TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
 
 
14. SAYI // Hayvan

DİVAN KALEMİ

Şahin Bakışlı Bülbül Avazlı İnsan, dokunduğu hemen her şeyi mana dünyasına katmasını bilir. İnsan, gördüğü, baktığı, hissettiği, iş gördüğü, kullandığı hemen her şeye bir ‘mana’ yükleyip onu ‘kültür dünyası’na dahil eder. İnsanın ilişki kurduğu tüm varlıklar onun kültür dünyasının temel unsurlarına dönüşür. Canlılar, cansızlar, maddeler, nesneler, bitkiler, hayvanlar, coğrafyalar, iklimler, mevsimler, gökler, yerler, hasılı on sekiz bin alem insanın kültür dünyasında yeniden yorumlanır ve anlamlandırılır. İnsan hayatı bütün bunlarla dolar ve bir süreç şeklinde değişerek-dönüşerek işler. Hayvanın toplumsal inşası, kültürün ana kodlarından biridir. Sosyoloji toplumsalda olup biten her şeye tutkuyla yönelir, oradaki manayı keşfetmeye girişir. Hayvan etrafında kurulan toplumsal dünya, ilişki biçimleri, üretim ve tüketim hadiseleri ciddi sosyolojik çıkarımları davet eder. Hayvanın sesinde-soluğunda insan dünyasının pek çok yansımaları seyredilir. Hayvan kültürün nişanelerinden biridir. Hayvan, tıpkı bitkiler ve eşyalar gibi insanın dünyasına dahil olan önemli hayat elemanıdır. Hayatın sürgit devamında hayvanın rolü azımsanmayacak denli büyüktür. Başlangıçtan bugüne insanın kültür evreninde hayvan daima vardır. Tarihi başlatan insanın duyduğu ilk seslerden biridir hayvan sesi. İlk gördüğü, ilk iletişime geçtiği, ilk muhatap olduğu kendini dışında başka tür canlılardan biridir hayvan. Yeryüzünde ilk kanın dökülmesinin tanıklarından ve hatta belki sebeplerinden biridir hayvan. Habil’in koç kurban etmesi, adağı kabul edilmeyen Kabil’in kardeşini öldürdükten sonra cesedi nasıl gömeceğini bir kargadan öğrenmesi. Tarihin başlangıç anında dahi hayvan insanın kültür evreninde esaslı bir şekilde yer alır. Hayvan olmaksızın insan dünyasının ne kadar eksik kaldığı aşikardır. İnsan üretimin detaylarında hayvanın soluğu hissedilir. Toplumların, toplulukların, sosyal dünyaların oluşumunda ve sürdürülmesinde hep hayvanlara rastlanır. Hayvan, insan hayatının damgalarından biri haline gelir. Neredeyse tüm temel toplumsal kurumlar hayvanla içli dışlıdır. Aile, Din, Siyaset, Ekonomi, Eğitim, Hukuk, Sanat-Edebiyat, Boş Zamanlar, Spor, Eğlence, Moda, Hayat Tarzları gibi temel kurumlarda, ilişki biçimlerinde, anlamlı bir toplumsal hayat kurgusunda hayvanın silinmez izlerine rastlanır. Bunun yanı sıra meslekler, nesneler, araçlar, semboller, temsiller hep hayvan figürüyle doludur. İnancın kültürel kodlarında; dinler, inançlar, inanışlar evreninde hayvan değişik anlamlara ulaşır. Kimi yerde hayvan kutsaldır; onu öldürmek, ona zarar vermek yasaklanır. Kimi yerde hayvan dini bir ritüelin muhatabı olarak kurbandır, adaktır, sunaktır; dini bayramlardan birinin adı ‘kurban bayramı’dır. Dini metinler ve ayetler çarpıcı hayvan anlatılarıyla doludur. Hayvan adlarında surelere rastlanır (Bakara, Nahl, Neml). Dini hikâyeler değişik hayvanları farklı bağlamlarda anar. Hikmet ve irfan, insanı yorumlarken hayvana uğramadan edemez. Hayvandaki canlılık, hissiyat, hareketler, biçimler, renkler, güçler ve içgüdüler hakikatin kavramasında bir ipucu olarak sunulur. Canlılık özelliklerine önem verilir; can taşımalarına ayrıca vurgu yapılır. Canın ruh ile yakınlığı hatırlatılır. Hayvan büyük bir anlatıcıdır hikmet dünyasında; o gösteren, işaret eden, farklardan haberdar eden bir ibret abidesidir. Hayvan eşyadan, etten, kandan, paradan, metadan önce hep bir mesaj yüklüdür. Hikmet, hayvandaki işaretleri çözüp insana varmayı murad eder. Bundandır ki, hayvanı ötelemez, cansızı yok saymaz; ağacı, kurdu-kuşu, börtü-böceği kendi dilince konuştur. İnsan dünyasına harikulade hisseler katar. Temel iktisadi bir figürdür hayvan. İnsanın geçiminin merkezi aktörlerinden biridir. Hayvan bir besin kaynağı olduğu gibi besin üretiminin de ana omurgasıdır. İşlerin kotarılmasında hayvan ciddi bir elemandır. Birçok mesleğin ve işkolunun ortaya çıkmasının gerekçesidir hayvan; bir çok mesleğin kaybolmasının da elbette. Çobanlık, avcılık, atçılık, balıkçılık, arıcılık, besicilik, nalbantlık, semercilik, kasaplık, sütçülük, jokeylik, faytonculuk gibi iş kollarının işlemesinin ana nedenidir hayvan. Söz konusu iş kollarına bağlı bir şekilde oluşan mekânlar, pazarlar, çarşılar, dükkanlar, müşteriler ve üreticiler ile birlikte hayvan, iktisadi hayatta ciddi bir hasılanın ortaya çıkmasına imkan tanır. Çiftlikler, ahır, kümes, mal pazarı, at pazarı, tavuk pazarı, saman pazarı, pet shop, hayvanat bahçesi, sirk bütünüyle iktisadi hayat içinde konumlanır. Aile ilişkilerinde ve aile hayatının stratejik ağlarında hayvanın rolü görülür. Ailenin geçim kaynağı olduğunda hayvanın rolü büsbütün farklılaşır. Zenginlik yahut yoksulluk emaresidir böyle bir durumda. Ailenin konumuna ve statüsüne bir işarettir. Miras hukukunun muhatabıdır. Aile üyelerinin iletişimlerinde belirleyicidir. Çünkü bir varlık kaynağıdır hayvan. Siyaset kurumunun farklı boyutların bir imgedir hayvan. Devletlerin, iktidarların, yönetim biçimlerinin imgesidir örneğin. Devlet armasıdır, bayraktır, güç sembolüdür. Yahut bir partinin sembolüdür. Çift başlı kartal, at, kurt,ayı, ejderha, aslan, horoz, keçi, güvercin, eşek, fil. Bir hukuk meselesidir aynı zamanda hayvan; hakkın, adaletin, iyi-kötü davranışın sergilendiği bir alandır. Hayvanlara eziyet etmenin suç olduğu kabul edilir. Hayvan hakları modern dünyanın dizgesinde yer bulur. Hayvanlara karşı işlenen suçlar cezalandırılır, suçlular hor görülür. Ahlakın kurumsallaşmasında hayvanlar çokça zikredilir. İyilikler ve kötülükler, çirkinlikler ve güzellikler, beğeniler ve reddiyeler, takdirler ve tekdirler hayvanlar üzerinden örneklenerek aktarılır. Merhamet, sevgi, saygı, hürmet, yardımseverlik gibi iyilikler; hırs, öfke, nefret, kıskançlık, haset, küfür ve diğer tutum, duygu, davranış ve eylemler kimi hayvanlara atıfla ifade bulur. İyiliğin, merhametin, dostluğun, düşmanlığın, kuvvetli olmanın, çalışkan olmanın, asil olmanın temsilleri hayvanlar aleminden seçilir. Seçim bütünüyle kültüreldir, siyasaldır ve toplumsaldır. Hiçbir hayvanın neyi temsil ettiğinden haberi dahi yoktur. Güvencin barıştır, kartal güçtür, aslan liderdir, yılan sinsidir, kedi nankördür, keçi inattır, karınca çalışkandır, koyun uysaldır, papağan lafazandır, sinek mide bulandırıcıdır, tilki üçkağıtçıdır, ceylan ürkektir, kurbağa gevezedir, çakal çıkarcıdır. Sanat ve edebiyat, hayvan imgesiyle, hayvan sembolizmiyle doludur. Hemen tüm sanat ve edebiyat türleri/biçimleri hayvanla yoğun bir şekilde ilgilidir. Resim, müzik, türkü, edebiyat, şiir, roman, masal, destan, fabl, fıkra, mani, ninni, tiyatro hayvanlara özel önem verir. Hayvanları konuşturan edebiyat, hayvanları sergileyen sanat esasen insan ve toplumu amaçlar; hayvanın kültürel yeniden üretimini gerçekleştiren sanat ve edebiyat insana dişe dokunun hisseler sunar. Sevgili, konu-komşu, eş-dost, el-alem, düşman, kahraman, anne-baba, çocuk, zengin, yoksul kimi hayvanlar üzerinden konuşturulur, anlatılır, gösterilir. Olumlu davranışlar, yadsınan eylemler, kötülükler, iyilikler, iltifatlar, aşağılamalar, güzellik ve çirkinlik kimi hayvan huylarına, kimi hayvan hareketlerine ve görünümlerine göre anlatılır. Şahin bakışlı, bülbül avazlı, ceylan gözlü, ahu gözlü, kılavuz telli turna, haberci allı turna, yılan sesli. Hayvanlar, mesnevi, masal, fabl, destan, ninni, mani gibi geleneksel anlatı türlerinin vaz geçilmez elemanıdır. Hemen her anlatı biçiminde yoğun bir şekilde hayvanlar gerçek ve sembolik yönleriyle anlatılır. Beydeba, Ezop ve La Fontaine bu türe büyük emek verir. Kelile ve Dimne ile La Fontaine’nin eserinin anmak yeterlidir. Attar’ın Mantık’ut-tayr adlı muhteşem mesnevisini de burada zikretmek gerekir. Benzer bir biçimde masal, fıkra, destan, mitoloji karakterlerinin hayvan olması, en azından insan karakterlerinin toplumsal hayat içinde belli bir hayvanla anılması hatırlatılabilir. Nasreddin Hoca’nın fıkralarında başat aktör eşektir. Dede Korkut Kitabı’nda kahramanların olumlu özellikleri güçlü-kudretli hayvanlara dayandırılır. Oğuz Kağan’ın pek çok özelliği güçlü hayvanlara benzer. Boğa, öküz, kurt, ayı, kartal, ejderha, at kahramanın anlatılmasında işlevsel roller üstlenir. Türk destanlarında kurt özel bir yerde durur. Anka, Simurg, Karakuş, Garuda gibi mitolojik kuşlar sembolizmin doruklarını temsil eder. Tıpkı hayvanlar gibi toplumsalın kuruluşunda ve kültür dünyasının neşet etmesinde yadsınmaz rolü bulunan nesneler hayvanla birlikte yeni bir anlama ulaşır. Nesne olmaksızın toplumsal hayatın inşası mümkün değildir. Pek çok nesne ve araç hayvan bağlamında meydana gelir. Hayvanın toplumsal ve kültürel konumu, kimi nesnelerin üretilmesini sağlar; nesneler hayvanla birlikte toplumsal hayata dahil olur, toplumsal hayatı yönlendirir, anlamlandırır, inşa eder. Hayvanların toplum ve kültür denkleminde yer buluşuna göre nesneler ve araçlar kendini gösterir. Bu yer buluş kaybolunca nesne de kaybolur; yeni nesnelere yerini bırakır. At arabası, kağnı, saban, fayton, kızak gibi araçlar; kafes, tasma, nal, olta, zincir, çan, kaşağı, eyer, semer, boyunduruk, cirit, çevgen gibi nesneler hayvanla var olur ancak. Tüm yönleriyle hayvan, toplumsalın inşasında hayati roller üstlenir. Hayvanın sosyo-politik dünyadaki karşılıkları, insan dünyasının okunmasında, keşfedilmesinde ve kavranmasında ibretlik bir konuma oturur. Selam ile…

İÇİNDEKİLER

5 Divan Kalemi
9 DOSYA
11 Hayvanlar Sosyolojinin Neresinde? / Ahmet Gökçen
35 Güç, İktidar ve Gösteriş: Geçmişten Günümüze Hayvan Sembolizmi Üzerine Bir Tartışma/Mehmet Birekul
45 İnsanın Sağlığı Hayvanın Hastalığı / Reşat Açıkgöz
61 İnsan ve Doğa İlişkisinde Hollywood Yıldızı Hayvanlar / Haldun Narmanlıoğlu
75 Üç Hayvan, Bir İnsan: Zoonpolitikon Nerede? / Mehmet Uğraş
89 Hayvan Hakları Hareketi ve Türkiye’deki Gelişimi / Feyzeddin Aytepe
97 Hayvanların Gündelik Hayatımızdaki Mitolojik Yerleşkesi Olarak Burçlar/ Hakan Yapıcı
119 İyi ve Kötü Arasında: Zerdüştlükte ‘Hayvan’ Tasavvuru / Muhammet Yücel
131 Antik Mısır Toplumunda Kedinin Kutsallığı / Hülya Kaya Hasdemir
139 Türkiye’de Antrozooloji Çalışmalarının Gerekliliği / Abu Bakar Siddiq
159 Antrozoolojik Bir Alan Araştırması: Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Mardin’in Midyat ve
Dargeçit Yöresindeki Pastoral Topluluklar / Süleyman Şanlı
175 HAYAT SAHNESİ
177 Şahmeran / Ökkaş Arı
181 Hayvanat Bahçeleri, Akvaryumlar, Sirkler: Gösteri Hayvanları Üzerine Fragmanlar /
Murat Küçük
189 Mişa/Necdet Subaşı
195 Kurtun Gölgesi Dünyaya Düştüğünde / Betül Ok
199 Andolsun Harıl Harıl Koşan Atlara… / Turan Güler
205 Fareler ve İnsanlara Dair Zihinsel Bir Füg: Sıçan Avcısından Sıçan Koruyucuna Transformasyon/Hasan Serdar Gergerlioğlu
217 KİTAPLIK
219 Açıklık: İnsan ve Hayvan / Esma Kaya Karadağ
225 Hayvan Davranışı / Büşra Çelik
229 Hayvan Kuramı: Eleştirel Bir Giriş / Onur Keskin
233 Hayvan Mitosları / Halime Güven
237 Hayvan Olmak: Bir İnsanın Hayvana Dönüşünün İzini Sürmek / Numan Yıldız
241 Hayvan Özgürleşmesi / Esra Sekiz
247 Hayvanların Tarihi / Abdurrahman Şensöz
253 Mitolojiden Sanata Hayvan İmgesi / Musa Günerigök
261 Tarihöncesi Toplumlarda İnsan-Hayvan İlişkisi ve Orta Anadolu Çanak Çömleksiz Neolitik
Dönem Faunası / Tuğba Batmaz
267 Zoopolis: Hayvan Haklarının Siyasal Kuramı / İlhami Aydın
273 ÖZETLER
285 YAZARLAR
DOSYA

Hayvanlar Sosyolojinin Neresinde?

Ahmet Gökçen

 Çalışma, toplumsal bir varlık olan insanın gündelik hayatında ve doğumundan ölümüne
kadar devam eden toplumsallaşma sürecinde hayvanla nasıl ilişki kurduğu, ona
nasıl davrandığı, onu nasıl algıladığı ve nerelerde istimal ettiği gibi sorular minvalinde
insanın dünyasında hayvanların ne anlam ifade ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Bu bağlamda insanın gündelik hayatında ve düşün dünyasında hayvanların dünyaya nasıl
konumlandırıldıkları, toplumsal kurumlarda ne şekilde yer aldıkları, onları dilde ve
tabirlerde neye yordukları ve nihayetinde hayvana yönelik davranışlarımıza dair eleştirel
bazı mevzular irdelenmeye çalışılacaktır.

Güç, İktidar ve Gösteriş: Geçmişten Günümüze Hayvan Sembolizmi Üzerine Bir Tartışma

Mehmet Birekul

 Tarım toplumlarında işlevselliği ve üretimi ile bir statü sembolü olan hayvanlar, modern
toplumlarda zenginliğin ve üst sınıf itibarının bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır. İnsan /
hayvan ilişkisinde en temel kavramlardan biri olan evcilleştirme ilk insandan modern insana bu
sembolik dönüşümü göstermesi açısından ilginçtir. Bu açıdan insanın doğa ilişkisinde en önemli
aktörlerden biri olan hayvanlar sembolik anlamda hem zihni bir inşayı hem de sosyal bir inşayı
geçmişten günümüze taşımaktadırlar. Bu makale bu çerçevede, özellikle güç ve gösteriş bağlamında
hayvan sembolizminin kullanımına dair bazı çıkarsamalar yapmayı hedeflemektedir.

İnsanın Sağlığı Hayvanın Hastalığı

Reşat Açıkgöz

 Bu makalede insan-hayvan arasındaki ilişki sağlık-hastalık bağlamında ele alınmaktadır.
Çalışmada ilk olarak, insan-hayvan karşılaşmasından ve bu karşılaşmanın karşılıklı
bir ilişki biçimi doğurduğundan; ayrıca insanın ihtiyaç üzerinden hayvanla ilişki kurduğundan
ve bu ilişkinin onun sağlık ve hastalık durumunu etkilediğinden bahsedilmektedir.
İkinci olarak, modernleşme ve kapitalist endüstrileşme süreçleriyle birlikte insan
ve hayvan arasındaki ilişki biçiminin insanın lehine, hayvanın zararına olacak şekilde bir
dönüşüm geçirdiğine; insanın egemen konuma geldiği, hayvanınsa nesnelleştiği ve araçsallaştığı
bir yöne doğru evrildiğine değinilmektedir. Üçüncü ve son olarak da, özellikle
tüketim arzusunu tetikleyen ve et endüstrisini besleyen “endüstriyel hayvancılık” gibi
yöntemlerle hayvanın giderek endüstriyel bir meta haline getirilmesi konu edinmekte; bu
durumun beraberinde birçok yeni ve bulaşıcı hastalık getirerek hem insan hem de hayvan
sağlığı için ciddi risklere neden olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, hem insan sağlığını
geliştirmek hem de başka amaçlar için hayvanların ilaç endüstrisi, alternatif tıp ve askeri,
kozmetik ve bilimsel/deneysel araştırmalar gibi alanlarda da kullanıldığından ve bunun
hayvanlar için onlara hastalık bulaştırmak, onları doğal ortamlarından yalıtmak, onların
bedenleri üzerinde çeşitli işlemler yapmak gibi ciddi zararlar içerdiğinden söz edilmektedir.
Sonuçta kapitalist insanın hırs ve açgözlülüğünün bulaşıcı bir hastalık halini aldığı
ve hem kendi hem de hayvan hayatının geleceği için büyük bir risk oluşturduğu dile
getirilmektedir.

İnsan ve Doğa İlişkisinde Hollywood Yıldızı Hayvanlar

Haldun Narmanlıoğlu

 Doğayı evcilleştirme çabasındaki insan paradoksal biçimde doğayı evcilleştirdiği
teknolojiler tarafından tersine evcilleştirilmektedir. İletişim açısından bakıldığında televizyon,
insanı evcilleştiren iletişim araçları içerisinde küresel olarak en yaygın teknolojidir.
İnsanlar fiziksel olarak erişmeleri zor olan dış dünyayı kurgulanmış televizyonun
imajları üzerinden öğrenmek ve bu imajları kendi tecrübe ve bilgileri haline dönüştürmek
durumundadır. İnsan doğadan özgürleşip koparken doğa hakkındaki ‘gerçekliği’ televizyon
profesyonelleri gözüyle izlemektedir. Bu çalışmada doğa ve insan arasındaki ilişkiye
aracılık eden ana akım vahşi yaşam filmleri eleştirel olarak ele alınmıştır. Öncelikle
sinemayla yaşıt doğa belgesellerinin günümüz televizyon yayıncılığıyla birlikte belgesel
olma özelliklerinden nasıl uzaklaştıkları tartışılmıştır. Daha sonra vahşi yaşam filmlerinin
Hollywood anlatısı içerisinde nasıl birer kurgusal drama halini aldığı anlatılmaya çalışılmıştır.
Son olarak vahşi yaşam filmlerinin en önemli aktörleri olan hayvanların, doğal
gerçekliklerinden koparılarak birer televizyon yıldızına dönüştürüldüğü ele alınmıştır.
Çalışmaya göre denilebilir ki, insan ve doğa arasındaki ilişkinin televizyonla aracılanması,
insanın fiziki olarak uzak olduğu doğaya bilişsel düzeyde de yabancılaşmasına neden
olmaktadır.

Üç Hayvan, Bir İnsan: Zoonpolitikon Nerede?

Mehmet Uğraş

 İnsanları diğer canlı türlerinden, özellikle hayvanlardan ayrı bir yerde değerlendirme
ihtiyacı önemli bir sorundur. Çünkü insan hayatı bu düzlemde devam eder. Kendisini
hayvani özelliklerinden arındırmamayı şiar edinen neredeyse hiçbir toplum yoktur.
Dolayısıyla bu ayrımın nasıl yapılacağı ve soruya nasıl cevap verileceği her insanın önemsediği
ve buna göre ahlaki temellerini oluşturduğu bir önemdedir. İki tür cevap karşımıza
çıkmaktadır. Birinci anlayış maddenin izini takip eder ve buradaki tekamül sürecine
odaklanır. İkinci anlayış ise manevi, içsel ve bütünleştirici bir hayat ve tekamül süreci
salık verir. Bu makalede bu iki farklı anlayışa göz atılmıştır.

Hayvan Hakları Hareketi ve Türkiye’deki Gelişimi

Feyzeddin Aytepe

 Tarım toplumu öncesinde ve tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte insan-
doğa ilişkisi önemli kırılmaları barındırmıştır. Bu geçiş, toplumları ve toplumsal hareketleri
bir değişim/dönüşüm sürecine götürmüştür. Oluşan toplumsal değişmenin iki
temel olgusu kültür ve toplumsal kurumlardır. Hayvan hakları hareketi de bu toplumsal
kurumlardan biri olmuştur. Özellikle endüstrileşmeden sonraki dönemde temel insan
haklarının yanında farklı haklar da tartışılagelmiştir. Hayvan hakları, yeni üretim biçimleri,
yeni tüketim algısı, kentleşme ve üretim araçlarının değişimi sonucunda günümüzdeki
şeklini almıştır. Modern Batı toplumu ve geleneksel toplum hayvan türünün hakları
noktasında farklı tarihsel süreçlerden gelmektedir. Türkiye’de de bahsedilen süreç nev’i
şahsına münhasırdır. Ve fakat küreselleşmeyle ve iletişim ağlarının gelişmesiyle birlikte,
Türkiye’de hayvan hakları savunuculuğunun kurumsallaşması aktarmacı ve eklektik bir
biçimde gelişmiştir. Bu gelişimin sivil toplum boyutuna bakıldığında, modern Batı toplumun
etkisi başat aktör durumundadır. Ne var ki, Türkiye Batı toplumlarının/sanayi toplumlarının
geçirmiş olduğu süreçleri tamamen yaşamadığı için hayvan hakları hareketi
Batı dışı etkenlerle de (dinsel, kültürel vb.) şekillenmiştir.

Hayvanların Gündelik Hayatımızdaki Mitolojik Yerleşkesi Olarak Burçlar

Hakan Yapıcı

 Dünya üzerinde ve toplumumuzda çoğu insanın burçlara gösterdiği yoğun temayül,
özellikle gündelik hayat sosyolojisi açısından önemli çıkarımlar barındırmaktadır.
Popüler (ve magazinsel) bir şekilde yaygınlaşan burçlar, bir yönüyle de hayvan simgeleriyle
dikkat çekmektedir. Bu makale bu simgeleştirmenin rastgele ve anlamsız olmadığını
mitolojiden faydalanarak ortaya koymaktadır.
Dünya üzerinde mitolojinin ve astrolojinin birbiriyle ilintili tarihi serüvenleri her toplum
için kültürel açıdan pek çok anlam taşımaktadır. Hem mitoloji için hem de astroloji için
kültürel anlamların en önemli göstergelerinden biri hayvanlardır. Dolayısıyla hayvanlar
bütün toplumlarda simgesel olarak kültürel anlamlarla düşünülebilir. Belirli anlamlar
üzerine kurulan ve hayvanları içeren anlatılar, günümüzün burçlarla ilgili sistematiğine
kaynaklık edebilmektedir. Bu kaynaklığa rağmen söz konusu anlatılar, kurgulandıkları
anlamları günümüzde büyük oranda kaybetmişlerdir. Bu açıdan günümüze kadar ulaşsa
da mitolojinin anlam kaybına uğradığı yadsınamaz. Ancak yine de burçlardaki hayvan
simgelerinin düşünülebileceği en elverişli alan mitolojidir.
Burçların gündelik hayattaki yerini ortaya koyarak başlanan bu makalede sırasıyla mitoloji-
anlam ilişkisi, mitoloji-hayvan ilişkisi ve astroloji-hayvan ilişkisi ile devam edilmektedir.
Daha sonra burçlardaki hayvan simgelerinin mitolojik hikâyeleri yüzeysel bir şekilde
ele alınmakta ve bu hikâyelerin günümüz burç içerikleriyle bağlantıları

İyi ve Kötü Arasında: Zerdüştlükte ‘Hayvan’ Tasavvuru

Muhammet Yücel

 Bu çalışmada İslam öncesi İran’ında Zerdüşti toplumun insan-dışı varlıklara yaklaşım
biçimine dini inanç ve gündelik pratiklerin ne gibi bir etkisi olduğu tartışılacaktır.
Zerdüştlük dininin mensupları bu inancın hükümleri doğrultusunda dünyaya dair bir
perspektif geliştirmişlerdi. Bu perspektif sadece insan merkezli değildi. Zira insan-dışı
varlıklar/canlılar da ayrı ayrı bu dinin, dünyevi algıları içerisinde bir değerlendirmeye
tabi tutulmaktaydı. Kadim İran’da Zerdüştilik, hayvanlar ile insanlar arasındaki ilişkiyi
belirleyen etkenlere dikkat çekmiş ve bu ilişkinin nasıl ve hangi temelde kurulması gerektiğiyle
ilgili oldukça keskin öneriler getirmiştir. Bu durumda hayvanlar, yararlı ve zararlı
şeklinde iki kategoride değerlendirilmiş ve bu tasnife göre insanların hayvanlara karşı tutumuna
sınırlama getirilmiştir. Zerdüştlükteki inanışın düalist bir çerçevede geliştiği göz
önünde bulundurulduğunda kozmik olarak iyi ile kötünün savaşı hayvanların da yararlı
ve zararlı olarak tasnif edilmesine neden olmuştur. Buna istinaden, bu çalışma insanların
hayvanlara karşı geliştirdikleri muamelenin, sadece dini vecibeler/telkinler gereği olmadığını
daha ziyade bu hayvan türlerinin gündelik hayatta insanlara sağladıkları pratik
faydalar üzerinden okunması gerektiğini önermektedir.

Antik Mısır Toplumunda Kedinin Kutsallığı

Hülya Kaya Hasdemir

 Tüm dünyada evcil hayvan olarak en yaygın şekilde beslenen kedilerin, insan hayatına
tarımsal ürünleri sürüngenler ve kemirgenlere karşı korudukları için girdikleri kabul
edilmektedir. Antik Mısır’da da üretimin artarak hububat depolarının dolmasıyla birlikte
fare nüfusunda artış yaşanmıştır. İnsanlar zararlı haşereler ve farelere karşı tarım ürünlerinin
kediler tarafından korunduğunu fark edince, onlara zarar verilmemesi için tanrısallığa
varacak kutsallık yüklemeye başlamışlardır. İlk zamanlarda ekonomik kaygılarla,
korumak için kutsal kabul edilen kediler zamanla Mısır dininde önemli yer edinmiş ve
tanrıça Bastet ile özdeşleştirilmiştir. Bu çalışmada kedilerin eski Mısır toplumunda tanrısallığa
varan kutsallaşma süreçlerini ve Mısır dinindeki önemlerini ele alacağız.

Türkiye’de Antrozooloji Çalışmalarının Gerekliliği

Abu Bakar Siddiq

 Sosyal bilimler, insan olmayan hayvanları uzun zamandan beri faydacı bir yaklaşımla
ele alarak onları insanlık için nesneler olarak görmüştür. Bununla birlikte çağdaş
akademik araştırmalarda insan ve diğer hayvanlar arasındaki ilişkilerin araştırılmasında
hızla artan bir ilgi görülmektedir. Antrozooloji, insan-hayvan etkileşimlerinin çeşitli yönlerini
incelemek için bağımsız bir disiplin olmuştur. Fakat diğer birçok ülkede olduğu
gibi Antrozooloji disiplini Türkiye’de hala bilinmemekte veya yeterince bilinmemektedir.
Kökeni, gelişimi, kapsamları, karmaşıklıkları ve gelecekteki bakış açılarıyla birlikte bu
makale öncelikle Türkiye’deki antrozoolojik araştırmaların gerekliliğini göstermeyi amaçlamaktadır.
Ayrıca etnografik hesaplar, vaka çalışmaları ve bazı önemli sosyal konular
sayesinde insanlar ve diğer hayvanlar arasındaki etkileşimi daha geniş bir perspektifte
yeniden düşünerek ve yeniden değerlendirerek özellikle Türkiye’deki sosyal bilimcilerin
dikkatini çekmeye çalışmaktadır.

Antrozoolojik Bir Alan Araştırması: Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Mardin’in Midyat ve Dargeçit Yöresindeki Pastoral Topluluklar

Süleyman Şanlı

 Antrozooloji temel olarak insanlar ile diğer hayvanlar arasındaki etkileşimin farklı
yönlerine odaklanmaktadır. Diğer birçok disiplin, özellikle antroposentrik bir yaklaşımla
çeşitli hayvan konularına katkıda bulunurken, antrozooloji, daha çok hem insan hem de
hayvan tarafından sorunları incelemeye meyillidir. Bu akademik disiplinin çalışma alanları,
nispeten Türkiye’de yeni gelişmeye başlamıştır. Bu nedenle Türkiye’de akademik
olarak araştırmaya değer çok sayıda antrozoolojik sorun ve konu olduğu tahmin edilmektedir.
Öte yandan, insan ve evcil hayvanlar arasındaki etkileşime dair birçok konu
incelenmiş, pastoralizm ve pastoral kültür farklı akademik yaklaşımlarca ele alınmıştır.
Bununla birlikte, özellikle insanlar ve hayvanlar özellikle de evcilleştirilen hayvanlar arasındaki
ilişkilerin ve etkileşimlerin dünya çapında hala göz ardı edildiği görülmektedir.
Ulusal ve küresel ölçekte akademideki bu durum göz önüne alındığında, bu çalışma,
Güneydoğu Anadolu’da pastoral açıdan zengin Midyat ve Dargeçit yörelerindeki evcil
hayvanlar/çiftlik hayvanları ile pastoral topluluklar arasındaki etkileşimi ele almaktadır.
Karma araştırma yöntemi yaklaşımı kullanılarak, bu çalışma ilk önce Midyat-Dargeçit
bölgesindeki kırsal geçim koşullarında varlıklarını sürdüren pastoral toplulukların mevcut
durumunu incelemektedir. Ardından etnografik veriler ve vaka çalışması analizi yardımıyla,
çalışma, köklü duygusal bağların yanı sıra pastoral insanlar ile evcilleştirilen diğer
insan dışı birey olan hayvanlar arasındaki birbirine olan bağımlılık ve etkileşimi ele
almaya çalışmaktadır.
HAYAT SAHNESİ

Şahmeran

Ökkaş Arı

 Şahmeran; başı insan, gövdesi yılan biçiminde olduğuna inanılan efsanevi
yaratık. Halk arasında “Şahmeran” ya da “Şahmaran” olarak bilinen insan
başlı, yılan gövdeli bu mitolojik yaratığın adı, Farsça’dan “yılanların şahı” anlamına
gelen “Şah-ı mârân” dan gelir.1 Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan
Anadolu çok zengin bir kültüre sahiptir. Halk arasında Şahmeran efsanelerinin
değişik anlatımları mevcuttur. Başka bir ifadeyle Anadolu’nun değişik şehirlerinde
farklı Şahmeran efsaneleri mevcuttur. Tüm efsanelerin sonunda Şahmeran
ölür. Şahmeran’ın öldürülmesinin ana sebebi insanın şifa bulması ve güce kavuşma
isteğidir. Ayrıca insanların sözünde durmaması ve çıkar için Şahmeran’ın
yerini söyleyerek ona ihanet etmesidir. Anadolu’da Şahmeran’ın insanlara şans,
bolluk, bereket, mutluluk getirdiğine ve nazarlardan, kötülüklerden, kazalardan,
belalardan, yılanlardan koruduğuna inanılır.

Hayvanat Bahçeleri, Akvaryumlar, Sirkler: Gösteri Hayvanları Üzerine Fragmanlar

Murat Küçük

 Neden hayvanlar üzerine düşünmeyiz ya da hayvanlar için düşünmekten
kaçınırız? Sosyal bilimler içerisinde düşünme girişimlerinde, insanlarla birlikte
dünyayı paylaşan diğer canlıları dışarı bırakma eğilimine neden bu kadar müptelayız?
İnsanları, bu dünyada yalnız yaşayan canlılar olarak kurgulamak değil
mi bu yalıtılmışlık? Hayvanlar, insanların neresinde? Bu hem mekânsal bir
soru, hem de hukuksal, etik bir soru. İnsan ve insan olmayan hayvanlar, farklı
referanslar ve kaynaklar üzerinden bir statü ya da değer edinmiş durumdalar.
Bu değer atfı, neredeyse mutlaklaşmış durumdadır. Halbuki tarihsel olarak bu
değerin karşılığı ve ilişkinin biçimi farklılaşagelmiştir. Bu farklılaşmanın hangi
yönde ve nasıl olduğu, meselenin toplumsal/tarihsel/mekânsal olduğunu görebilmek
için elzem görünmektedir. Hayvanlarla kurduğumuz ilişkiyi “doğanın
kanunu” olarak gerekçelendirmeyi oldukça aşan bir alışkanlıklar silsilesi ve kültürel
olarak farklılıklar etrafında düşündüğümüzde, hayvanlarla başka türlü de
ilişkiler kurabileceğimizi düşünmek olanaklı hale gelir.

Mişa

Necdet Subaşı

 Mişa bizim kedinin adıdır. Anlamı üzerine epey kafa yordum. Kâmus-i
Osmânî’de bile geçiyor. “Kumsuz yer” demekmiş. İnternet sözlüklerinde ise
yaygın olarak kullanılan anlamı, “sonsuzluğa çiçek açmak”. Kedimiz İngiliz kırması,
ama adının Rusçada sıkça kullanıldığına dair duyumlarım da var.
Artık neredeyse 5 yılı buldu bize geleli, bizim olalı. Misafirlikten çıkalı çok
oldu. İntibakta zorlanan ben bile ona artık kol kanat gerdiğime göre o da ev sahibi
sayılır.
Hikâyesi uzun. Bize gelişi, hatta getirilişi ayrı bir bahistir ve sabahlara kadar
sürebilecek bir geyikle ancak anlatılabilir. Mesela memleket meseleleri üzerinde
konuşup kazayla bir batağa düşmemek için mevzuyu bir şekilde Mişa’ya getirip
son derece keyifli muhabbetler yapabilirsiniz. Hem böylece ne misafir anlayacaktır
zamanın nasıl geçtiğini hem de etraflarında dört dönen hane halkı.

Kurtun Gölgesi Dünyaya Düştüğünde

Betül Ok

 Sosyoloji insanların yapıp etmelerini konu edindiği gibi, topluluk oluşturan
her canlı türüne dikkat kesilir. Sosyolojik bilgi; benzetmelerden, önermelerden
ve akıl yürütmelerden oluşur. Bir şeyi başka bir şeye benzetme, bir şeyi başka bir
şeyden ayırma insana yorum yapabilme ve açıklama yeteneği sağlar. İnsanlar ilk
günden beri hayvanlar ile birlikte yaşamışlardır. Bu yaşayış kendine özgü temsiliyetler
geliştirmiştir. Her hayat tarzının biçimlenişi farklıdır. Köyde; inek, eşek,
at, tavuk, kaz gibi hayvanlar değerlidir. Hayvan sayısına göre değerlendirilirsiniz.
Çoban olmak, hayvan sahibi olmak bir statü göstergesidir. Şehre yüzünüzü
döndüğünüzde; kuş, kedi, köpek alır yerini. Bu hayvanlar artık evlere girmişlerdir,
“sahiplenilmiş”lerdir. Pet shoplar açılmıştır. İnsanlar yalnızlıklarını yahut
hayvan sevgisini gidermek için bu hayvanları “sahiplenirler”. Hayvanlar eşyalar
gibi “ücret”i olan, değer biçilen ve statü göstergesi olan nesnelere dönüşürler.
Ticareti yapılır ve üzerinden para kazanılır.

Andolsun Harıl Harıl Koşan Atlara…

Turan Güler

 Kimi kaynaklarda Türkler tarafından ehlileştirildiği kabul edilen/iddia edilen
atlar, tarih boyunca doğudan batıya tüm uluslar için önemli bir yol arkadaşı/
dost olmuştur. Öyle bir yol arkadaşlığı ki neredeyse dört bin yıllık bir geçmişi
bulunmakta bu dostluğun. Tekerleğin icadı/bulunması, buharın ve makinaların
kullanılması, barutun icadı gibi tarihin dönüm noktalarından biri de bu arkadaşlığın
başlangıcı olan atın ehlileştirilmesidir denebilir. Atların, bu ehlileşmeden
sonra tarih sahnesinde çok önemli bir misyonu ve işlevi olmuştur. Bu işlevin
başında Türklerin en eski dostlarından biri olmaları gelir. Türkler bu dostları
sayesindedir ki uzak ülkelere sefer düzenlemiş ve uzun yıllar bozkırlara hükmetmişler.
Orta Asya’da yapılan arkeolojik kazılar sırasında Türklerin hayatında
atın önemini gösteren birçok motifle karşılaşılmıştır. Örneğin Türklerin mezarlarında
at iskeletleri bulunmuştur. Bu durum, ata verilen önemin gösterilmesi
açısından oldukça önemlidir.

Fareler ve İnsanlara Dair Zihinsel bir Füg: Sıçan Avcısından Sıçan Koruyucuna Transformasyon

Hasan Serdar Gergerlioğlu

 Fareler ve insanların sosyolojik ilişkilerine dair neden kafamız bu kadar karışık?
İnsan zihni aniden karşılaştığı bir sorun karşısında önceden yaşadıkları ve
kendisine kişisel ve/veya toplumsal kalıtım olarak aktarılan bilgileri değerlendirerek
bir karara ulaşmaya çalışır. İşte o zaman bize aktarılan kodlarda ya da
anahtar sözcüklerde neler var sorusunu sorabiliriz. Kültürel kodlarımızın bize
verdiği bilgiyle “fareler” sözcüğünü neredeyse tüm kemirgenler için kullanırız.
İster kobay, ister hamster, isterse de sıçan (rat) olsun, fare benzeri tüm yaratıklar
bu kültürel koda göre ayrım belirtmeksizin, yalnızca “fareler”dir. Bu hayvanlar
insanlık tarihinde neredeyse tüm toplumlarda, tahıllara dadanan hırsızlık temsilcileridir.
Yaşadıkları ortamlardan dolayı, kötü şartları ve bizim için hijyenikten
uzak olma durumunu dolayısıyla da hastalıkların taşıyıcılığını temsil ederler.
Diğer yandan son yüzyıllarda insan olarak türümüzün hayatta kalmasını ve yaşamının
uzamasını sağlamak üzere yapılan hayvan kaynaklı çalışmaların çoğu
fareler üzerine yapılmaktadır. Yapısı insan yapısına benzeyen bu varlıklar, bir
zamanlar bazı toplumların büyük çoğunluğunun iltica etmesine – buna dünyadan
iltica etmek de dahil- sebep olmuşken şimdi ise kendi üzerlerinde bu benzerliğin
kullanılmasına dayalı bilimsel çalışmalardan ötürü insan türünün uzun yıllar
dünyada kalmasının nedeni olma noktasında bir sembol haline dönüşmeye
başlamıştır.
KİTAPLIK

Açıklık: İnsan ve Hayvan

Esma Kaya Karadağ

 Meryem Mine Çilingiroğlu’nun Türkçeye çevirmiş olduğu Açıklık: İnsan ve
Hayvan adlı çalışmada Giorgio Agamben 1929-1930 yılları arasında Heidegger’in
çalışmalarından da esinlenerek insan ve hayvanı hem birbirinden ayırıp hem de
birbirine yakınlaştırarak insani dünya ile hayvani dünyanın yoksunluğu üzerine
var olan kritik eşiği sorgulamaya çalışmıştır. Bunu yaparken o dönemde yapılan
mikro çalışmalardan da örnekler verilmiştir. Çalışmada İnsan bedeninin
kartal,öküz, horoz gibi hayvan başları ile birleştirilerek çeşitli sanat eserlerinin
ortaya konulması insanın giderek hayvanlaştırılmaya çalışıldığının bir göstergesidir.
Yine karşıt bir görüş olarak hayvanın insan gibi konuşma becerisine sahip
olmaması yani insanı hayvandan ayıran en önemli şey olan dilini kullanamaması
insanı hayvandan ayıran en önemli özellik olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Hayvan Davranışı

Büşra Çelik

 Michael D. Breed ve Janice Moore’ın kaleme aldıkları Hayvan Davranışı adlı
eserlerinde hayvanların davranışlarının doğadaki işleyişlerini konu edinmişlerdir.
Nusret Ayyıldız’ın çeviri editörlüğünü yaptığı kitabı genel olarak incelediğimizde,
laboratuvar ortamında edinilen deneysel verilerin açıklamalarından
ziyade doğadaki yaşamdan somut örnekler vererek ve görsellerle desteklenerek
hayvan davranışına sosyo-psikolojik ve antropolojik bir yaklaşımla elde ettikleri
hipotezleri sunduklarını görebilmekteyiz. Yazarların kitabın önsözünde belirttikleri
gibi Nikolaas Tinbergen tarafından geliştirilen – nedensellik, hayatta
kalma değeri, gelişim ve evrim başlıklarıyla, her bir bölümü açıklamaya çalışmışlardır.
Kitapta, yazarlar kişileri deneysel kanıt hakkında düşünmeye teşvik ettiğini
belirtmişlerdir, bu durum kitabı

Hayvan Kuramı: Eleştirel Bir Giriş

Onur Keskin

 Dünyaya yabancı ve dünyada yabancı olmaktan kaçınmanın yolu yeryüzünde
yalnız olmadığımızı, tüm ekosistemin içinde insan olmayanlarla da birlikte
bulunduğumuzu anlamaktan geçer. Öyle ki, Antik Yunandan post-modern
döneme kadar çeşitli düşünürler ve filozoflar hayvanlar üzerine düşünmüş, kuramlar
ve yöntemler geliştirmiş, bazen insandan üstün bazen de insanın sömürdüğü
bir canlı olarak ele almış ancak onları düşünsel dünyamıza dahil etmekten
vazgeçmemişlerdir. İnsanlar bu düşünsel yapıyı inşa ederken, bu sistem de insan
yaşamını üretmiş, şekillendirmiştir aslında. İnsan ve insan olmayan arasındaki
bu bağlantı hem birbirine bağlı hem de bağımsız bir ilişkiyi oluşturmuştur.

Hayvan Mitosları

Halime Güven

 İnsan hayatında anlamsızlığa yer yoktur. Yaşanan her durumu, insanlar,
kendi bilgileri çerçevesinde, bir neden sonuç ilişkisi içinde açıklamak ister. Bu
anlamlandırma çabası yüzyıllarca sürmüştür. Yüzyıllar öncesinden devam eden
bu çabayı, günümüze taşıyan en önemli unsur mitoslardır.
Mitos, halk arasında anlatılan efsanelerin, sözlerin, öykü ve masalların genel
adıdır. Mitler daha çok tanrıları, kahramanlık öykülerini, doğaüstü olay ve varlıkları
konu edinir. Mitler, varlıkların var oluşları üzerine yoğunlaşırlar. Bunun
sebebi, insanların kısıtlı bilgilerle doğa olaylarını anlama çabasıdır.

Hayvan Olmak: Bir İnsanın Hayvana Dönüşünün İzini Sürmek

Numan Yıldız

 Charles Foster, Cambridge Üniversitesinde hukuk ve veterinerlik eğitimi
almıştır. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra, çalışmalarına Oxford
Üniversitesinde sağlık hukuku ve etik alanında devam eden Foster son yıllarda
bilhassa kimlik problemi üzerine çalışmalar yürütmektedir. Foster’ın değerlendirmeye
tabi tuttuğumuz kitabı Hayvan Olmak başlığını taşımaktadır. Eser beş
bölümden oluşmaktadır. Her bölümde yazar farklı bir hayvan gibi dünyayı algılamayı
deneyimlemeye çalışmıştır. 2016 yılında Kolektif Kitap yayınlarından
Türkçeye çevrilen eserin yalın ve sade bir dili vardır. Metin hikâyeci bir anlatım
dili ile ele alınmıştır.

Hayvan Özgürleşmesi

Esra Sekiz

 18. yüzyılda Aydınlanma düşüncesi ile ortaya çıkan rasyonalite, hümanizm,
eşitlik ve özgürlük gibi kavramların toplumun bütününe hızla yayılması kadim
gelenekle keskin bir kopuş sağlayarak toplumsal ve kamusal düzenin yapısında
köklü değişmelere yol açmıştır. Aydınlanmanın siyasi karşılığı olan Fransız
Devrimi ise toplumsal değişim sürecini hızlandırmıştır. Aydınlanma ürünü olan
rasyonel değerler devrimin topluma vadettiği haklardır. Ancak devrim sonrası
toplumsal düzene bakıldığında rasyonel aklın ürünü olan hakların toplumun
sadece belirli bir kısmını kapsadığı yani sadece beyaz erkekler ile sınırlı kaldığı
gerçeği ile yüzleşilmiştir. Ten rengi dolayısıyla siyahlar ve cinsiyeti dolayısıyla
beyaz kadın bu hakların kapsamı dışında tutulmuştur.

Hayvanların Tarihi

Abdurrahman Şensöz

 Rusya Bilimler Akademisi Felsefe Bilimleri Bölümü’nde akademisyen olan
Oxana Timofeeva’nın, felsefe hayvan hakkında ne söyler? sorusuna cevap arayan
“Hayvanların Tarihi” adlı eseri 2010-2011 yıllarında Maastricht’teki Jan van Eyck
Akademisi’nde gerçekleştirdiği araştırmaların sonucu olarak kaleme almıştır.
Eser; önsöz, Slavoj Zizek’in takdim yazısı, sekiz bölüm ve notlardan
oluşmaktadır.

Mitolojiden Sanata Hayvan İmgesi

Musa Günerigök

 Sanatın ve mitolojinin kesiştiği noktalar vardır; işlevsel kesişmelerin yanı
sıra içerik bakımından da kesiştiği, birbirini beslediği ve birbirlerine biçimler ve
temalar armağan ettiği özel kesişme alanları da vardır. Bilhassa psikanalizden
sonra, hem sanatı hem mitosları benzer metotlarla yorumlama iddiasında olan
düşünceler doğmuştur. Sözgelimi G. Jung, mitosları güncel insanın bir sorunu
biçiminde yeniden kurgulamış, ilk modeller üzerinden evrensel örüntüler yakalamaya
çalışmış ve rüya ile mitsel düşünüş arasında yakınlıklar kurmuştur.
Bu çalışmaların tümüne, biraz iddialı bir biçimde, şu eleştiri getirilebilir: mitsel
kavrayışın olanaksız olduğu bir zaman diliminde mitler ve mitsel duyuş, tarihsel
anlamından olabildiğince kopmuş, güncel kavrayışlara gömülü ve geriye doğru
okumalarla yeniden sistemleştirilmiştir. Bunun yanında, mitosları, insanlığın çocukluk
evresindeki masallar şeklinde yorumlayarak mitlerin içerdiği soruları ve
sorunları çocuksulaştırarak saf dışı bırakan ilerlemeci yorumlar da vardır.

Tarihöncesi Toplumlarda İnsan-Hayvan İlişkisi ve Orta Anadolu Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem Faunası

Tuğba Batmaz

 Tabiat canlı ve cansız birçok varlıkla donatılmış çok geniş bir sahnedir. Nefes
alan ve almayan her varlık bu sahnede sergiledikleri rollerle tabiata canlılık kazandırır.
Tabiat olaylarından beşeri hareketliliklere kadar bu etkileşim sürecindeki
tüm etkinlikler insan-hayvan-çevre arasındaki ilişkinin dinamikliğini gösterir.
Tabiattaki tüm varlıklar birbiri ile ayrılmaz bir ilişki içerisindedir. Gökyüzü
toprağa, toprak gökyüzüne tabidir. İnsan hayvana, hayvan insana tabidir.

Zoopolis: Hayvan Haklarının Siyasal Kuramı

İlhami Aydın

 Dünyada hemen hemen bütün canlılar güçlü-güçsüz, yöneten-yönetilen,
varlıklı-muhtaç, engelli-sağlam vb. kategorilere bölünmüşlerdir. Bu kategorileştirme,
esasında önce insan türü ile diğer canlılar arasında yapılmıştır. İnsanın
sahip oldukları ile diğerlerinin sahip olamadıkları gibi bir mukayese söz konusudur.
İnsan-merkezci bu biçimlendirme, faal bireye verili akıl, düşünme, hükmetme,
hissetme, arzulama gibi hasletlerle anlam bulmuştur. Canlılar hiyerarşisi
içinde, dolayısıyla, en üst katman insana verilirken sonrasında hayvan türü ve
bitkiler gelmektedir.
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları