TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
 
 
9. SAYI // Dijital Sosyoloji

DİVAN KALEMİ

 Sosyoloji, söyleyecek sözü olan için kavramlarını yalnızca büyülü hale getirmekle kalmaz mekân ve zaman gibi insanı bağlayan unsurları kendi sınırları içinden çıkarmaya/taşırmaya zorlar. Sözünün erimini yaşadığı zaman ve mekanla sınırlamadan yarına ve yeni bağlamlara dair tahayyüllerle zenginleştirebilen sosyologlar, sosyoloji yapma tarzlarını da bizatihi belirleme imkânına sahip olabileceklerdir. Bir asırlık sosyoloji geleneğimizin henüz “okullaşama”mış olduğu düşünüldüğünde socius merkezli çalışmaların önemi daha da artmaktadır. Türkiye’de klasik sosyolojik ilgi, Batı merkezli paradigmalara dayanmış olsa da toplumsal değişimlerin küresel ölçekteki güçlü etkisi bu paradigmaları sarsmış görünmektedir. Aynı şekilde sosyolojik düşünme tarzlarımızı belirleyen kavram ve yöntemler Batı refleksli de olsa yeni dijital dünya bu refleksleri çoktan esnetmiş durumdadır. Öyle ki büyük anlatılardan postmodern çözümlemelere kadar geniş bir ağa sahip sosyolojik miras, artık siber alanlarda kendisini yenilemek durumundadır. Yani internetin sağladığı sanal dünyaya özgü toplumsallıklar, teori ve metodolojik açılımlarla genişlemek zorundadır. Sosyal medya aracılığıyla sosyolojik düşünmenin değişmesi gerektiği düşünüldüğünde dijital olana dair farklı bir dilin inşa edilmesi de elzemdir. Sosyoloji ne kadar dijital ya da dijital olanın sosyolojisi nasıl yapılır? gibi sorular etrafında şekillenen Divanının bu sayısında, ilk olarak toplumsal olanla sanal olan arasında büyüyen bir ekrandan söz etmekte Zülküf Kara. Makalesinde ekranın baştan çıkarıcılığını dijital sosyolojinin imkânı ile birlikte düşünmeye çalışan Kara, atılan bir tweet ile bizim onu analiz etme hızımız arasında hayli mesafe olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca dijital sosyoloji kavramsallaştırmasına dikkat çekerek tahayyül etme tarzımızın hızla değişmesi gerektiğini belirtmektedir. Şentürk ise internetin toplumsal bir metin gibi okunması gerektiği fikrinde. Çevrimiçi birlikteliklerin sanal toplulukları yarattığını belirten yazar, dikizleme kültürünün temel sosyal bileşenlerden biri haline geldiğine dikkat çekerek yeni bir “dijital devrim”le karşı karşıya olduğumuz kanısında. Ekranın baştan çıkarıcılığını dokunma krizine yoran Yücedağ, internetin merkezsiz, başı ve sonu olmayan ağ yapısının teorileştirilmesinde Deleuze’ün “rizom” kavramının işlevselliği ve internetin rizomla olan benzerlik ve farklılıklarını tartışmaktadır. Siber alanda da olsa toplumun olduğu yerde iktidardan söz etmesek eksik kalırdı. Ebru Diken, dijital gözetim ve yeni medya toplumsallığını; oyun, büyülenme ve birey-kaçıklık metaforları eşliğinde tartışmaktadır. Yeni iletişim teknolojilerinin dijital bir kimlik yaratma yönünde önemli bir işleve sahip olduğu hatırlatan Devrim Ertürk ise kimlik atıflarının yeni yaşam alanlarımızı doğurduğundan şüphe duymamaktadır. Kimliğin dijital sınırları mı? Belki. Kuramsal ve kavramsal düzeyde yol çizgileri belirleyen dijital sosyoloji elbette metodolojik olarak da perspektiflerini belirlemek durumundadır. Dolayısıyla dijital olan ile dijital olmayan toplumsallık arasındaki ilişkilerden yola çıkarak, sosyolojide dijital yöntemlerin ne kadar yeni ve ne kadar tanıdık olduğunu tartışmaya açmak gerekmektedir. Büyük Veri ve Dijital Etnografi üzerinde bu yöntemlerin hem önceki yöntemlerle kurdukları ilişki hem de toplumsallığı anlama çabaları inceleyen Güneş, dijital yöntemler konusunda önemli “veriler” sunmaktadır. Verileri toplama, sunma ve analiz etme elbette ki bir akademik etikle mümkün olacaktır. Mutlu Binark ve çalışma ekibi saha çalışmasına katılan araştırmacılar ve uzmanların görüşlerini temel alarak, Türkiye’de yürütülen sosyal medya araştırmalarında bazı etik sorunların varlığı tespit etmişlerdir. Dijital alanın önemli verilerinden biri haline gelen Periscope İnstagram’ın bir mahremiyet tartışması yarattığını belirten Yurdigül ve Elitaş, sosyal Medya, mekan ve beden konuları bağlamında bir kavramsal çerçeve oluşturarak, mahremiyet ve voyörizm konusunu literatür taraması yöntemi kullanarak ele almaktadırlar. Sosyal medyanın İnstagram ve Periscope gibi uğraklarının yanında dijital oyunlar da önemli bir yer tutmaktadır. Gülsoy’a göre dijital oyunlar, sanal ya da gündelik hayatla etkileşim içerisinde yarı sanal düzlemlere kuruludurlar. Bu düzlemler ise oyuncunun benliğini sergilediği bir alana dönüşmektedir. Benlik demişken Vehbi Bayhan, sosyal medya ortamında yeni bir “Ben Nesli”nden söz etmekte. Sosyal medya kullanma alışkanlığı ile narsistik kişilik özellikleri arasında sıkı bir ilişkiden bahseden Bayhan ilişkilerin yüzeyselliğine dikkat çekmektedir.

İÇİNDEKİLER

 5 Divan Kalemi I Dosya Editörü
7 DOSYA: DİJİTAL SOSYOLOJİ
9 Dijital Sosyoloji I Zülküf Kara
21 Yeni Toplumsal Bir Metin Olarak İnternet I Ünal Şentürk
45 Dijital Dünyaya Teori Biçmek: Rizomatik Bağlantılar I İbrahim Yücedağ
61 Dijital Gözetim ve Yeni Medya Toplumsallığı Oyun (Game), Büyülenme (Captivation) ve Birey-Kaçlık (‘Dividuality’) I Ebru Thwaites Diken
73 Dijital Kimliği “Sınırlı” Düşünmek I Devrim Ertürk
87 Dijital Sosyoloji ve Metodoloji: Ne Kadar Yeni, Ne Kadar Tanıdık? I Z. Nurdan Atalay Güneş
101 Sosyal Bilim Araştırmalarında Türkiye’de Veri Etiği Politikası: Sosyal Medya Ortamlarından Veri Toplanması I Mutlu Binark - Haydar Yalçın - Şule Karataş - Tuğrul Çomu
129 Voyörizm ve Teşhircilik Bağlamında Sosyal Medyanın Mahremiyet Sorunu: İnstagram ve Periscope Örneği I Yusuf Yurdigül - Türker Elitaş
149 Bir Uyarlama Denemesi: Dijital Oyunlarda Sahne I Sait Gülsoy
165 İnternet, Sosyal Medya ve Narsisizm I Vehbi Bayhan
175 SÖYLEŞİ: Yücel Bulut ile Söyleşi: Sosyoloji, Oryantalizm ve Oksidentalizm
197 KENAR KAYIT
199 Cemil Meriç Düşüncesinde Entelektüel ve Türk Entelektüelinin Serencamı I Kenan Çağan
221 Mehmet Akif’in Gözünden Türk Modernleşmesi I İbrahim Nacak
231 Ekonomik İktidar Biçimi Olarak Zamanın Üretimi I Selim Süleyman
253 HAYAT SAHNESİ
255 Sosyoloji Ne Kadar Dijital? “Artık Ben De Bir Fenomenim” I Dilan Beyazköy
265 Bir Şehir Hayali I Köksal Alver
269 Su Değirmeni I M. Zeki Saka
283 KİTAPLIK
285 Dijital Dünyada Müslüman Kalmak I İlknur Ekiz
291 Gözetim Aracı Olarak Kimlik Kartları I Merve Bozalp
295 Sosyal Bilimlerde Alternatif Söylemler I Emrullah Türk
301 Toplumu Anlatmak I Yusuf Ayyıldız
305 ÖZETLER
320 YAZARLAR
DOSYA

Dijital Sosyoloji

Zülküf KARA

 Bir “tahayyül etme” tarzı ya da alışık olduğumuz dünyayı bozma girişimi olarak sosyoloji, toplumsal dünyaya metaforik ağlarını atarken gündelik yaşam denizinden her zaman için anlamlar çıkarmaya çalışır. Metaforların yalnızca kavramsal araçlar olmayıp aynı zamanda dünyanın nasıl olduğu, ya da nasıl olabileceğine ilişkin yıkıcı gerçeklik imajıyla varlık kazandığı düşünüldüğünde dijital evrenin söz konusu metaforları daha da çoğalttığını söyleyebiliriz. Sosyal medya aracılığıyla sosyolojik düşünmenin, siber-zaman ve siber-mekan aralıklarında gidip gelmesiyle, dijital olana dair yepyeni bir dilin kurulması gerektiği de ortadadır

Yeni Toplumsal Bir Metin Olarak İnternet

Ünal ŞENTÜRK

 Bugün dünya nüfusunun çoğu, sanayi sonrası değişim ve dönüşümlerin belirleyicisi
olduğu bir toplumsal aşama olan enformasyon toplumunda yaşamaktadır. Enformasyon
toplumu, ortaya çıkardığı yeni bir yapı ve işleyişle geçmiş benzerlerinden
ayrışmaktadır. Milyonlarca bilgisayar ve cep telefonundan dünya insanlarını birbirine
bağlayan internet, bu toplumsal aşamanın en önemli teknolojisi ve iletişim aracıdır. Bu
bağlamda internet ve beraberinde ilerleyen teknoloji, insan yaşam ve ilişkilerini değişim
ve dönüşüme zorlayarak yeni bir toplumsal yapı ve işleyiş ortaya çıkarmaktadır.

Dijital Dünyaya Teori Biçmek: Rizomatik Bağlantılar

İbrahim YÜCEDAĞ

 Günümüzü tanımlama biçimlerinden biri olan “dijital dünya” yaşamımızın tüm alanlarında meydana gelen dönüşümün de ifadesidir. Kozmetikten, araç alım-satımına, ayakkabıdan kitap alımına kadar dokunarak-görerek gerçekleştirdiğimiz her eylem yerini internet üzerinden başka bir temas biçimine dönüştürmüştür. Banka hesaplarımızdaki milyonlarla somut olarak var olmayan ancak dijital olarak aldığımız değerli kâğıtların bir gecede birkaç katı değer kazandığı, gerçekliğin hiper-gerçekliğe dönüştüğü, ID’ler ya da nick nameler üzerinden tanımlamaların yapıldığı ve sosyal medya platformlarında yeni kimliklerin inşa edildiği 21. yüzyıl bu eksende bizlere yeni tartışma alanları açar: Somuttan bedenden veriye, mekânın ve zamanın yerinden edilmesi gibi.

Dijital Gözetim ve Yeni Medya Toplumsallığı Oyun (Game), Büyülenme (Captivation) ve Birey-Kaçlık (‘Dividuality’)

Ebru Thwaites DİKEN

 Uluslar arası ölçekte yapılan veri madenciliği
istihbaratı milli olmaktan çıkarmış; buna binaen ulusal güvenliği korumak dijital
sınırları korumaya bağlı hale gelmiştir. Dijital gözetimde asker-devlet-şirket ittifakı,
gözetimin gizliliği ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan keyfiliği, ve öznenin potansiyel
şüpheli olarak inşası dijital gözetimde etik sorunsalı üzerinde düşünmeyi gerekli kılar.
İlk bakışta enformasyon teknolojileri etik bir meseleyi çağırmıyor gibi görünür. Bunun
bir sebebi öznenin gönüllü katılımına dayanması ve dijital platformlarda güvenlikle
eğlencenin bir araya gelmesidir.

Dijital Kimliği “Sınırlı” Düşünmek

Devrim ERTÜRK

 Günümüzde en önemli iletişim aracı olarak internet ve ağ teknolojileri gelmektedir. İnternet sahip olduğu teknoloji sayesinde insanlar arasında hızlı bir iletişim sağlarken, insanların internete olan rağbetini arttırmaktadır. Bu tür bir yaygın ve geniş talep aynı zamanda yeni toplumsal ilişkiler de üretmektedir. Sanal mekanlarda üretilen sanal toplumsallıklarda bireyin büyük ölçüde idealize edilmiş bir kimlik ve dijital profil ile oluşturduğu ilişkiler göze çarpmaktadır. Kimliğin yeniden inşa edilme sürecinde bireyin bir özne olarak kendi kimliğini kurması, yeni iletişim teknolojilerinin bireye çok geniş bir özgürlük alanı sunduğu yönünde bir algı ortaya çıkarmaktadır. Bu gelişme, internetin kullanıcılarını birer özne olarak nasıl konumlandırdığı konusunu sorunsallaştırmaya değer hale getirmektedir.

Dijital Sosyoloji ve Metodoloji: Ne Kadar Yeni, Ne Kadar Tanıdık?

Z. Nurdan Atalay GÜNEŞ

 2000lerle birlikte artan dijitalleşme ile sosyal ilişkiler- ekonomiden
politikaya; kültürden sanata kadar- önemli değişimler geçirmiş bu değişimler
sosyal bilim teorisi tarafından farklı şekiller okunmaya çalışılmıştır. Bu okumayla paralel
olarak da dijital alanda oluşan pratiklerin ve bilginin anlaşılmasına yönelik yeni
yöntemler geliştirilmiştir. Oldukça hızlı gelişen bir alan olan dijital yöntemlerin hepsi
tartışılmayacaktır. Seçilen örnekler olarak; Büyük Veri ve Dijital Etnografi üzerinde bu
yöntemlerin hem önceki yöntemlerle kurdukları ilişki hem de toplumsallığı anlama çabaları
incelenmektedir.

Sosyal Bilim Araştırmalarında Türkiye’de Veri Etiği Politikası: Sosyal Medya Ortamlarından Veri Toplanması

Mutlu BİNARK vd.

 Son zamanlarda Türkiye’de sosyal bilim araştırmalarında sosyal medya ortamları üzerine yapılan araştırmalarda, özellikle bu ortamlardan kullanıcıların arayüzeydeki içerik üretimleri çeşitli uygulamalarla toplanmakta, veriler çeşitli şekillerde haritalanmakta, nitel veya nicel yöntemlerle analiz edilmektedir. Tüm bu araştırmalarda verinin toplanması ve kullanılmasında bazı etik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Sosyal medya ortamlarında araştırma etiği konusu üzerine başta Association of Internet Research’ın, İskandinav ülkelerindeki Etik Kurulları’nın (örneğin Araştırma Etiği için Norveç Ulusal Komitesi) çeşitli çalışma ve önerileri bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında Türkiye’de sosyal bilim araştırmalarında bir veri etiği politikasının olup olmadığı sosyal medya uygulamalarından verinin toplanması konusu özelinde ele alınmaktadır.

Voyörizm ve Teşhircilik Bağlamında Sosyal Medyanın Mahremiyet Sorunu: İnstagram ve Periscope Örneği

Yusuf YURDİGÜL - Türker ELİTAŞ

 İletişim teknolojilerinin mekân, beden ve meta kavramları ile olan ilişkisi bağlamında
düşünüldüğünde mahremiyet konusu, voyörizmin sorunsallaştırdığı bir kavram
olarak ortaya çıkmaktadır. Mahremiyet kavramının etimolojisine bakıldığında
mekân konusu oldukça önemli görünür. Etimolojik olarak mahrem olanı/alanı beden
üzerinden çerçeveleyen temel unsur mekândır. Kitle iletişim araçlarının mekâna ilişkin
-neredeyse-sıfırlama işlevi mahrem olan bedeni tüketime dönük olarak kamusal hale
dönüştürmektedir. Gözetlemek, hatta kimi literatüre göre röntgencilik anlamına gelen
voyörizm kavramı da köken itibariyle yine mekâna ilişkindir. Başkalarına ait olan
mekânı dikizlemekten haz duymak aynı zamanda mekâna dair sınırları delip geçmenin
hazzına da ilişkindir. Kitle iletişim araçları bu haz sistematiğinin kurulması bağlamında
vayor ortamlar olarak mahrem olanı/alanı tehdit etmektedir. Özellikle sosyal medya,
bir rutine dönüştürmüştür.

Bir Uyarlama Denemesi: Dijital Oyunlarda Sahne

Sait GÜLSOY

 Günümüz toplumları geçmişe oranla teknoloji ile harmanlanmış bir sosyalleşme sürecinde var olmaktadırlar. Sosyalleşme artık teknolojinin çevresinde veya içinde, onun içine doğru gerçekleşmektedir. Siber ağlar, günümüz toplumunda yapıların var olabilmesini ve insanların eyleyebilmelerini sağlayan önemli bir toplumsal boyutu oluşturmaktadır. Siber ağların oluşturduğu sanal gerçeklikler, gündelik yaşama ve toplumsal hayatın pek çok boyutuna yeni uğraklar sunmaktadır. Bu uğraklardan birisi dijital oyunlardır.

İnternet, Sosyal Medya ve Narsisizm

Vehbi BAYHAN

 İnternette popüler bir araç olan sosyal medya, narsisizm kültürünü körüklemektedir.
Özellikle gençlerin aktif olarak kullandıkları sosyal medya, kendilerini teşhir ettikleri
ve aynı zamanda başkalarını röntgenledikleri bir mecraya dönüşmüş durumdadır. Y
veya milenyum kuşağı gençleri “Ben nesli” olarak tanımlanmaktadır. İnternet ve sosyal
medya bağımlılığı oranı gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmada gençliğin sosyal medya
kullanma alışkanlığı ile narsistik kişilik özellikleri araştırma bulguları bağlamında irdelenmektedir.
SOHBET

Yücel Bulut ile Söyleşi: Sosyoloji, Oryantalizm ve Oksidentalizm

 1960’ların ortalarında, çalışmak için köyden kente göç eden işçi bir ailenin ilk çocuğuyum. Babam çok küçük yaşta yetim kalmış. Yedi kardeşin beşincisi. İkinci Savaş koşullarında, Türkiye’nin özellikle de kırsal Türkiye’nin yoksulluğunu her boyutuyla tecrübe etmişler. İlkokul diploması yoktu ama okuma yazması vardı. Annemin okuma yazması yok. Köyde doğdum, kentte büyüdüm. Şu ana kadarki ömrümün yaklaşık ¾’lük kısmını İstanbul’un ilk gecekondu bölgelerinden birinde geçirdim. Türkiye’nin sosyo-ekonomik açıdan önemli bir geçiş döneminin pek çok özelliğini, hem yaşadığım çevre hem de üniversite öncesi öğrenim hayatım itibariyle tecrübe ettim. Bugünden geriye bakınca değişim sürecinin pek çok boyutunu daha farklı değerlendirebiliyorum tabii ki. Su şebekesinin olmayışı nedeniyle bidonlarla mahalle çeşmelerinden su tedarikini, çeşme önlerindeki su kuyruklarını hatırlıyorum. İlkokul birinci sınıfta derslerimize 10’u aşkın farklı öğretmen gelmişti. Gelen gidiyordu, başka okullara transfer oluyordu. Bu ikinci sınıfın sonuna kadar böyle devam etti.
KENAR KAYIT

Cemil Meriç Düşüncesinde Entelektüel ve Türk Entelektüelinin Serencamı

Kenan ÇAĞAN

Cemil Meriç, gerçek değeri öldükten sonra anlaşılabilmiş bir yazardır. Cemil Meriç doğunun erdemi ile batının düşüncesini birleştirmenin kaygısı içindedir. Mazlum olarak gördüğü Türk-İslam medeniyetinin sesi olmak ister. Entelektüel olmak demek bir anlamda insan olmak demektir ve hayatın anlamı, hakikati aramak ile ilgilidir. Batılılaşma ve çağdaşlaşma kavramları üzerinden ortaya çıkan Türk entelektüellerini eleştiren Meriç, onların kullanmış olduğu kavram kümelerinin bu ülke insanını yansıtmadığını ve kafalarının karışık olduğunu düşünmektedir. 

Mehmet Akif’in Gözünden Türk Modernleşmesi

İbrahim NACAK

Türk modernleşmesi konusu sosyal bilimlerin muhtelif alanlarında, farklı bağlamlarda ele alınmaktadır. Bu konu toplumsal tarihimizin önemli dönemeçlerinden birisi olması nedeniyle bilimsel açıdan incelemekle tüketilecek bir konu değildir. Biz bu makalede Türk modernleşmesi konusunu Osmanlının son, cumhuriyetin ilk dönemlerine şahitlik etmiş bir şahsiyet üzerinden ele almaya çalışacağız. Aynı zamanda milli şairimiz olan bu isim, yani Mehmet Akif, sadece o döneme şahitlik etmemiş, kurtuluş mücadelesinin savunucusu ve sembolü olmuş birisidir

Ekonomik İktidar Biçimi Olarak Zamanın Üretimi

Selim SÜLEYMAN

Teoride insanın madde karşısında, sermaye karşısındaki edilgen tutumu bir yandan zamanın paylaşımını de facto olarak dayatırken, bir yandan da analiz içerisinde görülemeyen iktidar biçimlerini saklamaktadır. İktisadi yapı içerisinde iktidar ilişkilerinin biçimlendirdiği Zaman’ın insan üzerindeki aşırı baskısı tahribatını artırmaktadır. Ve bu duruma karşı daha dengeli bir yaşam arayışının hem teoride hem de var olan sistem içerisinde incelenmesi için insanın yaşadığı farklı zaman algılarını anlamlandırmaya ihtiyaç vardır. 
HAYAT SAHNESİ

Sosyoloji Ne Kadar Dijital? “Artık Ben De Bir Fenomenim”

Dilan BEYAZKÖY

Özellikle her an her yerde var olabilme durumu medyayı daha bir vazgeçilmez boyuta taşımaktadır. Varlığın özü Descartes’in Kartezyen ayrımından sıyrılarak medyada görünür olma, var olma ile özdeş bir hale geldiği söylenebilir. Sosyal medya ile İnsan, ruh ve beden ikililiğinden sıyrılarak görüntü nesnesine dönüşerek, bu ikiliğe son verebilmektedir. Varlığın özü artık görünen bedenin kendisidir, hipotezine dönüşmektedir.

Bir Şehir Hayali

Köksal ALVER

Nice tepe ile bir uçbeyi olduğunu söyleyen dağ. Üç bin metreyi aşar. Bir dağ silsilesinin doruklarından biri. Hemen dikleşmez, yavaş yavaş, eteklerindeki tepeleri toplaya toplaya, etrafını kollarının arasına alıp öylece baş gösterir. Böylece eteklerine tutunmuş şehre bir şey söylemiş midir, bir iz düşürmüş müdür acaba? Yüce ama mütevazı, yüksek ama alçak gönüllü, heybetli ama sevecen ve kuşatıcı. Dağ hemen baş vermez ve adeta kollarını yani tepelerini, yamaçlarını, omuzlarını yanlara doğru yayarak etrafını bir güzel sarıp sarmalar. Uzar da uzar kolları; şehri, köyleri, yaylaları sarar da sarar. Şehir ise bu durumdan ölesiye memnundur; dağdan aldığı güvenle çarşı pazarını şen tutar, işine gücüne bakar, usta ellerin maharetiyle hayatı donatır.

Su Değirmeni

M. Zeki SAKA

Her mimari yapının ilk yapım tarihini işaretlemek her zaman mümkün olmuyor. Mesela ilk evi, mescidi vahyin öğretmesiyle biliyoruz. Fakat su değirmeninin -elbette başka birçok yapının ve eşyanın- tarihini kestirmek çok mümkün değil. Su değirmeni gibi yapıların tarihi kadar insanların değirmen yapmış olmaları başlı başına ilgi çekici bir konu olarak duruyor. İnsanlar ne olmuş, nasıl olmuş da değirmen yapmayı düşünmüşlerdir? Değirmen yapıcısı, değirmeni tasarlarken nereden hareket ediyordu, bir başlangıç noktası var mıydı? Zihninden neler geçiyordu? Bütün bunlar aslında değirmenle insanın birbirine değen, karışan hikâyelerinin de başlangıcıdır.
KİTAPLIK

Dijital Dünyada Müslüman Kalmak

İlknur EKİZ

2000’lerden sonra dijitalleşen dünya, yeni bir toplumsal paradigma ve yeni bir “dijital kültür” ortaya çıkarmıştır. Bilgi edinme, anlam dünyamızı oluşturma, başta din olmak üzere diğer değerlere dair yeni sorunların ve soruların ortaya çıkmasında, mahremiyetin dönüşmesinde, toplumsal hareketlerin oluşmasında bu paradigma hakimdir. İnternet, televizyon artık bir kimlik edinme mekânıdır. Hayatımızın bütün aşamalarında düşüncelerimizden eylemlerimize, tercihlerimize, ilişkilerimize kadar karar verişlerimizi bu mekânın paradigması belirliyor. Bu paradigmaya en büyük ivmeyi kazandıran ise gör(ün)mek ve algıla(n)mak ! Dijital dünyanın yeni kimlik paradigmasıyla insan hem sınırsız bir dünya görür ve algılar hem de bu dünyada görünmek ve algılanmak istemektedir

Gözetim Aracı Olarak Kimlik Kartları

Merve BOZALP

Kimlik kartları, şüphe ve güven bunalımıyla birlikte varlık kazanmıştır. Kimlik tanımlama sistemleri kabaca, uzaktan idare edilirler, karşılıklı işlevseldirler, kategoriktirler, bedensel ve davranışsal riskleri birleştirirler ve dışlayıcıdırlar. Kuruluşlar kişisel verilerle sürekli ve sistematik biçimde ilgilenmeye başladığında gözetimden bahsetmek mümkün hale gelir. Gözetim, kimlik tanımlama sistemlerinden çıkar. Devlet iktidarı, yurttaşları saymak, izlemek ve belgelemek ile biçimlenir. Bunu da görünür kimlik kartları ile değil, görünenin altındaki veri kayıtları ile yapmaktadır.

Sosyal Bilimlerde Alternatif Söylemler

Emrullah TÜRK

Avrupamerkezcilik sorunu sosyal bilimlerde halen en önemli tartışma alanlarından biridir. Bu sorun sosyal bilimlerin ve bilhassa sosyolojinin bir bilimsel disiplin olarak ortaya çıkışı bağlamında belirleyici olmuştur. Sosyal bilimlerin Avrupamerkezci bir kuruluş süreciyle ortaya çıktığı ve daha sonrasında da bu eksende bir gelişme gösterdiği gerçeği günümüzde sosyal bilimlerin doğasını belirleyen en başat etkenlerden birisi olmaya devam etmektedir. Bu yüzden bilgi sosyolojisi alanında sosyal bilimlerin bu Avrupamerkezci doğasını bir mesele olarak ele alıp inceleyen çalışmalar günümüzde sosyal bilimlerin yeniden yapılandırılmasında özel bir yere sahip olacaktır.

Toplumu Anlatmak

Yusuf AYYILDIZ

İnsanı anlama çabası ve onun üzerinden toplumu anlama ve anlatma işi insanlığın kadim sorunlarından biridir. İnsanı tanıma işi, onun içinde bulunduğu sosyal çevreden ayrı düşünüldüğünde ortada sadece soyut ve donuk analizler kalmaktadır. Ve bu tanıma çabası sonucunda insanı ve toplumu belli başlı kuramlar çerçevesinde sınırlamayı da beraberinde getirmektedir. İnsanın toplumsal hayat içerisinde dahil olduğu bütün temsiller onu tanımak için belli ölçüde veriler vermektedir. Bu yüzden insan ve toplum belli bir disiplinin tekelinde açıklanamaz. Toplumu anlama noktasında yaşadığımız sıkıntının temelinde de bu sınırlayıcı bakış açısı yatmaktadır.
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları