TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
17. SAYI
18. SAYI
19. SAYI
20. SAYI
21. SAYI
22. SAYI
 
 
21. SAYI // AİLE

DİVAN KALEMİ

Sosyoloji Divanı 11. yılında 21. sayısı ile sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyor. Dosya konusu Aile. Ademoğluna ait en kadim birlikteliklerden biri olan aile tarihin her döneminde toplumsal yapının da en temel yapı taşı olmuştur. Bireysel olarak olumsuz tecrübeler olsa da aile hemen her zaman huzur, güven, sevgi, mutluluk ile anılagelmiştir. Çoğu zaman insanoğlunun kaderini belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Modern çağın da temel tartışma konuları arasında yer alan aile özellikle son dönemde görünürlüğü artan toplumsal dönüşümler ile tekrar gündeme gelmiş, bir taraftan varlığı sorgulanmaya çalışılırken diğer taraftan ailenin geleceği ve önemine dair tezler ve etkinlikler yeniden ve daha güçlü bir şekilde sökün etmiştir. Evlenme oranlarının düştüğü, boşanmaların arttığı, toplam doğurganlık hızının 1,6’ya kadar gerilediği, LGBTİ tartışmalarının zemin bulduğu ama ailenin varlığının, öneminin ve gerekliliğinin daha yoğun tecrübe edildiği bir dönemde Sosyoloji Divanı aile konusuna duyarsız kalamazdı elbette. İşte böyle bir zeminde aile dosyası ile karşınızdayız. 
 
Dosya’da “Değişen Aile Değişmeyen Aile Değerleri” başlıklı yazısında Ertan Özensel dünden bugüne ailenin teşekkülünü ve devamını sağlayan temel değerlerini konu ediniyor. Bu bağlamda ailenin kurum değeri, nikah, sevgi, sadakat, saygı, hoşgörü, sorumluluk, geçim, paylaşım ve sabır gibi değerlerinin yanı sıra geçmişte çeşitli toplumlarda ailenin yok edilmesine yönelik politikalara ve bugünün küresel dünyasında farklı birlikteliklerin, aile kavramı altında tanımlanma girişimlerine meşruiyet kazandırma çabalarına özgün bir perspektif sunuyor. 
 
Ertan Özensel’in bıraktığı yerden söze devam eden Mücahit Gültekin genetik mühendisliği ve biyoteknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte gündeme gelen alternatif aile modellerinin gerçeklik kazanma ihtimalini sorguluyor. “Anne”, “baba”, “doğum”, “çocuk” gibi aile kurumunu oluşturan en temel kavramların anlamları yeniden tartışmaya açıldığı bu biyoteknolojik gelişmelerin aile kurumunda nasıl bir dönüşüme yol açabileceğini tahlil ediyor. 
 
Meryem Şahin, “Eşler Arası İlişkilerde Dinin Rolü: Din Aile İlişkilerini Nasıl Etkiler?” başlıklı makalesinde bir başka temel kurum olan dinin aile hayatına etkisini tartışıyor. Sadece Müslümanlar değil farklı inançlara sahip bireyleri de ele alan ve konu ile ilgili araştırmaların bulgularından hareketle dindarlık ve aile arasındaki ilişkiyi evlilik kriterlerini belirleme, evlilik istikrarı, evlilik bağlılığı, aile içi problemlerin önlenmesi ve çözümü, evlilik doyumu gibi değişkenler üzerinden değerlendiriyor. 
 
Mehmet Fatih Güloğlu, uzun yıllar literatürde aile de gücün ve otoritenin sembolü olarak sunulan ve kimi zaman büyük haksızlıklara da maruz kalan baba ya da babalık konumuna odaklanıyor. Aile içinde babanın pozisyonunun etik bir temelde nasıl kurulabileceği sorusundan hareketle babanın sahip olduğu pozisyonun toplumsal ve sembolik anlamının ailenin inşasındaki rolü, sorumluluk odaklı ve erdemli ailenin inşasının imkanı ile erdemli babalar ve çocuklar yetiştirmenin tarihsel koşullarını babalık etiği üzerinden tartışmaya açıyor. 
 
Ayşe Canatan, “Yaşlılıkta Aile” başlıklı makalesinde geçmişten günümüze ailenin yaşlı üzerindeki etkileri ve yaşlıların yaşam biçiminde meydana gelen değişmelerin aile kurumuna etkisini analitik bir incelemeye tabi tutuyor. 
 
Olgun Gündüz, aile kurumunun geçirdiği değişim ve dönüşümleri evlenme ve boşanma dinamikleri üzerinden analiz ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ve Türkiye Aile Yapısı Araştırması (TAYA) bulgularından hareketle evlenme ve boşanma dinamikleri üzerinde belirleyici olan temel unsurların neler oldukları tartışılıyor. 
 
“Türkiye’de Aile Politikalarının Güncel Durumunun Değerlendirilmesi” başlıklı makalesinde Döne Ayhan, 2002 sonrası aile politikalarında benimsenen yaklaşım ve uygulamaların arka planını hedef aktörler olan kadın, çocuk ve yaşlı perspektifinde uygulanan hizmetler üzerinden inceliyor. Aile politikalarının güncel görünümü, toplumsal dinamiklerin ekseninin hızlı bir şekilde değiştiği aile politikalarında gelinen noktada Türkiye’nin konumu ve sürdürülebilir aile politikalarına dikkat çekiyor. 
 
Hasan Hüseyin Taylan, boşanmaların ve tek ebeveynli ailelerin hızla arttığı günümüzde birçok ülkede uygulansa da ülkemizde uygulamaya henüz geçmemiş olan aile arabuluculuğu uygulamasının önemine değiniyor. Aile bütünlüğünün korunması, boşanma sürecindeki eşlerin, süreci sağlıklı biçimde yönetebilmesi ve eşler arasındaki anlaşmazlıkların çözümlenmesi için alternatif çözüm yollarından biri olan aile arabuluculuğu sosyolojik, hukuki, mesleki ve uygulama yönleriyle değerlendiriliyor ve halihazırda bu sistemi kullanan ülkelerin bazılarının uygulamalarına ve temel ilkelerine temas edilerek ülkemizde uygulanmasını kolaylaştıran yasal statüsü ve sosyolojik zorunluluk konu ediliyor. 
 
İbrahim Nacak da konuyu mimarlık ve aile ilişkisi üzerinden analiz ediyor. “Geçmişten Günümüze Mimari Açıdan Ev ve Ailenin İmarı” başlıklı makalesinde ailenin yeryüzünde varlığını güvenle sürdürmesini sağlayacak yapı ve mimari yapıtların tarihteki ilk ürünlerinden biri olan evin mimari açıdan yaşadığı dönüşüm ile toplumsal yönleriyle ailenin yaşadığı dönüşüm ele alınıyor. 
 
Nuh Akçakaya, insanlık tarihinin kadim gerilim alanlarından birini erkeklerin gözünden masaya yatırıyor. Kaynana gelin çatışmasının konu edildiği çalışmada, bu kadim çatışmanın sadece ailedeki gerilim hattını temsil etmediğini aynı zamanda bir dayanışma, tolerans ve sorun çözme kültürünü de oluşturduğu saha araştırması bulguları ile analiz ediliyor. Dolayısıyla makale, çatışmayla beraber ailenin sorun çözme becerilerini ortaya koyarak konuyu özgün bir perspektiften ele alıyor. 
 
Saha araştırması bulgularına dayalı bir diğer makalede Abdulkadir İnce bireylerin gündelik yaşam içerisindeki düşünme, hissetme ve eylemde bulunma biçimleriyle aile ve akrabalık ilişkilerinin nasıl bağlantılı olduğunu katılımcıların kendi anlam dünyaları ve bakış açılarından hareketle anlamaya ve açıklamaya çalışıyor. 
 
Aile yapısında meydana gelen değişimlere gelin-kaynana ilişkileri üzerinden odaklanan Gamze Abi Cingü ve Suvat Parin iki kadın aktörün değişen sosyo- ekonomik konumlarına bağlı olarak aile içindeki rol, statü ve etki alanlarını nitel saha araştırması bulguları üzerinden yorumluyor. Bu bağlamda, 1960’larda ailede gelin sonrasında ise kaynana olmuş katılımcılar ile 1990’larda kaynana ile birlikte aile deneyimi yaşamış gelinlerin gözünden gelin kaynana ilişkileri üzerinden ailedeki değişime ışık tutuluyor. 
 
Dosyanın “Ev Kadını Olmak: Aile İçinde Ev Kadınlığına Yönelik Beklentilerin Dönüşümü” başlıklı makalesinde Rukiye Geçer, kadınlık rolleri ve rutinleri bağlamında, genel olarak ev içiyle anlamlandırılan kadınlık rollerinin kadınları sosyalleşmeden alıkoyma boyutunun rol ve kamusal görünürlüğe yüklenen değeri ve kamusal görünürlüğü kısıtlı olduğu düşünülen ev kadını özneyi temsil eden genel kanı literatürdeki tartışmalar referans alınarak tartışmaya açıyor. 
 
Söyleşi bölümünde konuğumuz yazar Mustafa Ruhi Şirin. Çocuk Edebiyatı, çocuk hakları, çocuk kültürü ve sanatına ile ilgili çalışmalarıyla tanıdığımız Şirin bu alanda çok sayıda eser veren ödüllü bir isim. Rukiye Geçer’in gerçekleştirdiği söyleşide ailenin dönüşümü, çocuğun değeri, modern çocuk paradigmasının kurguları, sanal pedagoji, çocuk ve çocukluk felsefesi, zaman, mekân ve çocuk ilişkisi, yeni çocuk algısı, çocuğun dünya tasarımı, ideal çocuk anlayışı gibi pek çok konu da nitelikli, özgün ve bir o kadar da keyifli bir sohbet bekliyor bizleri…
 
Kenar Kayıt'ta Gülşen Öğüt, kadın yoğun meslek gruplarında çalışan erkeklerin mesleklerinin cinsiyetlendirilmesini nasıl deneyimlediklerini keşfetmeye çalıştığı nitel araştırmadan hareketle erkeklerin kadın yoğun meslekleri nasıl deneyimledikleri ve mesleklerine dair algılarının nasıl şekillendiği sorularına cevap arıyor 
 
Havva Nur İleri, “Engelli Ailesi Olmak: Gündelik Hayat ve Gelecek Tasarımı” başlıklı yazısında engelli birey ailelerinin toplumun geri kalanından farklılık sergileyen taraflarını, günlük yaşamlarını, sosyal hayatlarını ve geleceğe dair endişelerini gözler önüne seriyor. Nitel araştırma bulgularına dayalı çalışma engelli birey ailelerinin toplumdan ve toplumsal kurumlardan beklentileri; gündelik hayatlarının kolaylaştırılması, toplumsal aidiyet, kendilerinin ve engelli evlatlarının geleceklerinin güvence altına alınması ile toplumdaki dezavantajlı konumlarından sıyrılma gibi temel sorun alanlarına ilişkin çözümleme yapıyor. 
 
Özge Pınaroğlu ise evlilik merasimlerini mekân, ritüel ve aktörler üzerinden inceliyor. Evlilik merasimlerinin dönemsel olarak yeni evli gelinler tarafından nasıl algılandığı, geleneksel ve modern anlamda ne gibi farklılıkların yaşandığı sorunsalından hareketle merasimlerin gerçekleştikleri mekânlar, bu merasimleri gerçekleştiren ve etki eden kişilerin sosyal konumları tanımlayış biçimleriyle evlilik merasimlerinin yeniden biçimlenmesinde dönüşen pratikler saha araştırması verileri ile okuyucuya sunuluyor.
 
Hayat Sahnesi’nde Hüseyin Çil, bir metafor olarak aileyi konu alırken; Hatice Ebrar Akbulut, kadın, anne ve annelik kavramlarına farklı bir pencereden bakıyor. Murat Demir ise Mustafa Çiftçi’nin öykülerinden hareketle taşra analizi yapıyor.
 
Kitaplık'ta Tuba Büyüktosunoğlu Yaylalı, Saba Mahmood’un “Dindarlığın Siyaseti İslami Uyanış ve Feminist Özne”; Gülsen Çankal, Özlem Aydoğmuş Ördem’in “Çocukluk Sosyolojisi”; Hanım Keleş, Sümeyye Asa’nın “Popüler Kültür, Gençlik ve Hallyu: Güney Kore Kültür Endüstrisinin Türkiye’deki Yansımaları” ve Ahmet Faruk Koşar, Ahmed Tufan’ın “İnsan, Hakikat ve Anlam Rene Guenon’da Modern İnsanın Anlam Problemi- Mona” isimli eserlerinin kritiğini yapıyorlar. 
 
Bu vesile ile dosya editörlüğünü üstlenen ve süreç boyunca yoğun emek sarf eden Samsun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Faruk Turğut başta olmak üzere derginin sekretaryasını yürüten Gülsen Çankal’a ve elbette yazıları ile dosyaya can veren yazarlarımıza teşekkürü bir borç biliriz. 
 
Selam ile…

İÇİNDEKİLER

İçindekiler
7 Divan Kalemi
 
11 DOSYA
13 Değişen Aile Değişmeyen Aile Değerleri / Ertan Özensel
31 Alternatif Aile Arayışları ve Üremenin Biyoteknolojik İnşaası / Mücahit Gültekin
55 Eşler Arası İlişkilerde Dinin Rolü: Din Aile İlişkilerini Nasıl Etkiler? / Meryem Şahin
73 Babalık Etiğinden Bahsetmenin Zamanı Geçiyor! / Mehmet Fatih Güloğlu
93 Yaşlılıkta Aile / Ayşe Canatan
109 Evlenme ve Boşanma Dinamikleri Üzerinden Aile Kurumunda İzlenen Değişim Parametreleri / Olgun Gündüz
131 Türkiye’de Aile Politikalarının Güncel Durumunun Değerlendirilmesi / Döne Ayhan
153 Aile Birliğinin Korunmasında Aile Arabuluculuğu / Hasan Hüseyin Taylan
173 Geçmişten Günümüze Mimari Açıdan Ev ve Ailenin İmarı / İbrahim Nacak
189 Erkeklerin Gözünden Kaynana Gelin İlişkileri: Neden Çatışırlar, Nasıl Barışırlar? / Nuh Akçakaya
219 Aile ve Akrabaların Bireyin Gündelik Yaşam Pratiklerine Etkisi: Malatya Örneği / Abdulkadir İnce
239 Gelin-Kaynana İlişkileri Üzerinden Ailedeki Değişime Bakmak / Gamze Abi Cingü | Suvat Parin
253 Ev Kadını Olmak: Aile İçinde Ev Kadınlığına Yönelik Beklentilerin Dönüşümü / Rukiye Geçer
 
269 SÖYLEŞİ
271 Söyleşi / Mustafa Ruhi Şirin
 
279 KENAR KAYIT
281 Yeni Nesil Gelinlerde Evlilik Merasimi ve Dönüşümü / Özge Pınaroğlu
307 Kadın Yoğun Meslek Gruplarında Çalışan Erkeklerin Mesleklerin Cinsiyetine Dair Algı ve Tutumları / Gülşen Öğüt
327 Engelli Ailesi Olmak: Gündelik Hayat ve Gelecek Tasarımı / Havva Nur İleri
 
347 HAYAT SAHNESİ
349 Bir Metafor Olarak Aile / Hüseyin Çil
355 Kadın, Anne ve Annelik / Hatice Ebrar Akbulut
361 Taşra Ataerkil Mi?: Çiftçi Öyküleri Üzerine Bir Soruşturma / Murat Demir
 
367 KİTAPLIK
369 Dindarlığın Siyaseti İslami Uyanış ve Feminist Özne - Saba Mahmood / Tuba Büyüktosunoğlu Yaylalı
377 Çocukluk Sosyolojisi-Özlem Aydoğmuş Ördem / Gülsen Çankal
383 Popüler Kültür, Gençlik ve Hallyu: Güney Kore Kültür Endüstrisinin Türkiye’deki Yansımaları -Sümeyye Asa / Hanım Keleş
389 İnsan, Hakikat ve Anlam Rene Guenon’da Modern İnsanın Anlam Problemi-Mona Ahmed Tufan / Ahmet Faruk Koşar
 
393 Yazım Kuralları
394 Değerlendirme Süreci
395 Etik İlkeler
396 Yayın Politikası
DOSYA

Değişen Aile Değişmeyen Aile Değerleri

Ertan Özensel

Özet: Aile, birbirlerine kan bağı, evlilik ve akrabalık bağı ile bağlı olan, büyüklerin çocukların bakımı için sorumluluk aldığı, fizyolojik, psikolojik, toplumsal, sosyo-kültürel ihtiyaçlarının karşılandığı bir toplumsal kurum olarak tanımlanabilir. Geleneksel toplumların aile yapısı olarak tanımlanan geniş aileden, modern toplumların aile yapısı olarak tanımlanan ve yaygın olarak tüm dünyada görülen çekirdek aileye doğru dönüşmüştür. Bu dönüşümde başat rolü sanayileşmenin aldığı söylenebilir. Bu değişim ve dönüşüm, ailenin bazı işlevlerinde daralmalara yol açmış, netice olarak aile yapılarında nitelik ve nicelik olarak köklü olarak nitelendirebilecek değişmelere neden olmuştur. Fakat toplumsal bir kurum olarak aile temel birçok fonksiyonunu korumayı başarmış ve günümüzde alternatifi olmayan bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür. 
 
Tüm toplumsal kurumlar gibi aile de değişim geçirmesine rağmen, ailenin teşekkül etmesini ve devamını sağlayan bazı değerlerini, temel özellikleri itibariyle değişmeden koruyup sürdürebilmiştir. Bu değerler dünkü aile yapılarında var olduğu gibi bugünkü aile yapılarında da devam etmektedirler. Ailenin, ailenin kurum değeri, nikah, sevgi, sadakat, saygı, hoşgörü, sorumluluk, geçim, paylaşım ve sabır gibi değerleri kaybetmesi, ailenin toplumsal bir kurum olarak varlığını sürdürememesi gibi bir sonuca gitmesi, iddialı bir yaklaşım olmayacaktır. Çünkü aile kurumu, ancak bu değerlerle var olabilecek, toplumsal işlevlerini yerine getirebilecektir. Geçmişte çeşitli toplumlarda ailenin yok edilmesine yönelik politikalar uygulanmış ve bunda muvaffak olunamamıştır. Bugünün küresel dünyasında da farklı birlikteliklerin, aile kavramı altında tanımlanma girişimleri, bu birlikteliklere meşruiyet temeli kazandırma çabası olarak nitelendirilebileceğimiz gibi, aynı zamanda aileyi tehdit eden önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. 
 
Anahtar Kelimeler: Aile, toplumsal kurum, ailenin değişimi, toplumsal değişme, değer.

Alternatif Aile Arayışları ve Üremenin Biyoteknolojik İnşaası

Mücahit Gültekin

Özet: Aile kuruluşu, yapısı ve işlevleri açısından çeşitli farklılıklar gösterse de evrensel bir kurum olarak görülmekte, toplumun temeli olarak kabul edilmektedir. Buna rağmen aile kurumu tarih boyunca çeşitli gerekçelerle eleştiriye de maruz kalmış, bazı filozoflar ve siyasetçiler tarafından sakıncalı bir kurum olarak görülmüştür. Son zamanlarda bu eleştirilerin daha fazla arttığını söylemek mümkündür. Aile özellikle “ataerkil” ve “heteronormatif” bir kurum olması sebebiyle sorgulanmakta; geleneksel aileye alternatif aile arayışları sürmektedir. Genetik mühendisliği ve biyoteknoloji alanındaki gelişmeler bu arayışların hızlanmasını sağlamış, alternatif aile modellerinin gerçeklik kazanma ihtimalini güçlendirmiştir. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak aile kurumu bir dönüşüme uğramakta; “anne”, “baba”, “doğum”, “çocuk” gibi aile kurumunu oluşturan en temel kavramların anlamları yeniden tartışmaya açılmaktadır. Bu makalede biyoteknoloji ve yardımcı üreme teknikleri hakkında bilgi verilmekte; bu alanlardaki gelişmelerin aile kurumunda nasıl bir dönüşüme yol açabileceği ele alınmaktadır.
 
Anahtar Kelimeler: Aile, biyoteknoloji, yardımcı üreme teknikleri, tüp bebek, taşıyıcı annelik, yapay
rahim.

Eşler Arası İlişkilerde Dinin Rolü: Din Aile İlişkilerini Nasıl Etkiler?

Meryem Şahin

Özet: Bu çalışmada dinin aile hayatına etkisi problem edinilmiş; hem Müslüman, hem de farklı inançlara sahip bireyler üzerinden din psikolojisi bakış açısıyla bu ilişkiyi ele alan çalışmalardan hareketle konuya dair derleme yapılmış, araştırmaların getirdiği mevcut durum anlaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada dindarlık ve aile değişkeni ele alınmakla birlikte, konunun kapsamı “eşler arası ilişkiler” olarak sınırlandırılmış ve mevcut çalışmaların derlenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan araştırmalar değerlendirildiğinde evlilik kriterlerini belirleme, evlilik istikrarı, evlilik bağlılığı, aile içi problemlerin önlenmesi ve çözümü, evlilik doyumu gibi değişkenlerle dindarlığın ilişkili bulunduğu; dindarlığın genellikle aile hayatına olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Öncü ve daha fazla sayıda araştırma Hristiyan inancı merkezli olarak ABD’de yürütülmüş olmakla birlikte, son yıllarda Müslüman ya da farklı inançlara sahip bireyler üzerinde de araştırmalar yürütülmektedir. Gelinen aşamaya kadar yapılan çalışmalar ortaya genel bir resim koymuş olsa da bu alanın gelişmeye ihtiyaç duyduğu görülmektedir. İslam inancına özgü ayırt edici yapıların ortaya konması, dindarlığın farklı aile tiplerindeki etkilerinin anlaşılmaya çalışılması, boylamsal çalışmalar yürütülmesi, aracı değişkenlerin gündeme alınması gibi öneriler dikkate alınarak tasarlanacak araştırmalar alanının gelişimine katkı sunacaktır. Mevcut araştırmaların bulgularından hareketle evlilik öncesi eğitimler, aile danışmanlığı, çift-aile terapisi gibi uygulamalı alanlarda dindar bireylerin dini ve manevi yaşantılarının dikkate alınması ve kültüre duyarlı bir şekilde destekleyici rolde kullanılması önerilmektedir. 
 
Anahtar Kelimeler: Din psikoloji, aile psikolojisi, din ve aile, evlilik doyumu, aile danışmanlığı.

Babalık Etiğinden Bahsetmenin Zamanı Geçiyor!

Mehmet Fatih Güloğlu

Özet: Babanın aile üyeleri üzerinde kırılamaz bir gücünün (patria potestas) olduğu aile sosyolojisi metinlerinde dile getirilir. 21. yüzyılda, özellikle psikoloji merkezli tartışmalarda bir çocuğun gelişiminin merkezinde babanın olduğu belirtilir. Bu iddianın haklı olduğu yanlar olmakla birlikte babanın tek merci olması en basit ifade ile bir abartı; aile bireyleri üzerindeki gücünün aşırılığına vurgu ise babaya yapılan ciddi bir haksızlık olarak değerlendirilebilir. Ancak baba ya da babalık konumu aile içindeki ilişki ağlarında etkili ve de şekillendirici bir yere sahiptir. Babanın sahip olduğu pozisyonun toplumsal ve sembolik anlamı nasıl bir ailenin inşa edileceğini veya nasıl bir toplumda yaşadığımızın bir özetidir. Bu metinde “aile içinde babanın pozisyonu etik bir temelde nasıl kurulabilir?” sorusu sorulmuştur. Öncelikle babalık kavramı etik merkezli bir sorgulamaya tabi tutulmuştur. Kendi kanından olan veya ‘kendisine ait olan’ bir varlığı (çocuğu) merkeze alan babalığın etik olarak ‘aynılaştırıcı’ bir yaklaşıma sahip olmasının ahlaki olarak problemli olduğunun altı çizilmiştir. Çalışmada babanın da öteki tarafından -yani bizzat çocuk tarafından- inşa edildiği söylenerek ‘sorumluluğun’ kurala uyma olarak yorumlanmasının önüne geçilirse ahlaki sorumluluk temelinde bir aile inşasının önünün açılabileceği öne sürülmüştür. Başkası için olan baba, ailede sorumluluk temelinde ‘iyi yaşamın’ imkânını açığa çıkarabilir. Böylece ‘sorumluluk’ odaklı ve erdemli ailenin inşasının mümkün olabileceği gibi erdemli babalar ve çocuklar yetiştirmenin tarihsel koşulları aşikâr kılınabilir.
 
Anahtar Kelimeler: Babalık, etik, erdemler ve sorumluluk.

Yaşlılıkta Aile

Ayşe Canatan

Özet: İnsanların içine doğduğu aile her yaş döneminde farklı destekler vererek toplumun üyelerinin yaşamlarını sürdürmesini sağlamaktadır. Her yaş döneminde olduğu gibi yaşlılık döneminde de ailenin etkisi önemlidir. Ailenin yaşlı üzerindeki etkileri geçmişten günümüze değişiklik göstermiştir. Geçmişte yaşlılar geniş ailenin bir üyesi olarak yaşlandıkça pasif bir hayatı sürdürürken ve daha erken yaşlarda ölürken, günümüzde sağlıkta ilerlemeler, teknoloji ve eğitimde geçirilen yılların artışı ile yaşlıların yaşam biçimi değişmiş ve kendi çekirdek ailelerinin içinde yaşamlarını sürdürmeye başlamışlardır. Bu durum yaşlıların daha aktif ve uzun bir yaşam sürmelerine imkân sağlarken diğer taraftan ileri yaşlarda bakım sorunu ile yüzleşmelerine yol açmıştır.
 
Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, yaşlılıkta aile, yaşlılıkta bakım, geleneksel aile, modern aile.

Evlenme ve Boşanma Dinamikleri Üzerinden Aile Kurumunda İzlenen Değişim Parametreleri

Olgun Gündüz

Özet: Toplumların yapı taşlarını meydana getiren kurumların başında gelen aile, evlenme, boşanma, çocuk sahibi olma gibi değişkenler etrafında değerlendirilme konusu edilmektedir. Toplumsal değişme süreci içinde sosyal yapı ve kurumlarda yaşanan farklılaşmalar aileye dair unsurları da etkilemektedir. Evlenme, boşanma, çocuk sahibi olma gibi temel unsurlar, yaşanan farklılaşmanın izlendiği alanların başında gelmektedir. Aile kurumunun geçirdiği değişim ve dönüşüm aşamaları toplumsal değişme sürecinde yaşanan farklılaşmalarla birlikte değerlendirildiğinde anlaşılabilir olmaktadır. Bu çalışmada aile kurumunda meydana gelen değişiklikler ele alınırken evlenme ve boşanma dinamikleri üzerinde belirleyici olan temel unsurların neler oldukları tartışılmaya çalışılmıştır. Temelde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri esas alınarak yapılan bu değerlendirmede 5’er yıllık periyodlarla tekrarlanan Türkiye Aile Yapısı Araştırması (TAYA) bulgularından da karşılaştırmalı olarak istifade edilmiştir. 2011 ile 2021 arasındaki istatistiksel verilerin karşılaştırılmalı analiz sonuçları; evlenme yaşının yükseldiğini, çocuk sayısının düştüğünü, boşanma oranlarının arttığını ve erken yaşta evliliklerin de giderek azaldığını ortaya koymuştur. Ailede yaşanan problemlerin ev içi iş bölümünün kadınların aleyhine olmasından kaynaklandığı, sorumsuz ve ilgisiz davranışların en önemli boşanma nedeni olarak görüldüğü ve boşanma sonucunda çocukların velayetinin çoğunlukla kadınlara verildiği bu çalışmanın diğer bulguları arasında yer almaktadır. 
 
Anahtar Kelimeler: Aile, evlenme, boşanma, tek ebeveynli aile, çocuk.

Türkiye’de Aile Politikalarının Güncel Durumunun Değerlendirilmesi

Döne Ayhan

Özet: Aile, toplumsal yapıdaki varyasyonlara koşut olarak her dönemde üzerine tartışmaların gerçekleştiği bir kurumdur. Küresel ve yerel düzeydeki kültürel, siyasi, ekonomik, sağlık ve benzeri alanlardaki gelişmeler aile kurumuna yansımaktadır. Bu noktada aileye dair tüm politikaların toplumsal arenada etkili olduğu söylenebilir. Türkiye’nin tarihsel perspektifine bakıldığında siyasi devamlılığın olmaması ve ekonomik krizler politikalarda sürekliliği engellemiştir. Yaşanan toplumsal zihniyet dönüşümünün aile kurumu üzerinden okunması söz konusudur. 2002 sonrasında yaşanan değişimle aile politikalarında nispeten düzenli ve sistematik yapı amaçlanmıştır. Bu çalışmanın aile politikalarının tarihsel süreçte geçirdiği tüm detayları analiz etmesi imkân dâhilinde değildir. 2002 sonrası aile politikalarında benimsenen yaklaşım ve uygulamaların değerlendirilmesi bu çalışmanın temel amacı olacaktır. Türkiye’de ailenin korunması ve güçlendirilmesi politikaların temelini oluşturmaktadır. Bu çalışmada aile politikalarının arka planını anlayarak hedef aktörler olarak kadın, çocuk ve yaşlı perspektifinde uygulanan hizmetler incelenecektir. Aile politikalarının güncel görünümünün geçmişle kıyasla ciddi bir ilerleme kaydedildiği bilinmektedir. Son olarak, toplumsal dinamiklerin ekseninin hızlı bir şekilde değiştiği aile politikalarında gelinen noktada Türkiye’nin bulunduğu durum değerlendirilecektir. Toplumu var eden koşulların dikkate alınarak sürdürülebilir aile politikalarının üretilmesi gerekliliği sonucuna varılmıştır.
 
Anahtar Kelimeler: Aile, sosyal politika, aile politikası, Türkiye.

Aile Birliğinin Korunmasında Aile Arabuluculuğu

Hasan Hüseyin Taylan

Özet: Türkiye’de evlenme oranlarındaki düşüş, çocuk sahibi olmadaki azalış, tek başına yaşayan hanelerdeki artış gibi ailenin krizine dair göstergelerin yanı sıra boşanmalarda ve tek ebeveynli ailelerde hızlı bir artış söz konudur. Aile bütünlüğünün korunması, boşanma sürecindeki eşlerin, süreci sağlıklı biçimde yönetebilmesi ve eşler arasındaki anlaşmazlıkların çözümlenmesi için alternatif çözüm yollarından biri olan aile arabuluculuğu, birçok ülkede uygulansa da ülkemizde uygulamaya henüz geçmemiş ve uygulanması gerekli bir modeldir. Aile arabuluculuğu, boşanma süreci öncesindeki, boşanma sürecindeki ve boşanma sonrasındaki anlaşmazlıklarda tarafları çözüme eriştirmeyi hedefler ve anlaşmazlıklarda özellikle çocukları ve eşleri korumayı esas edinir. Temelde aileyi, özelde eş ve çocukları koruyan sosyal politikalar, aile refahı çerçevesinde Türkiye’de daha çok Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı aracılığıyla yürütülmektedir. Ne yazık ki aile arabuluculuğu ihtiyaç olmasına rağmen uygulamaya geçmemiş bir modeldir. Bu çalışmada aile arabuluculuğu, sosyolojik, hukuki, mesleki ve uygulama yönleriyle değerlendirilmiş; halihazırda bu sistemi kullanan ülkelerin bazılarının uygulamalarına ve temel ilkelere temas edilmiştir. Ayrıca aile arabuluculuğunun ülkemizde uygulanmasını kolaylaştıran yasal statüsü ve sosyolojik zorunluluğuna değinilmiştir.
 
Anahtar Kelimeler: Aile, boşanma, aile arabuluculuğu.

Geçmişten Günümüze Mimari Açıdan Ev ve Ailenin İmarı

İbrahim Nacak

Özet: Geçmişten bugüne mimarlık ve aile ilişkisi giderek daha kompleks bir hal almaktadır. İnsanın biyolojik varlığının devamını sağlayan en temel unsur ailedir. Ailenin yeryüzünde (tabiat içinde) varlığını güvenle sürdürmesini sağlayacak yapı olarak ev ise mimari yapıtların tarihteki ilk ürünlerinden birisidir. Evin sığınma ve barınma işlevi öncelikle fiziki bir yapıyı ortaya çıkarmış olsa da ailenin tarihsel, sosyal ve kültürel özellikleri eve çeşitli işlevler kazandırmıştır. Bu işlevler aile üyelerinin sayısına, statüsüne ve rollerine bağlı olarak değişmiştir. Evin işlevleri, ailenin iş bölümü, tüketim, kimlik, kültürel aktarım gibi ihtiyaçlarına karşılık gelmektedir. Evin mimari yapısı malzemeden tekniğe, işlevden estetiğe kadar çok boyutlu özellikler taşımaktadır. Bu makalede evin mimari açıdan yaşadığı dönüşüm
ile toplumsal yönleriyle ailenin yaşadığı dönüşüm incelenmeye çalışılmıştır. Bu dönüşümde ev mimari açıdan basit fakat çok işlevli bir yapıdan, kompleks fakat tekil işlevli yapılara doğru evrilmiştir. Ayrıca ev halkının sosyo-kültürel dünyası çeşitli şekillerde evin mimarisini doğrudan etkilemektedir. Günümüzde ise kitlesel konut yatırımları ve projeleri ile kentlerde modern tüketim kültürünün bir yansıması olan standardize evler, konutlar, daireler, apartmanlar inşa edilmektedir. Bu evlerde yaşayan insanların (ailelerin) tarihsel ve kültürel hafızası, sahip olduğu değer ve normlar dikkate alınmamaktadır. Özetle bugünün ev mimarisi, sosyo-kültürel açıdan aileyi imar edecek hususiyetlere sahip değildir. 
 
Anahtar Kelimeler: Kent, ev mimarisi, apartman, aile, ailenin imarı.

Erkeklerin Gözünden Kaynana Gelin İlişkileri: Neden Çatışırlar, Nasıl Barışırlar?

Nuh Akçakaya

Özet: Kaynana gelin çatışması, Türk aile yapısı içerisinde kadim bir gerilim alanını resmeder. Ama bu çatışma, ailedeki gerilim hattını temsil ettiği kadar bir dayanışma, tolerans ve sorun çözme kültürünü de oluşturmaktadır. Dolayısıyla Coser’cı bir perspektif üzerinden bakıldığında çatışmanın bir işlevi de söz konusu olabilmektedir. Bu perspektifle kaynana gelin çatışmasını konu alan bu makale, çatışmayla beraber ailenin sorun çözme becerilerini ortaya koymak için tasarlanmıştır. Bilhassa oğul ve koca hükmündeki erkeklerin gözünden, kavgaların hangi sebeplerden dolayı ortaya çıktığının, kavganın taraflarının birbirlerine nasıl davrandıklarının ve nihayetinde bu kavgaların nasıl sonlandırıldığının anlaşılması literatüre özgün bir katkı sunabilecek niteliktedir. Bu minvalde araştırmada, amaçlı örneklemle 331 kişiden yüzyüze anket verisi toplanmıştır. Nicel veriler, SPSS 24 paket programıyla betimleyici istatistiklerin yanında faktör analizi, tek yönlü varyans analizi, t test, korelasyon analizi, uyum analizi, basit doğrusal ve çoklu regresyon analizi gibi testlerle analiz edilmiştir. Sonuç olarak çatışma sıklığının; tarafların okuryazar olmaması, kaynana ve gelinin birlikte geçirdiği zaman, kocaların boşanma isteği gibi bazı değişkenlerle anlamlı bir ilişkisinin olduğu görülmüştür. Bunun yanında gelin cimriliğinin, oğlanın annesine naif yaklaşımının ve annesini adaletli görmesinin kavgayı azalttığı; kaynana ve gelinin birlikte zaman geçirmesinin de kavgayı artırdığı anlaşılmıştır. Bu değişkenler, kavga sıklığını %15,1 oranında açıklarken; kavga sıklığının boşanma isteğini açıklama düzeyi %7,7 olarak bulunmuştur. Son olarak erkeklerin arabuluculuk stratejilerinin annelerine karşı daha ılımlı; eşlerine karşı da daha doğrudan olduğu anlaşılmıştır.
 
Anahtar Kelimeler: Kaynana gelin çatışması, uyum, arabuluculuk, aile.

Aile ve Akrabaların Bireyin Gündelik Yaşam Pratiklerine Etkisi: Malatya Örneği

Abdulkadir İnce

Özet: Bu çalışma, bireylerin gündelik yaşam içerisindeki düşünme, hissetme ve eylemde bulunma biçimleriyle aile ve akrabalık ilişkilerinin nasıl bağlantılı olduğunu anlamaya ve açıklamaya çalışmaktadır. Bu bakımdan çalışmanın nihai hedefi, aile ve akrabalık ilişkilerinin bireysel eylem üzerindeki etkisini katılımcıların kendi anlam dünyaları ve bakış açılarından hareketle incelemektir. Çalışmanın konusu ve amacı gözetilerek nitel araştırma yöntem ve teknikleri kapsamında Malatya’nın Battalgazi ve Yeşilyurt ilçelerinde ikamet eden yirmi dört katılımcı ile yüz yüze ve derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Sahadan elde edilen veriler üzerinde tematik analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularından hareketle bireylerin gündelik yaşam içerisindeki düşünme, hissetme ve eylemde bulunma biçimlerinin aile ve akrabalık ilişkisi içerisindeki insanlarla olan etkileşimlerine bağlı olduğu; bireylerin eylemlerini hayatlarındaki en önemli değerlerin başında gelen aileleri ile girmiş oldukları etkileşimler çerçevesinde inşa ettikleri; dolayısıyla bireylerin eylemlerini gerçekleştirirken hem ailelerinin beklentilerini hem de kendi istek ve arzularını dikkate aldıkları sonucuna ulaşılmıştır. 
 
Anahtar Kelimeler: Aile, aile yapısı, akrabalık ilişkileri, gündelik yaşam pratikleri.

Gelin-Kaynana İlişkileri Üzerinden Ailedeki Değişime Bakmak

Gamze Abi Cingü & Suvat Parin

Özet: Aileyi merkeze alan çalışmalarda aile yapısında meydana gelen değişimlere odaklanma sorunsalı önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle evlilik yaşı, eş seçimi, çocuk sayısı, boşanma ve evlilik biçimi gibi hususlarda yaşanan farklılaşmaları anlamlandırma çabası sosyolojik çalışmalarda bir kümelenmeye yol açmış görünmektedir. Tür, kompozisyon ve ilişkiler ağı açısından geniş bir yapıya işaret ettiğinden aile formunda yaşanan değişimleri başka ilişkiler ve parametreler üzerinden de okumak mümkündür. Gelin-kaynana ilişkileri bu türden bir özellik taşımaktadır. İki kadın aktörünün değişen sosyo-ekonomik gelişmelere bağlı olarak aile içindeki rol, statü ve etki alanları değişebilmektedir. 
 
Bu çalışmanın amacı, 1960’larda ailede gelin sonrasında ise kaynana olmuş katılımcılar ile 1990’larda kaynana ile birlikte aile deneyimi yaşamış gelinlerin gözünden gelin kaynana ilişkilerini anlamaya çalışmaktadır. Araştırma modernleşmeye çalışan fakat geleneksel kodları ağır basan Van ilinin kent merkezinde yapıldı. Van Kent merkezinde yaşayan gelin ve kaynana rollerine sahip bireylerin birbirlerine yönelik algılarını, tutumlarını nitel bir araştırma deseni üzerinden tartışan bu çalışma kapsamında 8 gelin, 8 kaynana olmak üzere toplamda 16 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilerek çalışma amaç ve hedefleri doğrultusunda yorumlanmıştır. Araştırma kaynanaların gelinlerle ilişkilerinde statü ve rol kaybı yaşadıklarını ortaya koymaktadır. 
 
Anahtar Kelimeler: Aile, evlilik, gelin, kaynana, Van.

Ev Kadını Olmak: Aile İçinde Ev Kadınlığına Yönelik Beklentilerin Dönüşümü

Rukiye Geçer

Özet: Bir aile içinde yaşamını sürdüren birey, rolleriyle gündelik pratikleri üzerinde bir düzen oluşturmaktadır. Kadının ev içindeki gündelik rutinler, erkeğinse ev içinin ihtiyaç duyduğu kaynakları edindiği ev dışındaki gündelik rutinlerle hayata katılımı da bu düzenin tahsis edilmesi için gerçekleşmektedir. Sosyalleşme süreciyle bağlantılı bir şekilde, kadınlık rolleri ve rutinleri ile erkeklik rolleri ve rutinleri, bu makale içinde toplumsal cinsiyet rolleri olarak değerlendirilmiştir. Genel olarak ev içiyle anlamlandırılan kadınlık rollerinin kadınları sosyalleşmeden alıkoyma boyutunun rol ve kamusal görünürlüğe yüklenen değeri değiştirdiği düşünülmüştür. Bu bağlamda mesleki uzmanlaşma sosyalleşme değerini belirleyen ölçütlerden biri olarak görülmüştür. Bu açıdan bakılarak meslek sahibi olmadığı için sosyalleşemediği, kamusal görünürlüğü kısıtlı olduğu düşünülen ev kadını özneyi temsil eden genel kanı tartışılmıştır. Literatürdeki tartışmalar referans alınarak aile fertleri, toplumsal çevre ve diğer bakışlara dikkat çekilmiştir. ‘Ev kadını olmak’ ile ‘kendine ve sorumlu olduğu diğer fertlere yetme’ duygusu arasındaki bağlantının ‘çalışma hayatına katılım’ bağlamı, altı çizilen unsurları oluşturmuştur. Makalede ulaşılan sonuç, çalışma hayatına katılımla birlikte eş olma, anne
olma ve kadın olma gibi ev içi rolleri ve buna yönelik beklentilere ‘kendine ve sorumlu olduğu diğer fertlere yetebilme’ beklentisinin eklendiğidir. Sonuç olarak ise bu beklentinin kadınlar üzerinde bir ‘rol yorgunluğu’ oluşturduğu ifade edilmiştir.
 
Anahtar Kelimeler: Rol, toplumsal cinsiyet, kadın, ev içi, ev kadını.
SOHBET

Geleneğin Dünyasıyla Modernleşme Arasında İki Farklı Çocukluk Sosyolojisi

Mustafa Ruhi Şirin

İnsanlık tarihi boyunca farklı medeniyetlerin geliştirdiği en önemli kurumdur aile. Genel hatlarıyla aile, geleneğin dünyasıyla modernleşme arasında iki farklı sosyoloji evreninden oluşur. Değişen çocuk ve çocukluğu da bu iki sosyoloji arasında anlamaya yönelebiliriz. Geleneğin ailesi modern aile zihniyetiyle karşı karşıya geldiği tarihten bu yana temel karakterini korumak için direniyor. Bu karşılaşmada ailenin sosyal, kültürel ve ekonomik yapıları dönüştükçe ‘aile kurmak ve çocuk sahibi olmak’ da modern aile anlayışını belirleyici duruma geliyor. Geleneğin ailesi kodlarına dayalı karakter dizgesine göre inşa edilirken, modern aile ekonomik bir işletme anlayışına göre yapılandırılıyor. Ailenin geleneğimizde ilk değişiminin ve evrilmesinin Tanzimat Dönemiyle başladığı kabul edilir. Cumhuriyet Dönemi modernleşme politikaları aracılığıyla ilk müdahale edilen alanları aile, lisan ve maariftir. 1960’lı yıllarda başlayan Beş Yıllık Kalkınma Planlarının en çok üzerinde durduğu ailede sosyal, kültürel ve ekonomik yapı sorunlarıysa geleneğin ailesiyle modern aile arasındaki zihniyet çatışmasıyla ilgilidir. Özellikle 1980’li yıllarla birlikte modernleşme, küresel ekonomik sistemle birlikte aile kurma tarzını daha da dayattığı bir aşamaya işaret ediyor. Türkiye toplumunun eğitimli nüfusu için ‘aile kurmak’ ‘işletme kurmak’ anlamında bir anlayışa dönüşme eğilimi içine girdiği söylenebilir. Ne yazık ki çocuk sahibi olmak da ‘işletme kurmak’ anlayışına göre şekilleniyor artık. 
KENAR KAYIT

Yeni Nesil Gelinlerde Evlilik Merasimi ve Dönü

Özge Pınaroğlu

Özet: Bu çalışmada hemen hemen her toplumda farklı biçimlerde gerçekleştirilen evlilik merasimleri mekân, ritüel ve aktörler üzerinden incelenmektedir. Öncelikle törensel bir eylem olarak ritüeller küreselleşme ve popüler kültür etkisi üzerinden değerlendirilmektedir. Evlilik merasimlerinin dönemsel olarak yeni evli gelinler tarafından nasıl algılandığı, geleneksel ve modern anlamda ne gibi farklılıkların yaşandığı çalışmanın temel sorunsalını oluşturmaktadır. Araştırmada merasimlerin gerçekleştikleri mekânlar, bu merasimleri gerçekleştiren ve etki eden kişilerin sosyal konumları tanımlayış biçimleriyle evlilik merasimlerinin yeniden biçimlenmesinde dönüşen pratiklere odaklanılmıştır. Saha araştırması olarak nitel araştırma yöntemi ile yarı yapılandırılmış görüşme ve gözlem teknikleri kullanılmış, veriler 24 yeni evli gelin ve 10 gelin adayından elde edilmiştir. Araştırmanın bulgularında günümüz evlilik merasimlerinin küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve kültür endüstrisi alanlarındaki büyük değişimlerle farklı formlara büründüğü görülmüştür. Ailelerin geleneksel yaklaşımlarının aksine yeni gelinlerde gelenek ve ritüeller mantıksal çerçevesini kaybetmiş görünmektedir. Evlilik merasimlerinin gerçekleştirildiği mekânlara yükledikleri anlam ve yaşam tarzları arasında benzerliğin önemsenmeye başlamıştır. Yeni evli gelinlerin eğitim seviyeleri ile evlilik ve düğün süreci kararlarında kendi kararlarını alabilmeleri arasında anlamlı bir bağlantılı bulunmaktadır. 
 
Anahtar Kelimeler: Evlilik merasimi, yeni gelinler, ritüel, küreselleşme, popüler kültür, tüketim toplumu.

Kadın Yoğun Meslek Gruplarında Çalışan Erkeklerin Mesleklerin Cinsiyetine Dair Algı ve Tutumları

Gülşen Öğüt

Özet: Meslek ve toplumsal cinsiyet olguları birbirilerine benzer şekilde bireyin toplumsal rolünü şekillendirmenin yanında bir statü kazanmasına neden olmaktadır. Mesleğin cinsiyetlendirilmesi doğrudan mesleğin toplumsal statüsünü de tartışmaya açmaktadır. Araştırmanın amacı bu bağlamda kadın yoğun meslek gruplarında çalışan erkeklerin mesleklerinin cinsiyetlendirilmesini nasıl deneyimlediklerini keşfetmektir. Erkeklerin kadın yoğun meslekleri nasıl deneyimledikleri ve mesleklerine dair algılarının nasıl şekillendiği soruları araştırmanın temel problemini oluşturduğundan bu araştırma kuramsal düzlemde nitel araştırmaya uygun düşmektedir. Derinlemesine görüşme yapılan bu araştırmada veri toplama aracı olarak yarı- yapılandırılmış mülakat formu araştırmaya katkı sağlamaktadır. Formun oluşturulmasında görüşmecilerin mesleğe başlama hikayeleri, mesleki deneyimleri ve meslekte toplumsal cinsiyet rollerinin deneyimlenmesi ana temalardır. Araştırmanın güvenilirliğinin ve temsil gücünün arttırılması amacıyla görüşmecilerden başka bir görüşmeciye yönlendirmesi istenmiştir. Araştırma sürecinde farklı sermaye biçimlerine sahip meslek grupları tercih edilmiştir. 10 Hemşire, 10 Kuaför ve 7 Anaokulu öğretmeni ile görüşme sağlanmıştır. Görüşmeci ifadelerinin tekrar etmesiyle veri doygunluğuna ulaşılmış, saha süreci tamamlanmıştır. Mülakat verileri betimsel analiz tekniğiyle sınıflandırılarak, yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre toplumsal cinsiyet rollerinde eşitlik argümanı öne sürülse de cinsiyet rollerine dayalı ayrımlar sürmektedir. Görüşmeciler, meslekleri ‘kadın mesleği’ olarak cinsiyetlendirilse de meslekte iş bölümünü ve davranış biçimlerini eril düzlemde şekillendirmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerinin anlamlandırılmasında ve davranış biçimlerinin şekillenmesinde ekonomik, kültürel, sosyal ve sembolik sermayenin etkili olduğu gözlemlenmiştir. 
 
Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet, meslek, cinsiyetlendirilmiş meslek, kadın yoğun meslekler, erkeklik.

Engelli Ailesi Olmak: Gündelik Hayat ve Gelecek Tasarımı*

Havva Nur İleri

Özet: Bu araştırmada engelli birey ailelerinin toplumun geri kalanından farklılık sergileyen taraflarının incelenmesi, günlük yaşamları hakkında bilgi sahibi olma, sosyal hayatları ile ilgili konuları gözler önüne serme ve geleceğe dair endişelerine kulak verme amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Yedi yaşın üstünde engelli evladı olan aileler arasından amaçlı örnekleme modeli ile otuz aile ile yüz yüze derinlemesine mülakat yapılarak veriler betimsel analiz yöntemi ile çözümlenmiş ve temalaştırılarak yorumlanmıştır. Engelli birey ebeveynleri her şeyden önce engelli bireyin ihtiyaçlarını karşılayıp sonrasında kendilerinin günlük temel ihtiyaçlarını karşılayabilmektedirler. Sosyal hayata katılabildikleri kısıtlı zamanda da toplumun çok nadir muhatap olduğu engellilere ve ailelerine, onların yaşayışlarına aşina olmadıklarından ya da önyargılı olduklarından dolayı bakışların farklılaşabildiği görülmektedir. Engelli birey ailelerinin toplumdan ve toplumsal kurumlardan beklentilerinin; maddi ve manevi gündelik hayatlarının kolaylaşması, sosyal hayata dâhil olup topluma ait hissetme, kendilerinin ve engelli evlatlarının geleceklerinin güvence altına alınması ile toplumdaki dezavantajlı konumlarından sıyrılma, toplumun homojen bir unsuru olma olduğu araştırmamızın genel bir sonucunu oluşturmaktadır.
 
Anahtar Kelimeler: Engelli, engelli ebeveyni, engelli kardeşi, sosyalleşme, gündelik hayat, gelecek endişesi. 
HAYAT SAHNESİ

Bir Metafor Olarak Aile

Hüseyin Çil

Metafor bir teşbih türüdür. Ancak bildiğimiz manadaki teşbihten çok daha güçlü bir anlam oluşturur. “Aslan gibi cesur oğlum” dediğimizde çocuk aslana benzetilir. Burada bir benzeyen ve benzetilen ilişkisi vardır ki bu ilişki ister istemez hiyerarşiktir. Çocuğunu aslana benzeten ebeveyn, doğal olarak aslanın kendi çocuğundan daha güçlü olduğunu kabul etmiş olur. Oysa metafor, bu ilişkiyi bay pas eder ve aradaki ilişkiyi hiyerarşik olmaktan çıkarır. “Aslan oğlum” dendiğinde benzetmenin gücü, mukayese edilen taraflar arasındaki hiyerarşiyi ört pas edecek derecede artar. Bu nedenle metaforlar, benzeyen zayıf ile kendisine bir şey benzetilen güçlü arasındaki ilişkiyi, eşitler arasındaki bir ilişkiye doğru evriltir. Böyle bir dilsel imkanın biraz söz ehli olanlar için hayatın her alanında hayli kullanışlı olduğu aşikardır. 

Kadın, Anne ve Annelik

Hatice Ebrar Akbulut

Annelik tek başına bir değerdir. Önüne veya yanına aldığı sıfatlarla eksilmez ziyadeleşmez. Annelik, başka sıfatları ziyadeleştirir. Modern toplumlarda annelik artık tek başına bir var olma biçimi yahut kadına değer katan bir şey olarak görülmez. Anneliğin yanında kariyer de varsa annelik de kabul görmektedir. Evin sınırlarında çocuğunu büyütmekle, eğitmekle meşgul olan geleneksel annelikse sistematik saldırılar karşısında zayıf ve kırılganlaşır. “Annelik” tek başına bütün değerleri içine alan ve kuşatan üst bir değerken “oyuncu anne”, “sanatçı anne”, “süper anne”, “kariyer sahibi anne”, “bakımlı anne” gibi nitelemelerle bir meslek, bir iş gibi tanımlanan anneliğin esasında tek başına bir değer olmadığı söylenir.

Taşra Ataerkil mi?: Çiftçi Öyküleri Üzerine Bir Soruşturma

Murat Demir

Klasik anlatılardan postmodern anlatılara değin edebiyat ve toplum ikilisi her toplumsal yapının kayıt defteri mahiyetindedir. Çoğu düşünür, edebiyatın genel anlamda sosyoloji için yeterli düzeyde toplumsal gerçeklikle bağdaşmadığını ifade etmiş olmasına rağmen, söz konusu edebi çalışmaları içinden çıktıkları toplumsal şartlardan bağımsız olarak ifade etmek oldukça zordur. Nitekim bu hususa dikkat çeken Alver şöyle bir açıklama yapar: Edebiyat, gündelik yaşam ve pratiklerinin neredeyse tamamından beslenip şekillenmiş bir sanat kurumu olarak daima topluma ayna tutan bir kurumdur (2006, s. 34). İlaveten Leo Löwenthal, Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum isimli çalışmasında, “gerçek” bir edebi eseri içinden çıktığı tarihsel ve toplumsal şartlardan bağımsız olarak düşünmek ve ona sıradan masa başında yazılmış, kurgusal metin gözüyle bakmak esere ihanettir (2017, s. 8-9). Çünkü bir yazın eserini üreten yazar, içinde doğup büyüdüğü bağlamın üretimi olan bir tiptir. 
KİTAPLIK

Dindarlığın Siyaseti İslami Uyanış ve Feminist Özne - Saba Mahmood

Tuba Büyüktosunoğlu Yaylalı

Bir antropoloji profesörü olan Saba Mahmood’un, Müslüman toplumlarda dindarlık ve siyasetin işleyişini anlamaya yönelik eseri, ilk olarak 2005 yılında yayınlanmıştır. Çalışma genel olarak feminizm ve siyasette, kültürel ve dini farklılıkların ağırlığını ortaya koyma amacını taşımaktadır. Kültürel ve tarihsel geleneğin siyaseti şekillendirme biçimleri feminist teorinin siyaseti açısından da oldukça önemli bir mesele olarak görülmektedir. Liberal-seküler dünya görüşü ve devlet yapılanmasının Müslüman bir toplumda ortaya çıkardığı sorun alanları üzerine gündelik hayatın yeniden tesis edilme biçimlerine odaklanan çalışma, direnç mekanizmaları üretmek yerine hem dini değerler sisteminin muhafazası hem de mevcut dünyayla birlikte yaşamak anlayışıyla var olan gerçekliği anlamaya çalışmaktadır. Tüm bunların ortasında kadın cami hareketi İslami hareket kategorisine yerleştirilmekte ve hareket katılımcılarının ekonomik, siyasal ve kültürel etkilerinin neliği ve nasıllığı üzerinde durulmaktadır. 

Çocukluk Sosyolojisi-Özlem Aydoğmuş Ördem

Gülsen Çankal

 Özlem Aydoğmuş Ördem tarafından kaleme alınan “Çocukluk Sosyolojisi” adlı eser, çocukluğu toplumsal bir olgu olarak ele almakta ve çocukların toplum içerisindeki konumlarını, deneyimlerini, ilişkilerini ve sosyal yapı içerisindeki etkileşimlerini inceleme nesnesi haline getirmektedir. Kitabını besleyen ilk kaynak yazarın 2016 yılında kaleme aldığı “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türk Romanında Çocuk” adlı eseridir. Yazar, incelediği romanlardan hareketle erken modernleşme döneminde çocukluk üzerinde cariye, köle, esir gibi kavramların ön plana çıktığı, Servet-i Fünun döneminde ise yabancı okulların, mürebbiyelerin ve batılı yaşam tarzının çocuk üzerinde etkili olduğu, Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e kadar ise çocukların milliyetçi ideolojiye uygun şekilde aile değerleri ve eğitimle yetiştirilmesinin hedeflendiğini iddia etmiştir (2016). Yazar, Çocukluk Sosyolojisi adlı eserini kaleme alırken aynı zamanda Türkiye ve diğer ülkelerde yaptığı gözlemler, izlediği filmler, sosyal ilişkiler ve eleştirilerini bir araya getirmiştir. Kitap, toplam beş bölümden oluşmaktadır. Kitapta, çocukların toplum içindeki konumları, ilişkileri ve sosyal yapı içerisindeki etkileşimlerinin yanı sıra çocukların sosyal olarak inşa edildiği ve toplumun kültürel, ekonomik, siyasal ve kurumsal yapıları tarafından etkilendiği de vurgulanmıştır. Eser aynı zamanda çocuk hakları, çocuk işçiliği, çocuk yoksulluğu, çocuk istismarı, çocuk eğitimi, engelli çocuk gibi konular ile çocukların sosyal rolleri ve cinsiyet kimlikleri üzerinde tartışma yürütmektedir. 

Popüler Kültür, Gençlik ve Hallyu: Güney Kore Kültür Endüstrisinin Türkiye’deki Yansımaları-Sümeyye Asa

Hanım Keleş

1980’ler ile akademi dünyasına giren, 90’lı yıllardan itibaren sıkça tartışılan bir konu olan küreselleşme, dünyayı pek çok açıdan etkileyen bir durum olmuştur. Sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması neticesinde hızlanan küreselleşme, toplumları ekonomik, siyasal, sosyal, çevresel ve kültürel olarak etkilemektedir. Küreselleşme ile beraber sınırlar ortadan kalkmış ve toplumlar daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir etkileşim içine girmiştir. Tüm dünyayı etkisi altına alan küreselleşmenin en çok tartışıldığı alanlardan birisi kültürel küreselleşmedir. Son yıllarda teknolojik gelişmelerin artması ve yeni iletişim araçlarının yaygınlaşması ile birlikte kültürel küreselleşmenin etkileri daha görünür hale gelmeye başlamıştır. Kitle iletişim araçları popüler kültürü tüm dünyada görünür kılmakta ve yerel olanı da popüler hale getirmektedir. Küreselleşme ile birlikte gündemimize giren popüler kültür kavramı, günümüz toplumları için kültürel yıkım olarak da yorumlanmakla birlikte aynı zamanda büyük bir kazanç kapısına dönüşmüş durumdadır. 

İnsan, Hakikat ve Anlam Rene Guenon’da Modern İnsanın Anlam Problemi- Mona Ahmed Tufan

Ahmet Faruk Koşar

Mona A. Tufan tarafından yazılan “İnsan, Hakikat ve Anlam Rene Guenon’da Modern İnsanın Anlam Problemi” isimli eser İnsan yayınları tarafından yayımlanmıştır. Eserde günümüz dünyasının anlaşılmasında kritik bir öneme sahip olan moderniteden ve modernitenin insan tasavvurundan bahsedilmektedir. Bir boyutuyla modernite insanın nicel, ölçülebilir özelliklere dayalı olarak tanımlandığı bir çağdır. Söz konusu kavram aydınlanma, rasyonalite, ilerlemecilik gibi kavramlarla yakından ilişkilidir. Bu çağ yeni disiplinlerin ortaya çıkışı ve özellikle Aydınlanma dönemi ile birlikte bireyin, toplumun ve hayatın pozitivist yöntemlerle kavranacağına dair bir bakış açısını da beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla modernite, duygu alanına yer vermemesi ile “gerçekçi” ve “pozitivist” bir bakış açısı olarak karşımıza çıkmıştır.
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları