TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
 
 
11. SAYI // TEŞHİR TOPLUMU

DİVAN KALEMİ

3G yani görme-görünme-gösterme. Teknoloji ve tüketim kültürünün baş döndürücü hızda seyrettiği bir dönemin sihirli sözcükleridir bunlar. Beğeni duygusunun ifade ediliş biçimlerinin neredeyse tamamen seyirlik bir malzeme haline gelmiş olması, mezkûr duygunun aşırılık içerecek tarzda sunulmasını beraberinde getirmektedir. Duygu durumunun, düşüncenin, eylemin gündelik yaşamda görünür olma motivasyonuyla önemli ölçüde kitsch edilişine matem tutmak yerine, söz konusu sürece giden yola döşenen taşların ne olduğuna bakmak gerekmektedir. Toplumsallaşmanın kendi seyrinde (spontane) ilerleyen süreçlerine önemli bir müdahale olarak okunabilecek gelişmeler ya da 3G arzusunu perçinleyen dinamiklerin ne olduğuna eğilmek, toplumu “teşhir”e götüren nedenleri anlamak için gerekli olmaktadır. Topluma dair açıklama ve tanımlama biçimlerinin önemli oranı, toplumu belli bir kavram ikilisi şeklinde sunmak olmaktadır. Herhangi bir sorun veya durumun ele alınışı, tek başına toplum kavramıyla tercih edilmemektedir. Toplum kavramının önüne veya arkasına onu betimleyen yahut meseleyi kapsayacağı düşünülen bir başka kavram getirilerek meram dile getirilmek istenmektedir. Sosyoloji Divanı’nın bu sayıdaki dosya konusu ikili bir kavramın etrafında şekillenmektedir: “Teşhir Toplumu”. Bu sayıda, zikredildiği üzere yaşadığımız zamanın ve bu zamanın ruhunu oluşturan şeyin teşhir olduğu iddiası, merkezi bir yer tutmaktadır. Dosyada ele alınan yazılar, günümüz “teşhir toplumu”nun ruhunu anlamak ve açıklamak için, meselenin künhüne vakıf olduğu düşünülen metinlerden oluşmaktadır. Dosyada teşhir toplumunun ne olduğu konusu hem teorik düzlemde hem de toplumsal yaşam pratiklerine yansıma biçimleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu minvalde dosya, İslam Can’ın teşhir toplumuna dair kavram, kuram ve pratikleri ele aldığı çalışmasıyla açılıyor. Kenan Çağan post-modern diye tabir edilen dönemin ve toplumsal hayatının mahremiyet dönüşümünü değerlendirirken, Mehmet Ulukütük mahremiyet versus teşhir konulu bir tartışma yürütüyor. Sever Işık; ifşa, itiraf ve gösteri kavramlarına dikkat çekerken, Ali Fidan teşhir ve “sosyal ben”e odaklanıyor. Mücahit Gültekin teşhir ve gözetlemenin biyo-psiko-politiğini ele alırken, Ferhat Tekin bedenin teşhiri üzerine tartışıyor. Zülküf Kara ve Halime Aydın “schizo society” terkibini kapitalist tüketim üzerinden okurken, Musa Arı yine kapitalizm minvalinde bir teşhir tartışmasına bizleri davet ediyor. Ahmet Gökçen “homoscreenus”un kim olduğunu, sosyal medya mecraları üzerinden irdelerken, Ejder Ulutaş TV dünyasındaki eğlence programlarına değiniyor. Mustafa Günerigök gösteri toplumu, tarihselcilik ve sekülerleşme süreçleri arasındaki illiyet üzerine bir çalışma gerçekleştirirken, Özgür Taburoğlu “kutsal insan” (!) metaforunu merkeze alan bir yazı kaleme alıyor.  Söyleşi bölümünde Prof. Dr. Mehmet Tayfun Amman ile sosyoloji, yöntem ve disiplinlerarasılık üzerine bir sohbet gerçekleştiriliyor. Amman, Türkiye’nin son yirmi yılda giderek "tesettürcü" bir toplumdan "teşhirci" bir topluma doğru evirildiğine dikkatleri çekiyor. Ayrıca bu bölümde Amman’ın “Genç Sosyologlarla Sosyolojiye Dair Bir Söyleşi” adlı bir konferans metni de yer alıyor. Kenar Kayıt bölümünde dosya dışında yazılar yer alıyor. Necmettin Doğan, “Said Halim Paşa’nın Düşüncesinde Siyasal ve Toplum Tasavvuru”; Abdullah Harmancı, "'Yere Konmuş Gökyüzü': Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Konya”; Suvat Parin ve Alim Arlı, “Bir Kentlileş(tir)me Projesi: İstanbul Sanat ve Meslek Edindirme Kursları (İSMEK)” başlıklı makalelerle dergide yer alıyorlar. Hayat Sahnesi, görme-görünme ve gösterme pratiklerini gündelik hayatın içerisinden okuma örnekleriyle bizi karşılıyor. Cihan Aktaş, “Kamera, Mahremiyet ve Hikâye”; Necdet Subaşı, “Misafir Odası”; Mehmet Birekul, "Görüntünün Dili: Vitrin"; Seyfettin Kurt, “Şehrin Vitrini, Bedesten...” ve Adem Üstün Çatalbaş, “Seyyahın Rüyası” başlıklı yazılarla, mekân, insan, eşya ve edebiyat etrafındaki varoluş pratiklerini irdeliyor. Kitaplık bölümü ise başka değerli çalışmalarla beraber, ekseriyetle teşhiri ele alan önemli çalışmaların kritize edildiği metinlere yer ayırıyor. Selam ile…

İÇİNDEKİLER

 5 Divan Kalemi | Dosya Editörleri 7 DOSYA: TEŞHİR TOPLUMU 9 Teşhir Toplumu: Kavramlar, Kuramlar ve Pratikler | İslam Can 27 Postmodern Toplumda Mahremiyetin Dönüşümü | Kenan Çağan 59 Hakikatten Mahrumiyet Çağında Teşhire Teşne Olmak: Mahremiyet Versus Teşhir Manzaraları | Mehmet Ulukütük 81 İfşa, İtiraf, Gösteri: Mahremiyet Toplumundan Teşhir Toplumuna | Sever Işık 95 Sonsuzluktan Mutlu Kopuş: Teşhir ve Yeni Sosyal “Ben” | Ali Fidan 117 Teşhirin ve Gözetlemenin Biyo-Psiko-Politiği | Mücahit Gültekin 133 Bedenin Teşhiri: Dile Gelen Bedenden Duyuma Gelen Bedene | Ferhat Tekin 147 Schizo Society ya da Kapitalizmi Teşhir | Zülküf Kara, Halime Aydın 163 Tüketim Teşhiri ya da Teşhir Tüketimi | Musa Arı 177 Homo-Screenus: Bir Teşhirci Olarak Sosyal Medya Kullanıcısı | Ahmet Gökçen 197 Gerçekliğin Simülatif İfşası: Eğlence Programlarındaki Katarsistik Bakiye | Ejder Ulutaş 213 Gösteri Toplumu, Tarihselcilik ve Sekülerleşme | Mustafa Günerigök 227 Delikleri Kapatmak: Tao’nun Gösterişsiz Fiilleri | Özgür Taburoğlu 241 SÖYLEŞİ 243 Prof. Dr. M. Tayfun Amman ile Sosyoloji Üzerine Söyleşiler 259 KENAR KAYIT 261 Said Halim Paşa’nın Düşüncesinde Siyasal ve Toplum Tasavvuru | Necmettin Doğan 271 “Yere Konmuş Gökyüzü”: Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Konya | Abdullah Harmancı 281 Bir Kentlileş(tir)me Projesi: İstanbul Sanat ve Meslek Edindirme Kursları (İsmek) | Suvat Parin, Alim Arlı 295 HAYAT SAHNESİ 297 Kamera, Mahremiyet ve Hikâye | Cihan Aktaş 313 Misafir Odası | Necdet Subaşı 319 Görüntünün Dili: Vitrin | Mehmet Birekul 325 Şehrin Vitrini, Bedesten... | Seyfettin Kurt 329 Seyyahın Rüyası | Adem Üstün Çatalbaş 335 KİTAPLIK 337 Şeffaflık Toplumu | Nuh Akçakaya 345 Görünüyorum O Halde Varım: Meşhuriyet Çağı’nda Kültür ve İnsan | Mehmet Fatih Bağrıyanık 351 Dikizleme Günlüğü Kendimizi ve Komşularımızı Gözetlemeyi Niçin Bu Kadar Sevdik? | Büşra Özen 357 Şöhret | Tuba Büyüktosunoğlu Yaylalı 363 Akışkan Aşk: İnsan İlişkilerinin Dayanıksızlığı | Rukiye Geçer 369 Türkiye’de Yeni Hayat | Fatma Emren 375 Risk Toplumu ve Din -Yeni Bir Sosyolojiye Doğru- | Ahmet Gökçen 381 ÖZETLER 400 YAZARLAR
DOSYA

Teşhir Toplumu: Kavramlar, Kuramlar ve Pratikler

İslam CAN

Yaşadığımız çağ, insanın eski dönemlerden bugüne geçirdiği en büyük mutasyonu sahnelemektedir. Bu çağda görme ile işitme, söz ile jest ve mimikler arasındaki hassas denge, işaretler ve görme lehine değişmiştir. İnsanlar artık işitme üzerinden hakikati inşa etmek yerine, görme duyusuyla gerçekliğin sırrını aramaktadırlar. Bu çalışmada, “teşhir toplumu”na ilişkin anahtar kavramlara ve sosyal bilimlerde yer alan temel tartışmalara yer verilecektir. Teşhir kavramının sosyo-psikolojik kökeni ele alınarak, teşhir ve dikizleme kavramları çözümlenecektir. Ayrıca teşhir kavramının sosyal bilimler literatüründe yer alan anlamları ve kuramsal düzeyde “teşhir toplumu”nun sosyoloji literatüründeki teorik kökenleri de çalışmanın kapsamı içerisindedir.

Postmodern Toplumda Mahremiyetin Dönüşümü

Kenan ÇAĞAN

Bireysel ve toplumsal yaşamın en önemli düzenleyici değerlerinden birisi de mahremiyettir. Mahremiyet toplumlara göre değişkenlik gösterdiği gibi, zamansal değişimlerden etkilenerek bir toplumun farklı anlarında farklı içeriklerle kendini gösterebilir. Nitekim geleneksel toplumlardan postmodern toplumlara kadar geniş bir zaman yelpazesi izlendiğinde bu değişim çok açık bir şekilde gözlemlenebilir. Mahremiyetteki dönüşüm çoğu zaman güç kaybı şeklinde gerçekleşmiştir. İçinde yaşadığımız zaman diliminde ise büsbütün ölümünden bahis açılmaktadır. Mahremiyetin dönüşümünü hazırlayan birçok etken olmakla birlikte en önemlilerinden iki tanesi şunlardır; birincisi toplumların yaşadığı zihinsel değişimdir; ikincisi ise zihinsel değişimle zamansal olarak örtüşen maddi kültürdeki değişim dinamikleridir. 

Hakikatten Mahrumiyet Çağında Teşhire Teşne Olmak: Mahremiyet Versus Teşhir Manzaraları

Mehmet ULUKÜTÜK

Bu makalede göstergeler dünyasının ışıltısı altında ama hakikatten mahrumiyet yaşandığı bir çağda insanların değişik araç ve yollarla bir kültür ve ahlaki yozlaşma biçimi olarak teşhire nasıl yenik düştükleri tahkiye edilecektir. Söz konusu tahkiyeye çeşitli vesilelerle teori de mihmandarlık edecektir. Modern rasyonel bilincin akıl ve metafizik arasında yaşadığı gerilim yerini zamanla dil, din ve felsefede radikal açıklık ve kesinliğe bırakmıştır. Radikal açıklık ve kesinlik ise mimaride, sinemada ve tıpta neşvü nema bulmuştur. İşte tam da bu vasatta geleneksel gündelik hayatın hakikatle örülü ve örtülü mahremi pek çok medya ve iletişim aracılığıyla delinmiştir ve buharlaşmıştır

İfşa, İtiraf, Gösteri: Mahremiyet Toplumundan Teşhir Toplumuna

Sever IŞIK

Modern toplum teşhir, temaşa, gözetim ve denetim toplumudur. 19. yüzyılda özelikle görmenin radikal bir biçimde değişmesiyle birlikte insan bedeni, mekân ve bütün doğal varlıklar teşhir edilerek iktisadi tüketimin hizmetine sunulmuştur. Sürekli imaj ve imgelerin üretilmesi sonucu toplum giderek her şeyin sahnelendiği bir gösteriye dönüşmüştür. Teşhir ve gösterinin bir varoluş biçimi olarak ön plana çıkması mahremiyeti yani özel alanı kamusal alan lehine sürekli olarak daraltmıştır. Her şeyin görselleştiği ve nesnelleştiği teşhir toplumunda tüm bireyler hem izlenen hem de izleyen konumundadırlar. Toplumun bir teşhir toplumuna dönüşmesinde bir teknik olarak modern sanat, teknoloji, modern bilimler ve kültür endüstrisi önemli rol oynamıştır.

Sonsuzluktan Mutlu Kopuş: Teşhir ve Yeni Sosyal “Ben”

Ali FİDAN

Bilgi teknolojilerinin baş döndürücü bir şekilde hızlı gelişimi sonucunda gerçekliğin kendiliğinden yanılsama evrenine doğru kayması, kitle iletişim araçlarına mahkûm olunan düzende gerçekliğin değil göstergenin de dengesinin ve konumunun bozulması söz konusudur. Bugünün toplumlarında minimum gerçeklik ve toplumsallık ile maksimum simülasyon ortamında gerçeklik değil gerçekliğin baş döndürücülüğü vardır. Göstergelere sığınarak ve gerçeğin yadsınması içinde yaşayan bireyler günün her saatinde açık sosyal medya araçları ile sürekli paylaşım yapmakta ve benzeştiği diğer toplum fertlerini takip etmektedir. 

Teşhirin ve Gözetlemenin Biyo-Psiko-Politiği

Mücahit GÜLTEKİN

Modernizmin kurucu kalıplarından biri de görmektir. Görünür kılmak, modernliğin yaslandığı temel itici güç olmuştur. Modernlik, hem teşhiri hem de gözetlemeyi rasyonelleştiren bir anlam alanına sahiptir. Teşhir ve gözetlemenin karşılıklı rızaya dayanan biçimi görece yeni bir olgudur. Teşhirin sınırları küresel hegemonyanın etki alanına ilişkin bir gösterge olarak kabul edilebilir. Gözetlenmeye gösterilen rıza, neoliberal hegemonyanın toplumları sınıflandırmak için kullandığı önemli bir ölçüttür. Teşhir, bu noktada psikopolitik bir anlam kazanır. Gözetlenebilenler pozitif bir anlam alanına sahip kavramlarla yüceltilirken, buna karşı direnenler tehlikeli olarak kodlanır. Diğer bir ifadeyle teşhir farklı kültür ve toplumları sınıflamanın işlevsel bir aracıdır. T

Bedenin Teşhiri: Dile Gelen Bedenden Duyuma Gelen Bedene

Ferhat TEKİN

Bu makale sosyal teoride 1980’li yıllardan bu yana önemi gittikçe artan bedene, teşhir bağlamında odaklanmaktadır. Her çağın kendine göre bir zihniyeti, bir insan telakkisi ve bunlara bağlı olarak da bir beden anlayışı bulunmaktadır ve bu, bedenlerde kendini göstermekte veya cisimleşmektedir. Modern çağda ve özellikle de günümüzde bedenin en dikkat çeken yönü onun özellikle bir sergi değerine ve teşhire sahne olmasıdır. Bu bağlamda makalede beden, öncelikle dini ve geleneği yapı-bozuma uğratan modernite ve mahremiyet dönüşümü çerçevesinde ele alınmıştır. Akabinde cazibenin, kışkırtmanın ve imajın belirlediği postmodern kimliğin temeli olarak bedene; son olarak da duyumcul kültürün hipercinselleştirilmiş beden anlayışına odaklanılmıştır. 

Schizo Society ya da Kapitalizmi Teşhir

Zülküf KARA-Halime AYDIN

Toplumsal kimliklerin ve bedenlerin kamusallaştığı, ekranın gerçekliği yerinden edip yalnızca temsilleri sızdırdığı, görsel imajların temel sosyal bileşenlerden biri haline geldiği modern toplumlar, yeni bir sosyallik türü ile karşı karşıya: “Schizo Society”. Kapitalizmin bir tutam gerçeklik serpiştirerek sosyal olanı ayarttığı, kodladığı ve kendi simgesel düzlemine çektiği günümüzde, toplum, artık herhangi bir hastalık türü olarak deneyimlenmektedir. Gösterişin dinsel alandan seküler alana kadar gündelik yaşamın bütün katmanlarına sızmasıyla “schizo topluluklar” türemiştir. Kapitalizmin toplumsal bedeni bir meta göstergeye dönüştürdüğünü fark etmeden bizler de, sosyolojik özneler olarak, maskeli kimliklerimizle bu topluluğun gönüllü üyeleri haline gelmiş bulunmaktayız.

Tüketim Teşhiri ya da Teşhir Tüketimi

Musa ARI

Sanayi devrimi sonrası ürün bolluğu ve çeşitliliği artmıştır. Fabrikalarda seri olarak üretilen malların bir arz fazlalığına neden olması pazarlama çalışmalarının artışına neden olmuştur. Reklamcılığın gelişmesiyle tüketicinin nelere ihtiyaç duyduğu ona öğretilmektedir. Tüketicinin üretilmesi sağlanmaktadır. Tüketicinin tükettiği ürünü teşhir etmesi yoluyla bir farklılık sağlanmakta, tüketici bireyliğini teşhir ettiği tüketim nesnesinin varlığından almaktadır. Medyanın üretimle tüketim arasında kurduğu işlevsel ilişki ve gelir kaynağının da bu ilişki olması nedeniyle teşhir de moda şeklinde tüketilmektedir. Bireye mutluluk vaadi veren reklamcılık, tüketimi körüklemekte ve netice olarak toplumsal hayatın kendisi bir tür teşhire dönüşmektedir.

Homo-Screenus: Bir Teşhirci Olarak Sosyal Medya Kullanıcısı

Ahmet GÖKÇEN

İnternetin artık gündelik hayatımızın önemli bir parçası haline geldiği çağımızda, internet ile ilişkisini daha ileri boyuta taşıyan tiplerle sıklıkla karşılaşıyoruz. Bu tipin ve ilişkinin oluşmasında şüphesiz sosyal medya uygulamalarının rolü oldukça büyüktür. Sosyal medya kullanıcısı olarak kavramsallaştırılan bu toplumsal tip, artık dünya nüfusunun önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Sosyal medya uygulamaları kullanıcılarına yeni bir dünya sunmaktadır. Sosyal medya kullanıcısı bu yeni dünya içinde yeni bir kişilikle hayatını sürdürmektedir. Sosyal medya kullanıcısın en önemli özelliklerinden birisi teşhirci olmasıdır. Ekran ile özdeşleşen bu yeni dünyada her şey ekrana sunulmak için bir metaya dönüşmektedir. Sosyal medya kullanıcısı ekranda; düşüncesini, bedenini, sözünü, mekanını, dinini, duygularını, iletişimini, törenlerini, ailesini, akrabalarını, arkadaşlarını, iş ortamını, evini kısacası her şeyini ve hatta mahremini bile teşhir eder. 

Gerçekliğin Simülatif İfşası: Eğlence Programlarındaki Katarsistik Bakiye

Ejder ULUTAŞ

Bu çalışma, günümüz dünyasında görünür olmanın, vitrinde bulunma çabasının ve teşhir edilme sürecinin izini sürmektedir. İletişim teknolojilerindeki gelişmelerin öncülüğünde toplumsal ilişkiler önemli dönüşümlere uğramaktadır. Özellikle televizyon öncülüğünde eğlence ve şov kültürünün yaygın hale gelmesi söz konusudur. 1980’lerden sonra meşhur olma çabasının çoğu kişi açısından hüsranla sonuçlanması, teşhir temalı bir pazarın temellerini attırmıştır. Simülasyon dünyasındaki şov programları burada başı çekmektedir. Şov programlarındaki duyguların pazarlanma biçimleri standart hale getirilmiştir. Toplum içerisinde dile getirilemeyen, yapılamayan, yaşanamayan her ne varsa buralarda gösterilmiştir. Dolayısıyla bu programlar, seyircide ciddi bir katarsistik boşalma meydana getirmiş ve getirmektedir. 

Gösteri Toplumu, Tarihselcilik ve Sekülerleşme

Mustafa GÜNERİGÖK

Gösteri toplumu bir modern toplum sosyolojisidir. Bu sosyolojinin kuramcısı Fransız düşünür ve sinemacı olan Guy Debord (1931-1994)’tur. Debord, “gösteri” kavramını bir paradigma haline getirmiş ve onu sosyolojik bir tanıma kavuşturmuştur. Onun bu yaklaşımı birçok muhitte tartışılmaktadır. Bu makalede Debord’un yaklaşımı din sosyolojisi bağlamında bir okumaya tabii tutulmuştur. Buna göre bu çalışmada gösteri toplumu sosyolojisi tarihselcilik, din ve sekülerleşme düşünceleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Bu çerçevede ilk olarak gösteri toplumunun kavramsal yapısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci olarak yine Debord’un gösteri sosyolojisi bağlamında tarihselcilik, din ve sekülerleşme konuları tartışılmıştır. Sonuç olarak ise araştırmada öne çıkan yaklaşımın genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.

Delikleri Kapatmak: Tao’nun Gösterişsiz Fiilleri

Özgür TABUROĞLU

Antik Yunan ve Taocu düşünceler neredeyse aynı zamanda ortaya çıkmış ve farklı ve birbirinden habersiz iki ayrı coğrafyada olgunlaşır. Özellikle Platon’un isim verdiği khōra ve Lao Tzu’nun tanımladığı ch’i benzer hakikatlere işaret eder. Her ikisi de isim vermenin sıfat yakıştırmanın zor olduğu bir varoluşa sahiptir. Ancak özellikle Antik Yunan düşüncesi khora’yı ifade etmek ister. Taocu fikriyatta ise Tao tanımsızlığıyla bırakılmak istenir. Lao Tzu’nun “delikleri kapatmak” ifadesi böyle bir hakikati duymanın ve ifade etmenin yollarından uzak kalmayı ifade eder. Dolayısıyla Antik Yunan Homerik düşüncesiyle, Taocu kozmoloji benzer bir varlıkbilime yaslansa da, her ikisinin uygulaması farklıdır. Bu farkı Lao Tzu’nun Tao Te Ching ve Platon’un Timaios diyaloglarına bakarak anlamak olanaklıdır. Ayrıca Japon düşünür Toshihiko İzutsu’nun bu farkı yorumladığı metinler bu farkı açıklıkla ortaya koyar.
KENAR KAYIT

Said Halim Paşa’nın Düşüncesinde Siyasal ve Toplum Tasavvuru

Necmettin DOĞAN

İslamcı düşünürlerin siyasal tasavvuru, İslam Dünyasında yakın dönemlerde yaşanan siyasal gelişmeler sonucunda giderek daha fazla ilgi çekmeye başladı. Özellikle, İran, Tunus, Mısır ve Türkiye’deki siyasal gelişmeler, bu ülkelerdeki İslamcı hareketlerin siyasal tasavvurlarını hem iç siyasal hem de uluslararası dengeler açısından önemli hale getirdi. Siyasal konusunda artan akademik-entelektüel tartışmalar doğal olarak, bugünkü siyasal tasavvurların arkasındaki düşünsel geleneklere olan ilgiyi de artırdı. AK Parti’nin ulusal ve uluslararası düzeyde zaman zaman İslamcı bir söylem kullanması, bu ilginin bir kısmının Türkiye’deki İslamcı hareketler ve ideologlara yönelmesine de yol açtı. Bu makalenin konusu da Türkiye’deki İslamcılığın öncülerinden biri olan Said Halim Paşa’nın siyasal tasavvuru ve bu tasavvurun arkasındaki düşünsel, tarihsel ve sosyolojik etkilerdir.

“Yere Konmuş Gökyüzü”: Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Konya

Abdullah HARMANCI

Konya, tarihin eski çağlarına uzanan bir geçmişe sahiptir. Türklerin Anadolu’ya gelişleriyle birlikte milletimizin tarihinde de önemli bir merkez haline gelmiştir. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde her zaman siyasetin olduğu gibi kültürel çalışmaların, edebiyatın da önemli mercilerinden olmuştur. Bu sebeple şehir hakkında çok sayıda eser kaleme alınmış, Konya, kültürel ve edebi eserlerin konusu olmuştur. Edebiyatın en güçlü türü olan şiir de projektörlerini bu şehre yöneltmiştir. Makalemizde, cumhuriyet dönemi edebiyatımız içerisinde yazılmış şiirler taranarak Konya’ya şairlerimiz tarafından nasıl bakışlar yöneltildiği incelenmeye çalışılmıştır. Şairlerin; şehrin dini, tasavvufi birikiminden, coğrafi özelliklerine, uzun tarihi geçmişine, gelenek ve göreneklerine, son dönemlerde yaşadığı değişim ve dönüşümlere kadar farklı konulara yöneldikleri görülmüş ve şiirimizin aynasına yansıyan Konya incelenmeye gayret edilmiştir.

Bir Kentlileş(tir)me Projesi: İstanbul Sanat ve Meslek Edindirme Kursları (İsmek)

Suvat PARİN-Alim ARLI

Demografik yapının kentsel alandaki istihdamını işaret eden kentleşme ile kentte yaşayan nüfusun davranışsal özelliklerine göndermede bulunan kentlileşme kavramları ayrımı Türkiye’deki kent çalışmalarında sıklıkla tartışılan bir konu özelliği göstermekte, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana kentleşme oranlarındaki artışla eş düzeyde bir kentlileşmenin olmadığı söz konusu çalışmalarda değişik tonlarda vurgulanmaktadır. Kentsel normları içselleştirme ve bu eksende bir yaşam sürdürme kapasitesi anlamına gelen kentlileşme sürecinin kente yerleşmeye kıyasla daha maliyetli, daha uzun erimli ve görece ucu açık bir süreç olduğu gerçeğinden hareketle; Türkiye’de sivil toplum örgütleri, üniversiteler, kamu kurumları ve yerel yönetimler gibi farklı aktörlerce kenti mesken tutan nüfusun kentlilik sermayesini artırmaya, dolayısıyla kentleşme ile kentlileşme arasındaki makası daraltmaya dönük çok sayıda faaliyet gerçekleştirilmektedir. 
HAYAT SAHNESİ

Kamera, Mahremiyet ve Hikâye

Cihan AKTAŞ

Bir göz neleri göreceğine, kulak da neleri duyacağına nasıl karar verir? Algıda bir yerde baş gösteren seçicilik, kendi beğenimiz ve eğilimimiz kadar, irademizi de yansıtır. Görmeye ve dinlemeye bazen yakalanır, maruz kalırız. Fakat mahrem görüntüleri ve sesleri alımlama arzumuz duvarlar kadar vicdanın (ve iffetin) uyarılarıyla engellenir. Hangi haklı gerekçe adına aşacağız o yüksek duvarları? Kimin “ayrıcalıklı” gözleri haram edilmiş olanı görmeye, kayıt altına almaya ve bir de kamuya sunmaya yetkili olabilir?

Misafir Odası

Necdet SUBAŞI

Bugün genellikle bir dalga konusu olarak çiğ yorumlara kurban edilse de misafir odaları gelenekte oldukça işlevsel mekanlar olarak hafızlarda yerlerini almışlardır. Doksanların ortalarında ağırdan ağıra bizim evdeki misafir odası da bir şekilde ağırlığını yitirmeye başlamış, mesela önce benim gibi tatile gelen evlatlar için uzun süreliğine açılmış, kent hayatının dayattığı yeni şartlar içinde hükmünü yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı. Oysa mesela köyde dedemin evinde yün döşeklerin sıra sıra dizildiği, yanda kallavi bir karyolanın arzı endam ettiği, etrafta yer yastıklarının, duvarlarda dört bir tarafta kilimlerin asılı olduğu o evde misafir odası asla boş kalmazdı. 

Görüntünün Dili: Vitrin

Mehmet BİREKUL

Kendi bütünlüğü içinde ele alındığında gösteri, mevcut üretim tarzının hem sonucu hem de tasarısıdır. Gerçek dünyaya bir eklenti, ona ilave edilen bir süs değildir. O gerçek toplumun gerçekdışılığının can alıcı noktasıdır. Gerek enformasyon ya da propaganda, gerekse reklam ya da doğrudan eğlence tüketimi biçiminde olsun bütün özel biçimleriyle gösteri, toplumsal olarak hakim olan yaşamın mevcut modelini oluşturmaktadır. O, üretimde önceden yapılmış seçimin her alanda onaylanması ve bunun sonucu olan tüketimdir. Gösterinin biçimi ve içeriği, var olan sistemin koşullarının ve amaçlarının tümüyle aynen doğrulanmasıdır.

Şehrin Vitrini, Bedesten...

Seyfettin KURT

Bedesteninden anlaşılır bir şehir, bir memleket, bir kent, bir yurt... Çünkü bedestenler, çarşılar şehri inşa eder, şehirler insanı. Çarşılar İslam şehirlerinin kalbidir. Selçuklu – Osmanlı kültürü ile yoğrulmuş şehirlerde, bedestenler, sadece alış-verişin yapıldığı, ticari hayatın temerküz ettiği, şekillendiği yerler değildir. Çarşı, bazar, bedesten, kamusal alanın şekillendiği, resmi, gayri resmi işlerin takip edildiği, vaktin belirlendiği, vaktin akışının düzenlendiği, yeni şeylerin öğrenildiği, yetenek ve kabiliyetlerin sınandığı, insan içine çıkılan bir seyir ve gösteri alanıdır.

Seyyahın Rüyası

Adem Üstün ÇATALBAŞ

Çocukken atlaslarla oynamayı çok severdim. Envai çeşit haritanın üzerinde hiç kimselerin duymadığı, gidip görmediği, belki de bilip terk ettiği yerleri adeta ezbere bilir, oralardaki insanları düşünür, çeşitliliğe hayran kalırdım. Ya rabbi! Ne çeşitli diller konuşuyordu insanlar, ne çok inanç vardı müminlerinin bile anlayamadığı, ne saçma bir şeydi bir toprak parçasını çevirip ‘’burası benim’’ demek! Çocuk aklı işte, insan alışıyor bir zaman sonra. Oralardaki insanların da beni/bizi düşünüp düşünmediklerini merak ederdim, şimdi yeni yeni anlıyorum kimsenin umurunda değilmişiz. Onca dert arasında, kim düşünsün bizi, değil mi ama?
KİTAPLIK

Şeffaflık Toplumu

Nuh AKÇAKAYA

İçinde yaşadığımız toplumların veya daha genel ifadeyle çağın tarihsel süreç içerisindeki ayırt edici özelliğine dair şimdiye kadar sosyoloji literatüründe oldukça fazla tanımlama ve terkip söz konusu olmuştur. Özelde Batı toplumlarının gerçekliği üzerinden neşet etmiş ve tüm dünyaya bir şekilde mal olabilmiş kimi tanımlamalar, bütün toplumları az ya da çok ilgilendirebilen bir dizi tematik unsurları ihtiva etmektedir. 

Görünüyorum O Halde Varım: Meşhuriyet Çağı’nda Kültür ve İnsan

Mehmet Fatih BAĞRIYANIK

Felsefe tarihinin belki de en çarpıcı öncüllerinden; varlığın mesnedine ve insanın özüne dair derinlikli bir ifade; dillere pelesenk olmuş basmakalıp bir sığlığa dönüşme tehlikesi içerisinde olsa bile bugünün insanını anlama noktasında halen tılsımını koruyan bir özdeyiş: “Cogito, Ergo Sum!” nam-ı diğer “düşünüyorum, o halde varım”. Descartes felsefesinin mottosu olan bu ifade, hülasa varlığın ontik boyutuna, düşüncenin ise metodik yönüne işaret etmektedir.

Dikizleme Günlüğü Kendimizi ve Komşularımızı Gözetlemeyi Niçin Bu Kadar Sevdik?

Büşra ÖZEN

Yaşadığımız zaman diliminden kendimizi düşünsel olarak izole edip mevcut muhtevayı kavramaya çalıştığımız zaman içinde bulunduğumuz paradoksu anlamak mümkün olacaktır. Endüstri devrimi öncesi küçük topluluklardaki sahici ilişkiler zamanla aşınmış son kertede 21. yüzyıl öğretileri ve teknolojinin gelişimi ile yok olma noktasına gelmiştir. “Dikizleme Kültürü” artık popüler kültürü de geride bırakmış, teşhirci bireyleri ortaya çıkarırken sanal mecralar aracılığı ile mahremiyeti şeffaflaştırmıştır. 

Şöhret

Tuba BÜYÜKTOSUNOĞLU YAYLALI

Modern dünyanın bizlere sunduğu en temek itki şüphesiz ki, herkesin ayrı bir değer olduğu söylemidir. Kültürel aracılar tarafından yüceltilen ve sürekli pekiştirilen bu söylem, özel ve farklı olma arzularını her daim beslemektedir. Bundan dolayıdır ki, insan ruhu toplumsal yaşam içerisinde, yakın ve uzak mesafeli her ilişkisinde beğeni, beklenti, onaylanma, takdir görme arzusu ve eğilimindedir. İç dünyamızdaki bu hareketlilik ve izlenimler, tümüyle insan fıtratına ilişkin bir meseledir. Şöhret arzusunun yaygınlığının en muteber cevabı, bu arzuların doyurulması ihtiyacından kaynaklanmaktadır. 

Akışkan Aşk: İnsan İlişkilerinin Dayanıksızlığı

Rukiye GEÇER

Değişimin zoraki var olma arzusu, bireyin değişime direnen yanıyla birleştiğinde arada kalmış bir insan tiplemesinin kaçınılmazlığına doğru savrulan yeni bir haleti ruhiye ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle değişimin kendisinin de değiştiği bir var oluşa zorlanan bireyin ahvali değişmemeye direnen varlığıyla eklemlendiğinde, birey her şeyin geçiciliğiyle anıldığı sonsuzluk sarmalının daimi sürgünü olarak zikredilmektedir. İnsan varlık sergilemeye başladığı andan itibaren ortamının tutsağı olmaya mamurdur.

Türkiye’de Yeni Hayat

Fatma EMREN

Modernleşme, Batı dışı toplumların Batı toplumunu toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda takip etme süreci olarak ifade edilmektedir. Batı toplumlarının yaşadığı gelişmeleri takip etme adına gerçekleştirilen bu süreç, insanlığın gelişim süreci olarak da adlandırılabilir. Modernleşmenin odak noktası Batı toplumları ve Batı kültürü olarak görülür. Bir başka ifadeyle, Batı merkezci bir modernleşme süreci izlenilmesi gerekmektedir. Modernleşmede esas olan şey, geleneksel kurumların aşılıp yerine modern, çağdaş kurumların getirilmesidir.

Risk Toplumu ve Din -Yeni Bir Sosyolojiye Doğru

Ahmet GÖKÇEN

Bir karar alırken iki seçeneğiniz varsa oldukça şanslısınızdır. Tek seçenek ise sizi çaresiz halde bırakabilir. Peki ya birçok seçeneğiniz var ama bütün seçenekler tek bir seçeneğe çıkıyorsa? Yirminci yüzyıldan sonra modernitenin nasıl bir hal aldığı çağdaş sosyoloji kuramlarınca cevabı oluşturulmaya çalışılan en merkezi soru olarak kabul edilebilir. Modernite son buldu mu, yoksa ana bileşenleri korunmak suretiyle katı durumdan sıvıya ve oradan gaz haline dönüşüp her nefisin nefesine karışan bir hale mi geldi? Yeni toplumsal yapıyı açıklama ve kavramsallaştırma çabaları birçok teorisyenin gündemini meşgul etmiştir. 
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları