Sosyolojinin çıkışında bir misyon yüklenmesi söz konusu mu? DoÄŸrusu bu ÅŸekilde en baÅŸtan sosyolojiye bir misyon yüklendiÄŸini düÅŸünmüyorum. Ama sosyoloji modern toplumun bir çıktısı olarak karşımıza çıkar. 1789 Fransız Ä°htilali’nin bir çıktısıdır. Modern toplumun tüm kurumsal mekanizmalarının artık ortaya çıktığı, kendisini kurduÄŸu dönemde gerek toplum düzeyinde gerek ulus-devlet düzeyinde toplumun bilgisi, toplumsal dinamikler, toplumsal süreçler, üretim süreçleri, ÅŸehirleÅŸme süreçleri, endüstrileÅŸme süreçlerine iliÅŸkin bilginin üretilmesi sürecinde ortaya çıkar sosyoloji. Bir yanıyla böyle. DiÄŸer tarafıyla da 19. yüzyılın başında endüstri toplumunun bünyesinde ortaya çıkan sınıf çatışmaları düzleminde ortaya çıkan hareketlilikleri; o günkü toplumsal düzeni, istikrarı ya da egemen siyaseti baskılayacak bir çözümsüzlüÄŸe ve istikrarsızlık ortamına dönüÅŸtürecek hareketleri, bir ÅŸekilde hem biçimlendirme, anlama, çözümleme hem de toplumsal düzeni kurmaya yönelik bir husus. Daha doÄŸrusu onu biçimlendirmeye yönelik bir yön var. Bu bir misyon mudur? DeÄŸildir.

Besim F. DELLALOÄžLU ile Sosyoloji Sohbeti

Öncelikle genel manada sosyolojiye bakış açınızı konuÅŸmak isteriz. Size göre sosyoloji nasıl bir uÄŸraÅŸ ve bilimdir? Sosyolojinin dili, söylemi, amacı, bakış açısı hangi eksenlerde kurgulanmıştır? Ä°nsanı ve toplumu anlamada hangi argümanlardan, zeminden, kalkış noktalarından hareket etmektedir?
 
Sosyoloji öncelikle modern bir bilimdir. Burada “modern” sıfatını sadece “zamana dair” yönüyle kullanmıyorum. Belki ÅŸöyle dersem daha anlamlı olacak: Sosyoloji modernliÄŸin bilimidir. Hatta daha derinlemesine bakarsak “toplumsal” olanın bilimin konusu olabileceÄŸi fikri modern bir fikirdir. Bu manada örneÄŸin Fransız Devrimi öncesinde ciddi anlamda bir “sosyoloji” ihtiyacı ya da cüreti olabileceÄŸini pek sanmıyorum. Bu anlamda sosyolojinin fikri kurucusunun bir Fransız olması belki de bir tesadüf deÄŸildir. Yani bilimin bile tarihsel olduÄŸunun farkına varmamız önemlidir. Herhangi bir bilimin genelleÅŸtirilebilir yöntemlerinin olması onu tarih dışı kılmaz. Bu basit gerçek çoÄŸu zaman unuttuÄŸumuz, hatta çoÄŸu zaman hatırlamak istemediÄŸimiz bir ÅŸeydir. Hâlbuki bir bilimin tarihsel olması onun deÄŸerini düÅŸürmez, aksine bilim insanının manevra alanını geniÅŸletir. Evrensellik sosyal bilimler için, doÄŸa bilimlerinde olduÄŸu kadar anlamlı olmayabilir. Ancak kabul etmek gerekir ki, sosyoloji kurucuları tarafından daha çok fiziÄŸe öykünerek yapılanmıştır.
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları