TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
17. SAYI
18. SAYI
19. SAYI
20. SAYI
21. SAYI
22. SAYI
 
 
22. SAYI // ARAŞTIRMA PRATİĞİ

DİVAN KALEMİ

Toplumsal GerçekliÄŸi Anlamada Konum Almak: AraÅŸtırma PratiÄŸi 
Bir çalışma alanın bilim dalı olmasının iki koÅŸulu vardır. Bunlardan ilki araÅŸtırma nesnesinin belirlenmesi ve bu nesnenin diÄŸer bilimlerin nesnesinden farklılık arz etmesi, diÄŸeri ise müstakil bir metodoloji anlayışının geliÅŸmesidir. Bilimin bu iki öncülü, ontolojik, epistemolojik ve metodolojik düzlemler üzerine kurulur. Bu düzlemleri ortaya koyabilmiÅŸ, araÅŸtırma nesnesi ile metodolojik sınırlarını üretebilmiÅŸ alanlar, bilim olma hüviyetini kazanırlar. Bu hüviyet dönemsel tartışmalar ile yeni formlara kavuÅŸsa dahi bilim olma karakterini muhafaza eder. Sosyoloji özelinde ifade edecek olursak; toplumsalın oluÅŸumunun ve iÅŸleyiÅŸinin araÅŸtırma nesnesi olarak kabul edilmesi ile toplumsal gerçekliÄŸi anlamaya ve açıklamaya dair metodolojik ilkeler, sosyolojiyi bir bilim dalı olarak zikretmeye imkân verir. Elbette her bilim dalında olduÄŸu gibi araÅŸtırma nesnesinin, metodolojik ilkelerin ve bu ikisi arasındaki iliÅŸkinin konumlanması sosyolojide de bir dizi tartışmayı beraberinde getirir. Sosyolojiyi bir uÄŸraÅŸtan, bilim dalına taşıdığımız andan itibaren söz konusu tartışmalar, sosyolojiyi sosyal bilimlerin diÄŸer alanlarından teorik ve metodolojik olarak ayırır. Dolayısıyla müstakil bir bilim dalı olarak sosyolojinin varlığını, sınırlarını, muhtevasını ve usulünü belirler
 
Sosyolojiyi siyasal alandan bağımsız bir bilme biçimi olarak düÅŸündüÄŸümüzde; yukarıda ifade ettiÄŸimiz tüm tartışma alanları, toplumsal gerçekliÄŸi anlama ve açıklama arayışı olarak nitelendirilebilir. Fakat bu oldukça naif bir kurgudur. Sosyolojinin ortaya çıktığı iklimi düÅŸündüÄŸümüzde ve bu iklimin yeni bir siyaset anlayışının (ulus devletlerin) belirmesine gebe olduÄŸunu hesaba kattığımızda, tüm tartışmaların bir bagajı olduÄŸunu fark ederiz. Nitekim sosyolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkışını siyasal olandan bağımsız olarak düÅŸünmek mümkün deÄŸildir. Hatta sosyoloji alanı içinde üretilen teorik ve metodolojik yaklaşımların dönemin siyasal ruhuna uygunluÄŸu ölçüsünde makbul kabul olduÄŸunu dahi iddia edebiliriz. Aksi takdirde Endüstri Devriminin ÅŸekillendirdiÄŸi bir toplumda Saint Simon’un, bilimciliÄŸin bir inanca dönüÅŸtüÄŸü dönemde A. Comte’un, toplumsal düzen ihtiyacının ortaya çıktığı siyasal düzlemde E. Durkheim’ın kendi çaÄŸdaÅŸlarına tercih edilmesini tesadüflerle açıklamamız gerekir. Esasında düÅŸünce tarihine yaygınlaÅŸtırabileceÄŸimiz bu durumu sosyoloji özelinde paranteze almanın saf bir bilimcilikle eÅŸ deÄŸer olduÄŸunu belirtmek gerekir. Hal böyle olunca, sosyolojinin kendi geliÅŸim sürecini teorik ve metodolojik ilgilerin dönüÅŸümünün yanı sıra siyasal olanın baskın konumunu hesaba katarak açıklamak gerekir.

Cumhuriyet’in Osmanlıdan siyasal, kültürel ve toplumsal anlamda kopuÅŸ iddiası ile ÅŸekillendiÄŸini düÅŸündüÄŸümüzde, sosyolojinin siyasal olan ile iliÅŸkisini Avrupa’daki durumdan çok daha farklı bir mercekle deÄŸerlendirmek gerekir. Çünkü yeni olma iddiası taşıyan devletin ve siyasetin, sosyoloji gibi toplumsalı araÅŸtırma nesnesi haline dönüÅŸtürmüÅŸ bir bilimi kendi lehine kullanmaması düÅŸünülemez. Nitekim Cumhuriyet’in ilk yıllarında önemsenen ve yaygınlaÅŸan teorik ve metodolojik eÄŸilimler bu araçsal misyona uygundur. Bu baÄŸlamda birçok teorik ve metodolojik yaklaşımın içinden pozitivizmin tercih edilmesi dönemin ruhuna uygun siyasal bir tercih olarak düÅŸünülebilir. Türkiye’de Amerikan sosyoloji anlayışının yerleÅŸmesi, yorumsamacı tartışmaların yükselmesi, yerli sosyoloji arayışı gibi sosyolojinin kendi iç meselesi gibi görünen dönüÅŸüm noktalarını, dönemlerinin siyasal ilgileri ile okuduÄŸumuzda, bu durumun Türkiye sosyolojisi açısından bir teamül haline geldiÄŸini belirtebiliriz. 

Åžu hâlde Türkiye’deki hâkim teorik ilgileri ve metodolojik yönelimleri siyasal ile olan irtibatlarıyla birlikte okumak gerektiÄŸini ifade edebiliriz. Sosyoloji toplumsal gerçekliÄŸin nasıl anlaşılabileceÄŸinden ziyade dönemin siyasal ruhuna ve tartışmalarına bağımlı olarak ÅŸekillenmiÅŸtir. Hal böyle olunca teorik ve metodolojik ilgiler arasındaki gerilimler, bilme faaliyetlerinden ziyade, siyasal hesaplaÅŸma faaliyetleri olarak ÅŸekillenmiÅŸtir. Nicel araÅŸtırma mantığının egemenliÄŸini, nitel araÅŸtırmanın bütünüyle nicel araÅŸtırmaların karşıtlığında konumlanmasını, sayısal olarak ifade edemeyeceÄŸimiz her yöntemsel aracı nitel olarak belirtme eÄŸilimimizi, nicel veri olmadan sosyoloji yapılamayacağını, sayılarla sosyoloji yapmanın yüzeysel olduÄŸunu vd. birçok metodolojik iddiaları siyasal konumlarla birlikte okumak gerekir.

Siyaset ile sosyolojinin iliÅŸki düzlemleri elbette vardır ve bu düzlemlerin etkileÅŸim halinde birbirini belirlemesi oldukça tabidir. Fakat sosyoloji adı altında belirli bir siyasal pozisyonun savunusu, Türkiye tarihi açısından oldukça yaygın ve görünür hale gelmiÅŸtir. Bugün bir etkileÅŸimden ziyade tahakküm iliÅŸkisi sosyolojinin habitusu haline gelmiÅŸtir. Tasfiyeler, reddiyeler, tekfirler bu durumun somut örnekleridir. Hal böyle olunca Türkiye’de müstakil bir teori-metodoloji konumlanması söz konusu olamamaktadır.

Temellerini kısa da olsa anlatmaya çalıştığımız durum, cari sosyolojide önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. DonmuÅŸ, ancak ekseriyetin çözümüne iliÅŸkin bir ÅŸey üretmede pek gönüllü olmadığı ihtilafların ortaya koyduÄŸu en önemli sonuçlardan birisi ise, yine donuk ve tortulaÅŸmış perspektif ve tekniklerle akışkan bir sosyal dünyayı anlayabileceÄŸimiz zehabına kapılmış olmaktır. Her gün yaÅŸadığımız gerçeklik bize bunun tersini söylerken, ısrarla geçmiÅŸ bagajların yükünü de içinde taşıyan alet çantaları aracılığıyla toplumla yüzleÅŸmeye çalışmak bir kayıtsızlıktan öte -yukarıda vurgulandığı üzere- derin temelleri olan bir sorun olsa gerek. Çok deÄŸil, geçtiÄŸimiz birkaç yıl içinde içinden geçtiÄŸimiz salgın, yangın, deprem, ekonomik kriz gibi olaylar hayatın ele avuca sığmazlığını, hesaba kitaba gelmezliÄŸini bizlere yeniden hatırlattı ve hatırlatmaya devam edecek olaylarla daha da karşılaÅŸacağız gibi görünüyor. Üstelik bu sosyologlar için bilinmez bir ÅŸey de deÄŸil. Zira sosyolojinin alfabesi deÄŸiÅŸimle baÅŸlar. Fakat her fırsatta deÄŸiÅŸimin kaçınılmazlığını, hayatın karmaÅŸası ve dinamikliÄŸini vurgulayıp bütün bunları sürekli aynı perspektifle ele almayı ummak da en hafif tabirle biraz naiflik gibi duruyor. Türkiye’de sosyoloji araÅŸtırmalarının önemli sorunlarından birisi bu bizce: Hayat oldukça dinamik ve deÄŸiÅŸken iken araÅŸtırmacıların dönüp dolaşıp sahada nitel veya nicel yöntemleri “tercih etmesi”; en ilgi çekici, en güncel ve en karmaşık gibi görünen konuların son kertede anketlere ve derinlemesine görüÅŸme formlarına varıp dayanması. Elbette elimizde bulunan önemli çalışmalar, referans olarak gördüÄŸümüz baÅŸucu kaynaklarımızın önemli bir kısmı bunlara dayanıyor ve katkıları inkâr edilemez. Ancak zamanın ruhu bizi baÅŸka bir yere doÄŸru sürüklüyor ve elimizde araÅŸtırma pratiÄŸine dönük yeni alet çantaları olmak zorunda. Bir baÅŸka deyiÅŸle, dondurulmuÅŸ ve tozlu raflara kaldırılmış ihtilafları bagajımızda taşımak yerine onları aÅŸmaya çalışmak daha makul bir çaba gibi duruyor.

Hayatın her alanında olduÄŸu gibi sosyolojide de yöntem önemlidir, muhatap olduÄŸu içeriÄŸin önemini ve etkisini belirleyecek kadar önemlidir. MeÅŸhur tabirle “usul esasa mukaddemdir.” Ancak bu, yöntemin her ÅŸeyi önceleyen deÄŸiÅŸmez sınırlarının olduÄŸu anlamına gelmemelidir. Disiplinlerin içerikleri, konuları ve temalarında olduÄŸu kadar iÅŸ tutma biçimleri ve pratiklerinde de deÄŸiÅŸim ya da yenilikler karşısında giriÅŸken bir tavır almak gerekiyor. Bu doÄŸrultuda Sosyoloji Divanı 22. sayısında “araÅŸtırma pratiÄŸi”ni ele alıyor ve araÅŸtırmacıları pratikleri üzerine düÅŸünmeye davet ediyor. Sayıda araÅŸtırma pratiÄŸine dönük üç eÄŸilimin öne çıktığı söylenebilir. Birincisi; mevcuda yönelik yapıcı eleÅŸtiriler, ikincisi; yeniye dönük arayışlar, üçüncüsü ise “eski” ya da göz ardı edilmiÅŸlere dönük keÅŸifler.

Divan’ın bu sayısında dosyada on dört makale bulunuyor. Ä°lk üç makale sosyolojinin farklı disiplinlerden öÄŸrenebileceklerini vurguluyor. Zira disiplinlerin birbirlerinden öÄŸrenebileceÄŸi çok ÅŸey var; daha da önemlisi buna ihtiyaçları var. Miki Suzuki Him, sosyolojide nitel araÅŸtırmanın, antropolojinin düÅŸünümsel titizliÄŸinden öÄŸrenebilecekleri üzerinde durarak araÅŸtırma pratiÄŸinde salt amprizmden ve kuru entelektüalizmden kaçınmanın yollarını tartışıyor. Gökhan Arslantürk, bir yandan psikolojinin Türkiye serencamında düçar olduÄŸu “anaakımlaÅŸma” temayülünün zengin bir betimlemesini ve eleÅŸtirisini sunarken diÄŸer taraftan sosyoloji ve diÄŸer sosyal bilimlerin buradan öÄŸrenebilecekleri noktalara dikkat çekiyor. Muhammed Hüküm, bugüne kadar sosyolojiye daha çok bir malzeme saÄŸlayıcısı olarak ele alınan edebiyatı sosyolojiye bir usul, tarz ve üslup saÄŸlayıcısı olarak yeniden ele alıyor. 
 
Sonraki beÅŸ makale, bugüne kadar bilindiÄŸi halde göz ardı edilen ya da anaakım metodolojik seyir içinde silikleÅŸen araÅŸtırma pratiklerine odaklanıyor. Ä°lk iki makale sosyoloji için bir “desen” ya da “teknik” olarak anılmaktan ötesini çoktan hak etmiÅŸ olan anlatıyı sosyolojik araÅŸtırma pratiÄŸinin çeperinden merkezine doÄŸru çekme hedefine matuf. Ebru Özlem Yılmaz bunu “anlatı merkezli söylem analizi” yaklaşımını odağına alarak gerçekleÅŸtiriyor. Yılmaz, sosyolojinin görece kıyısına terkedilen bu iki analizin birlikteliÄŸinin ortaya koyabileceÄŸi avantajları gözler önüne seriyor. Bahar DerviÅŸcemaloÄŸlu ise sosyoloji için anlatının bir görüÅŸme biçimine dönüÅŸtürülmesinin yollarını ve avantajlarını dile getiriyor. Nesrin Yarar Aksoy’un Meta-Etnografisi, araÅŸtırma pratiÄŸi açısından deyim yerindeyse bir ÅŸölen niteliÄŸinde. Yazar bir yandan kendi çalışmasının sergilediÄŸi titizlik ve yöntemsel çeÅŸitlilikle iyi bir örnek teÅŸkil ediyor bir yandan da dijital etnografinin sosyoloji için önemini yetkin biçimde gözler önüne seriyor. Bu serinin son iki makalesi sosyoloji-tarih iliÅŸkisini merkeze alıyor. Ä°lyas Sucu, Türkiye’de sosyolojik araÅŸtırma pratiÄŸinde adı bilinen fakat kendisi ortalıkta pek görünmeyen bir inceleme aracını, “kavramlar tarihini” gün yüzüne çıkarıyor. Sucu’nun çalışması, kavramların izinde sosyal tarih incelemeleri yapmak için iyi bir baÅŸlangıç noktası olarak kabul edilebilir. M. OÄŸuzhan Güner ise, tarih izleÄŸini, Norbert Elias örneÄŸinde ve tarihsel sosyoloji çalışmaları baÄŸlamında sürdürüyor. Güner, bir yandan tarihsel sosyolojinin geliÅŸimi ve inceliklerini sunarken diÄŸer yandan da Türkiye’de hak ettiÄŸi önemi ÅŸimdilik görememiÅŸ bir sosyolog olan Norbert Elias’ın temel eserlerinden hareketle bir güzergâh taslağı sunuyor.

Sonraki iki makale iliÅŸkisel sosyoloji üzerine. Son dönemde Türkiye’de sosyolojinin gündemini sıklıkla meÅŸgul eden iliÅŸkisel sosyoloji Sedat Karal’ın metninde Bruno Latour’ün süzgecinden geçerek yansıyor. Karal, Türkçeye daha yeni yeni çevrilmeye baÅŸlayan Bruno Latour’ün, cari araÅŸtırma pratiÄŸini derinden etkileyebilecek savlarını “ortaklıklar” kavramı merkezinde ele alıyor. Latour’ün makale baÄŸlamındaki fikirleri Türkiye için görece yeni sayılabilecekse de bundan sonraki süreçte takip edilmeyi ve dikkate alınmayı fazlasıyla hak ediyor. Sedat Demir ise iliÅŸkisel sosyolojiyi, bir araÅŸtırma pratiÄŸi ÅŸeklinde sunarak deÄŸil ama onu bir paradigma olarak ele alıp alamayacağımızı deÄŸerlendirerek gündemine alıyor ve sosyolojik araÅŸtırma pratiÄŸinde yer edinmeye baÅŸlayan iliÅŸkisel çalışmalar için uyarılarda bulunuyor.

Dosyadaki son dört çalışma sahanın sesini dile getirmeye yönelik. Dört çalışma da sahanın sesini dinlemenin araÅŸtırma pratiÄŸine eleÅŸtirel ve keÅŸfedici bir bakışın sunabileceÄŸi katkıları gösterir niteliktedir. A. Burak ÇaÄŸlar, Derda Küçükalp, Ä°. OÄŸulcan Erayman ve Günhan Gayirhan’ın ortak çalışmaları, yukarıdaki iki çalışmada da bahsedilen anlatı analizinin göç çalışmalarında nasıl iÅŸlediÄŸini bir proje çalışmasından hareketle deÄŸerlendiriyor. Makale, göç çalışmalarında anlatı araÅŸtırmasına baÅŸvurmanın çeÅŸitli avantajlarını ön plana çıkarıyor. Nuh Akçakaya, zihniyetin toplumsal araÅŸtırmalar aracılığıyla “ölçülebilir” bir ÅŸey olup olmadığını sorguluyor. Sosyologların müstakil bir konu olarak “zihniyet” üzerine pek gitmediÄŸi bir dönemde, onu somutlaÅŸtırmaya yönelik bir çaba elbette dikkat çekici ve ilgiye deÄŸerdir. Hüseyin Özil, fenomenolojik bir perspektiften sakatlık üzerine yaptığı çalışmadan hareketle, fenomenolojinin sosyolojide kullanılabilirliÄŸinin bir tartışmasını sunuyor. Fenomenoloji, neredeyse bütün nitel araÅŸtırmaların temelinde olduÄŸu iddia edilen bir yaklaşım olarak genelde çalışmalarda adı anılıp geçilen bir desen olarak karşımıza çıkar. Ancak üstünkörü bir inceleme bile Türkiye’de sosyolojik araÅŸtırmalarda fenomenolojik olarak anılan çalışmaların önemli bir kısmının aslında öyle olmadığını görmemize yeter. Bu açıdan Özil’in metninden süzülen sahanın sesini dinlemekte fayda var. Son olarak V. Yasemin Özkorul hapishaneden tahliye olmuÅŸ bir kiÅŸinin hapishane sonrası sürecini irdelediÄŸi çalışmasının hikayesini bize sunuyor. Yazar, çalışmada anlatı analizini kullandığını belirtirken bir yandan refleksif bir tavırla kırılgan grup çalışmalarında katılımcı eylem araÅŸtırmasının daha yararlı sonuçlar ortaya koyabileceÄŸini belirtiyor. 

Bu sayıda dosya konusu baÄŸlamında bir de soruÅŸturma gerçekleÅŸtirdik. SoruÅŸturma dosyasında konuklarımız Belkıs KümbetoÄŸlu ile Bahattin AkÅŸit ve Belma AkÅŸit. Türkiye’de araÅŸtırma pratiÄŸi açısından öne çıkan isimlerle gerçekleÅŸtirdiÄŸimiz bu soruÅŸturmada hocalarımız araÅŸtırmalar için alternatif eÄŸilim ve yönelimlerle ilgili sorularımızı cevapladı.

Kenar kayıtta ilk makale Ali Seyyar ve Mehmet Aysoy’a ait. Yazarlar sosyolojik araÅŸtırmanın velud ismi Howard S. Becker’in etiketleme yaklaşımını sapkınlık sosyolojisi baÄŸlamında inceliyorlar. Ä°kinci Makalede Ledjo Zeneli, Arnavutluk’tan gelen Müslüman öÄŸrencilerin Türkiye’deki dini kültürleÅŸme süreci üzerine yürüttüÄŸü fenomenolojik çalışmasını sunuyor.

Hayat sahnesi bu sayıda dosya konusu etrafında ÅŸekillendi. BeÅŸ farklı metin beÅŸ farklı deneyimi yansıtıyor ve her bir deneyim ayrı bir makalenin konusu olacak kadar dikkat çekici ve öÄŸretici nitelikte. Z. Hakan AÅŸer, Paris’te OECD arÅŸivlerindeki yolculuÄŸunu sunuyor ve bir sosyolog için arÅŸivin önemini bizlere hatırlatıyor. Hakan Bilbay ise bizi felsefi bir yolculuÄŸa çıkararak Yalçın Koç’un düÅŸünce dünyasının ip uçlarını sunuyor. Koç’un düÅŸünceleri araÅŸtırma pratiÄŸinde alternatif yönelimleri kendisine dert edinen herkes için dikkate deÄŸer. Ahmet Özpınar, Karaman’da yürüttüÄŸü görsel sosyoloji merkezli çalışmalardan hareketle sosyologlar için arayışların sınırlarının olamayacağını bir kez daha hatırlatmış oluyor. Azem Sevindik, kahkahanın kültürel tarihini ele aldığı kitabından hareketle kültür tarihi çalışmanın ‘ne’liÄŸine dair bir izahata giriÅŸiyor. Murat Karakoyunlu ise afyon bitkisinden hareketle bir nesnenin sosyal tarihinin nasıl yazılabileceÄŸine dair ayrıntılar paylaşıyor.

Kitaplık bölümü, araÅŸtırma pratiÄŸini kimi doÄŸrudan kimi dolaylı yoldan ilgilendiren güncel kitapları okuyucuyla buluÅŸturuyor.

Bugün teori-metodoloji, nitel-nicel, siyaset-sosyoloji arasındaki mesafe araÅŸtırma pratiÄŸi kavrayışıyla aşılmaya çalışılmaktadır. Fakat Türkiye’de sosyolojinin sorunlarını göz önüne aldığımızda halen kat edilecek çok fazla yol görülmektedir. Her menzile varışın bir adım ile baÅŸladığını düÅŸündüÄŸümüzde Türkiye’de araÅŸtırma pratiÄŸini tartışmaya açmak bir yerlere ulaÅŸmak için yolda olduÄŸumuz anlamına gelmektedir. Hele ki hem Türkiye’de hem de dünyada bir dönemin eÅŸiÄŸinde olduÄŸumuzu düÅŸündüÄŸümüzde bu misyon daha da görünür olmaktadır. Dahası Türkiye’de kendi sorunları ile ilgilenebilecek bir sosyoloji anlayışı üretmek, sosyolojinin temel mesuliyeti olarak karşımızda durmaktadır.

Dosyaya adını veren “araÅŸtırma pratiÄŸi”nin, bitimsiz bir süreç olduÄŸunun farkındayız ve bunun bir süreç olması hasebiyle sayıda eksiklikler olduÄŸunun da farkındayız. Dosyada bulunmayan; ancak sosyolojik araÅŸtırma pratiÄŸine dair okurların aklına gelebilecek birçok eleÅŸtiri, arayış ve keÅŸif mutlaka söz konusudur. Bu, özelde Sosyoloji Divanı, genelde de bütün sosyologlar için tamamlanmamış bir görevdir. Darısı yeni çalışmaların başına. 
 
Selam ile… 

İÇİNDEKİLER

7 Divan Kalemi: Toplumsal GerçekliÄŸi Anlamada Konum Almak: AraÅŸtırma PratiÄŸi 
 
DOSYA 
 
15 Nitel AraÅŸtırmalarda DüÅŸünümsellik: Skolastik Önyargıların Antropolojik Tartışmasından Bir Ders / Miki Suzuki Him 
35 Psikolojide “Bilmenin” Krizlerinden Sosyal Bilimler Ä°çin Bazı Çıkarımlara: Anaakım Psikolojiye Karşı Metodolojik ÇeÅŸitlilik / Gökhan Arslantürk 
55 Sanat ve Bilimin Simbiyotik Ä°liÅŸkisi: Sosyolojik AraÅŸtırma Kaynağı Olarak Edebiyat / Muhammed Hüküm 
69 Anlatı ve Söylem Analizi / Ebru Özlem Yılmaz 
83 Anlatısal GörüÅŸme TekniÄŸinin Sosyolojide Kullanılması Üzerine Genel Bir DeÄŸerlendirme / Bahar DerviÅŸcemaloÄŸlu 
99 Etnografinin Çevrimiçi Sahalardaki Terminolojik ve Teknik DönüÅŸümü: Nitel Ä°çerik Analizi ve Meta-Etnografi Aracılığıyla Literatür Ä°ncelemesi / F. Nesrin Yarar Aksoy 
129 Toplumsal Tarih Ä°ncelemelerinin Bir Aracı Olarak “Kavramlar Tarihi” / Ä°lyas Sucu
147 Tarihsel Sosyolojik Yöntemin Tarihsel GeliÅŸimi ve Bir Örnek Olarak Norbert Elias’ın Sosyoloji Anlayışı / M. OÄŸuzhan Güner 
163 Ä°liÅŸkisel Sosyoloji Ä°çin Ä°liÅŸkisel Yöntem: Bruno Latour’un Sosyoloji Anlayışında “Ortaklıklar” / Sedat Karal 
183 Ä°liÅŸkisel Sosyoloji: Sosyolojide Yeni Bir Paradigma mı? / Sedat Demir 
201 Anlatı AraÅŸtırmasının Göç Çalışmalarında Kullanımı: Bursa-Altıparmak Mahallesi’nde GerçekleÅŸtirilen Saha Çalışması Üzerinden Bir DeÄŸerlendirme / Ahmed Burak ÇaÄŸlar | Ä°brahim OÄŸulcan Erayman | Derda Küçükalp | Günhan Gayirhan 
219 Komplo Ä°nancını Zihniyet Üzerinden Ölçmek / Nuh Akçakaya 
241 Bir Saha Deneyiminden Hareketle Fenomenolojinin Sosyolojik AraÅŸtırmalarda Kullanımı: Deneyimler ve Öneriler / Hüseyin Özil 
261 “Kırılgan Gruplar” AraÅŸtırmalarına Dair Bir Çıkarım: Katılımcı Eylem AraÅŸtırması / Vahide Yasemin Özkorul 
 
SORUÅžTURMA 
283 Sosyal Bilimlerde ve Sosyolojide Kuram ve Yöntem Tartışmaları Üzerine Bazı Gözlemler / Bahattin AkÅŸit | Belma T. AkÅŸit 
291 Kısa Bir DeÄŸini / F. Belkıs KümbetoÄŸlu 
 
KENAR KAYIT 
297 Sapkınlık Sosyolojisi Açısından Howard S. Becker’in Etiketleme Yaklaşımı / Ali Seyyar | Mehmet Aysoy 
321 Arnavut ÖÄŸrencilerin Türkiye’de Dini KültürleÅŸme Deneyimleri: Fenomenolojik Bir Ä°nceleme / Ledjo Zeneli 
 
HAYAT SAHNESÄ° 
351 Sosyal Bilimci Perspektifinden ArÅŸiv Çalışmaları / Zeynel Hakan AÅŸer 
357 Paradigma DeÄŸiÅŸikliÄŸi DeÄŸil Mekân DeÄŸiÅŸikliÄŸi / Hakan Bilbay 
363 Kente Dair Görsel Sosyolojik Bir Saha AraÅŸtırması Üzerine Notlar /Ahmet Özpınar 
371 Kültür Tarihi Çalışmak / Azem Sevindik 
375 Toplumsal Harcın KeÅŸfedilmesi: Sosyal Tarihin Gelgitleri Arasında Bir Nesne / Murat Karakoyunlu 
 
KÄ°TAPLIK 
387 Laboratuvar Hayatı: Bilimsel Olguların Ä°nÅŸası / Ä°brahim Nacak 
395 Bilmenin Yolları: Toplumsal ve Siyasal AraÅŸtırmalarda Rakip Metodolojiler / Murat Demir 
401 Anlatının Gücü: Kitle Kültürü Çağında Hikâyecilik / Feyza Bedir 
407 Köy Kadını, Modernite ve Ä°slam: Bir AntropoloÄŸun Gözünden 1990’ların Türkiye’si / TuÄŸba Küsin 
411 Failin Ontolojisi: Sosyal Bilimlerde Nedensellik ve Yönelimsellik / Muhammed Said Topal 
 
417 Yazım Kuralları 
418 DeÄŸerlendirme Süreci
419 Etik Ä°lkeler 
420 Yayın Politikası 
DOSYA

Nitel Araştırmalarda Düşünümsellik: Skolastik Önyargıların Antropolojik Tartışmasından Bir Ders

Miki Suzuki Him

Özet: Bu makale, taşıdığı bazı kaygılar nedeniyle, nitel araÅŸtırmalarda metodolojik titizlik ve düÅŸünümselliÄŸi tartışmaktadır. Bunlardan ilki, Weber’in bilimsel nesnelliÄŸin deÄŸer iliÅŸkisi olduÄŸuna dair argümanına raÄŸmen, sosyologlar arasında, özellikle de nitel araÅŸtırmalarda, sosyal bilimlerde nesnellik konusunda halen anlaÅŸmazlıklar ve belirsizliklerin sürdüÄŸünün görülmesidir. DiÄŸeri ise, günümüzde, inceledikleri sosyal gerçeklikteki karmaşıklıkları kavramaya çalışan nitel araÅŸtırmacıların, fikir ile realiteyi, yani teori ile veriyi baÄŸlayan metodolojik titizlik konusunda olması gerekenden daha az özenli görünmeleridir. Bu makale, antropolojideki etnografik bilginin öz-eleÅŸtirel tartışmasını ve Bourdieu’nün nesnelcilik ve öznelciliÄŸin ötesine geçme çabalarını gözden geçirerek, düÅŸünümselliÄŸin ve eleÅŸtirel iletiÅŸimin önemini savunmakta ve bunlar olmaksızın bilimsel araÅŸtırmanın kolaylıkla entelektüel idealizme ya da yalıtılmış ampirizme dönüÅŸebileceÄŸini öne sürmektedir.

Psikolojide “Bilmenin” Krizlerinden Sosyal Bilimler İçin Bazı Çıkarımlara: Anaakım Psikolojiye Karşı Metodolojik Çeşitlilik

Gökhan Arslantürk

Özet: Psikoloji bilimi, tarihsel serüveni içinde çeÅŸitli dönüm noktaları deneyimlemiÅŸtir. Ä°lk psikoloji laboratuvarının kurulmasıyla modern bilim olarak anılmaya baÅŸlayan psikoloji, biliÅŸsel devrim olarak adlandırılan dönemden itibaren anaakım bir metodoloji anlayışı benimsemiÅŸtir. Ä°nsanlığın en eski merakından bugün çeÅŸitli alt çalışma alanları ile kurumsal bir disiplin olmasına kadar geçen süre bazı krizleri de içermektedir. Tekrarlama krizi, ontolojinin göz ardı edilmesi, ÅŸüpheli araÅŸtırma uygulamaları ve bunların getirdiÄŸi güven sorunu psikoloji disiplininin gündemini meÅŸgul etmektedir. Bunun karşısında açık bilim ve ön kayıtlı verilerden tekrarlama çalışmalarının eksikliÄŸine kadar pek çok olası çözüm vurgulanmaktadır. DiÄŸer yandan psikolojide nicel yöntemlerin görünür ağırlığı ile karakterize anaakım psikoloji bu krizlerden en azından bazılarının nedeni olabilir mi sorusu da düÅŸünmeye deÄŸerdir. Bu makalede, psikolojide bilmenin krizleri ve çözüm önerileri irdelenmiÅŸtir. Anaakım psikoloji anlayışının karşısında metodolojik çeÅŸitliliÄŸin belirginleÅŸtiÄŸi bir psikolojinin ne anlama geleceÄŸi tartışılmıştır. Bu baÄŸlamda psikoloji araÅŸtırmalarında teknolojinin kullanımından nitel yöntemlerin yaygınlaÅŸmasına kadar metodolojik çeÅŸitlilik adına ümit verici bir gelecek projeksiyonu söz konusudur. Ayrıca sonuç kısmında psikolojide sözü edilen krizlerin daha geniÅŸ anlamda sosyal bilimler açısından yansımaları tartışılmaktadır

Sanat ve Bilimin Simbiyotik İlişkisi: Sosyolojik Araştırma Kaynağı Olarak Edebiyat

Muhammed Hüküm

Özet: Klasik anlamda edebiyat sosyolojisi, edebiyat eserlerini toplumun sosyal, kültürel ve politik baÄŸlam içinde inceleyen disiplinler arası bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, edebiyatın sadece bireysel ifade deÄŸil, aynı zamanda toplumun ve dönemin yansıması olduÄŸunu savunur. Bilim, bir ideolojiye dönüÅŸtüÄŸünde içinde barındırdığı enerji de katılaÅŸmış bir çerçeve içinde zayıflamaya baÅŸlar. Bu katılaÅŸma ihtimali karşısında en önemli çıkış yolu yine bilimsel düÅŸüncenin temel odaklarından biri olan eleÅŸtirel düÅŸüncedir. Her türlü eleÅŸtirel düÅŸünce; estetik, etik ve felsefik yaratıcılıkla zorunlu bir biçimde iliÅŸkilidir. Bu iliÅŸkide modern dünyanın maddî yönlendiricilerinin yarattığı sınırlılıklar vardır. Sosyoloji ve edebiyat, bu sınırlılıkların belki de en az hissedileceÄŸi disiplinlerdir. Sosyoloji, tarihsel süreç içinde hususi metotlarla özerkliÄŸini kazanmıştır. Bu özerkliÄŸin, sanatın toplumsal etkisinden istifade etmesi her iki alan için ufuk açıcıdır. Sosyoloji ve edebiyat arasında; kaynağını insanın ve onun oluÅŸturduÄŸu kültürün kinetik enerjisinden alan bir ufuk birliÄŸi söz konusudur. Bu iki farklı sorgulama biçiminin kaynakları ve amaçları arasındaki ortaklık, toplumsal yapıları ve zamana ve mekâna göre deÄŸiÅŸen koÅŸulların detaylı incelenmesinde de görülür. Sanat ve bilim arasındaki doÄŸal iliÅŸkinin, insanı ve toplumu anlama konusundaki müÅŸterek çabanın, sosyal bilimlerin geleceÄŸi açısından da önem taşıdığını söylemek mümkündür. Sosyolojinin insana aÅŸkın bir bakış sunan edebiyattan yararlanması, insanı ruhuyla kavramaya yönelen bilimsel bir bakışın umutlu temelini oluÅŸturur

Anlatı ve Söylem Analizi

Ebru Özlem Yılmaz

 Özet: 1960’ların ortalarında anlatıbilimin bir disiplin olarak ÅŸekillenmesiyle sistemli bir biçimde ele alınmaya baÅŸlayan anlatıya dair tarif ve kabuller, anlatıbilimin klasik (yapısalcı) ve klasik-sonrası dönemlerine göre farklılık göstermiÅŸtir. Klasik dönemde metnin yapısına odaklanıp onu kapalı bir sistem olarak gören anlayışlara karşılık klasik-sonrası dönemde baÄŸlam odaklı yaklaşımlar ön plana çıkmış ve anlatı daha disiplinler arası bir kavram hâline gelmiÅŸtir. Ä°nsan tecrübesini ve bilgisini düzenlemenin temel bir yolu olarak görülen anlatı, hem bireysel hem toplumsal hayatın içinde oldukça etkin rol üstlenmektedir. Bu yönüyle anlatı, birçok çalışma alanının yanında söylem analizi çalışmaları için de esaslı bir veri kaynağı ve inceleme nesnesi konumundadır. Anlatı merkezli söylem analizi çalışmaları da anlatıyı ele alan yaklaşımların tarihî geliÅŸim sürecine paralel olarak ilerlemiÅŸtir. Bu çalışmada önce anlatı kavramının ve söylem analizinin kapsamı genel olarak açıklanmış, daha sonra anlatı merkezli söylem analizi çalışmalarının genel seyri ve görünümü üzerinde durulmuÅŸtur. Yapısalcılık eksenli çalışmalardan disiplinler arası bakış açılarının yaygınlaÅŸmaya baÅŸladığı sürece ve günümüze kadarki döneme kadar genel bir çerçeve çizilmiÅŸtir. Yapısalcılık eksenli çalışmalar kapsamında özellikle Labov’un anlatıya yaklaşımı üzerinde durulmuÅŸ ve bu yaklaşımın zemin hazırladığı söylem çalışmalarına dair genel bilgi verilmiÅŸtir. Daha sonra anlatıyı etkileÅŸimsel çerçevede deÄŸerlendiren yaklaşımlara deÄŸinilmiÅŸ, sosyokültürel pratik içinde anlatıların ortaya çıkış süreci ve günümüzde anlatı merkezli söylem analizi çalışmalarının genel seyri betimlenmiÅŸtir.

Anlatısal Görüşme Tekniğinin Sosyolojide Kullanılması Üzerine Genel Bir Değerlendirme

Bahar DerviÅŸcemaloÄŸlu

 Özet: Anlatı araÅŸtırmalarının yaygınlaÅŸmasıyla birlikte anlatı merkezli yaklaşımlar, baÅŸta sosyoloji olmak üzere sosyal bilimlerin birçok alanında kullanılmaya baÅŸlanmıştır. Hem bir akıl yürütme biçimi hem de tecrübeyi düzenleme, paylaÅŸma ve anlamlandırma vasıtası olan anlatı, aynı zamanda karmaşık olayları ve tecrübeleri anlamlı modellere dönüÅŸtürme iÅŸlevi taşımaktadır. Bireyin anlatısının sadece bireysel deÄŸil aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir boyut taşıdığı dikkate alındığında, sosyolojinin gittikçe artan ÅŸekilde anlatısal araÅŸtırmaya yönelmesi gayet doÄŸaldır. Bu baÄŸlamda bireysel ve toplumsal bir gerçekliÄŸi temsil etme potansiyeli taşıyan anlatı, günümüzde sosyal bilimlerde özellikle de sosyolojide gittikçe yaygınlaÅŸan bir görüÅŸme tekniÄŸi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hem bir veri toplama aracı hem de inceleme nesnesi niteliÄŸi taşıyan anlatısal görüÅŸme tekniÄŸi, sosyolojik bilgilerle dolu olan anlatıları birer “nitel veri” olarak deÄŸerlendirerek birtakım toplumsal, kültürel, etnik vb. meselelerle ilgili derinlemesine tahliller yapma imkânı sunmaktadır. Buradan hareketle bu çalışmada öncelikle anlatıların sosyolojide kullanılmasıyla ilgili bazı önemli hususlara deÄŸinilecek, daha sonra sırasıyla anlatısal görüÅŸme tekniÄŸinin tanımı ve uygulanma biçimi, anlatısal verinin analizi, anlatısal görüÅŸme tekniÄŸinin avantajları ve sınırlı yönleri ile ilgili temel bilgiler verilecek ve son olarak da anlatısal görüÅŸme tekniÄŸine uluslararası literatürden bir örnek sunulacaktır

Etnografinin Çevrimiçi Sahalardaki Terminolojik ve Teknik Dönüşümü: Nitel İçerik Analizi ve Meta-Etnografi Aracılığıyla Literatür İncelemesi

F. Nesrin Yarar Aksoy

 Özet: Son yıllarda çevrimiçi sahaların incelenmesine yönelik birçok metodolojik yaklaşım ve teknik geliÅŸtirilmiÅŸtir. Bunlardan en popüler olanlarından biri olan çevrimiçi sahalarda etnografinin, netnografi, sanal etnografi, dijital etnografi, internet etnografisi gibi pek çok farklı terimle karşılandığı görülmektedir. Bu çalışma, farklı kavramlara karşılık gelen çevrimiçi sahada etnografi yönteminin nasıl tanımlandığını anlamak ve bu yöntemin benzerliklerini ve farklılıklarını tartışmak amacıyla yürütülmektedir. Bu baÄŸlamda, ilk aÅŸamada nitel içerik analizi 1997 ile 2017 yılları arasında yayınlanan netnografi, sanal etnografi, dijital etnografi, çevrimiçi etnografi, siber-etnografi, aÄŸ etnografisi, internet etnografisi ve web etnografisi yöntemlerini yürüten çalışmalar (n=593) üzerine yürütülmekte ve çalışmaların tanımları, teknik repertuarları, bilimsel alanları karşılaÅŸtırılmaktadır. Ä°kinci aÅŸamada ise, meta-etnografi yöntemiyle 15 çalışmanın yöntemi nasıl tanımladıkları, araÅŸtırma teknikleri ve bilimsel alanları derinlemesine incelenmektedir. Nitel içerik analizi sonuçlarına göre en sık kullanılan yöntem netnografidir. En fazla çalışma 2010 sonrası dönemde yapılmıştır. En fazla çalışma tüketici çalışmaları alanındadır. Yapılan meta-etnografi sonucunda çalışmaların aynı betimleyici yaklaşımlara ve teknik repertuvara sahip olduÄŸu, netnografi dışındaki etnografi tekniklerinin benzer bilim alanlarında çalıştığı ve yöntemi benzer ifadelerle tanımladıkları sonucuna varılmıştır.

Toplumsal Tarih İncelemelerinin Bir Aracı Olarak “Kavramlar Tarihi

Ä°lyas Sucu

 Özet: Kavramlar tarihi, kavram oluÅŸumlarının, kullanımlarının ve deÄŸiÅŸimlerinin tarihidir. Alman tarihçi Reinhart Koselleck’in yoÄŸun gayretleriyle biçimlenen kavramlar tarihi; temel kavramların, ne zaman, nerede, kimin tarafından ve kim için, nasıl bir niyetle ve hangi durumda nasıl kavrandığını sorgulayan tarih anlayışıdır. Bu çalışmada da kavramlar tarihi yaklaşımı; neliÄŸi, etkisi ve imkânları çerçevesinde incelenmiÅŸtir. Yaklaşımın neliÄŸi büyük oranda Koselleck’in çevirisi üzerinden anlaşılmaya çalışılmıştır. Türkiye’deki etki alanı ise sınırlı düzeyde kalmış olmakla birlikte yine de bu anlayışla yapılmış çalışmaların arttığı gözlemlenmiÅŸtir. Kavramlar tarihinin sosyal bilimlere ve özelde sosyolojiye saÄŸlayacağı birçok imkândan söz edilebilir. Kavramlar tarihinin disiplinlerarası çalışmayı öncelemesi; sosyal tarihin sürekliliklerinin, kırılma ve dönüÅŸümlerinin izahını kolaylaÅŸtırması; baÄŸlama ve anlamaya vurgusu; toplumsal yapı farklılığını ortaya çıkarışı bu imkânlardan birkaçıdır. Sonuçta kavramlar tarihinin özellikle Osmanlı/Türk modernleÅŸmesi sürecindeki kültürel deÄŸiÅŸimin derinlikli kavranmasında sosyolojiye ciddi katkılar vereceÄŸi öngörülmüÅŸtür.

Tarihsel Sosyolojik Yöntemin Tarihsel Gelişimi ve Bir Örnek Olarak Norbert Elias’ın Sosyoloji Anlayışı

M. Oğuzhan Güner

 Özet: Sosyoloji sosyal bilimler alanında birçok disiplinle yoÄŸun iliÅŸki içerisindedir. Bunlardan tarih disipliniyle sosyolojinin iliÅŸkisi her zaman yoÄŸun olmuÅŸtur. Bu çalışmada tarihsel sosyoloji nedir, nasıl bir tarihsel geliÅŸimde geliÅŸmiÅŸtir, tarih ve sosyoloji disiplinlerinin tarihsel sosyoloji ile arasındaki iliÅŸki nasıldır sorularına yanıt aranmıştır. Tarihsel sosyolojik yaklaşımın kökeni Weber, Tönnies, Durkheim gibi klasik sosyologların çalışmalarında yer edinmiÅŸ olsa da Annales Okulu olarak bilinen geleneÄŸin katkısı tarihsel sosyolojinin kendi hüviyetini bulmada yardımcı olmuÅŸtur. Özellikle tarihsel sosyolojik literatürün de oluÅŸtuÄŸu 1940-1980 yılları arasındaki dönem, tarihsel sosyolojinin görünürlüÄŸünü arttırdığı zaman dilimidir. Abrams, Mills, Tilly gibi isimler bu tarih aralığında öne çıkan isimler olmuÅŸtur. Fakat burada sosyolog Norbert Elias’ın çalışmaları, tarihsel sosyolojik yaklaşımla üretilmiÅŸ somut örnek olarak makale kapsamında deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Nihayetinde bu çalışma tarihsel sosyolojinin sosyoloji disiplini içerisinde yöntemsel bir yaklaşım olarak deÄŸerlendirilmesi savını ileri sürmektedir. Bu doÄŸrultuda tarihsel sosyolojik yaklaşımın süreklilik, deÄŸiÅŸim, karşılaÅŸtırma, süreç, etkileÅŸim ve yapısal çözümleme olmak üzere altı temel unsurda deÄŸerlendirilmesi gerekliliÄŸi vurgulanmış ve söz konusu unsurların somut bir örnek olarak Elias sosyolojisinde nasıl tezahür ettikleri üzerinde durulmuÅŸtur

İlişkisel Sosyoloji İçin İlişkisel Yöntem: Bruno Latour’un Sosyoloji Anlayışında “Ortaklıklar

Sedat Karal

 Özet: Sosyal bilimler alanının üretken sosyologlarından biri olan Bruno Latour, yaptığı araÅŸtırmalarla yeni bir sosyoloji anlayışı, alışılmışın dışında bir toplum ve aktör kavrayışı geliÅŸtirmiÅŸtir. Söz konusu sosyoloji anlayışının en dikkat çekici iddialarından biri toplumun aslında var olmadığıdır. Bu nedenle Latour, her yerde hazır bulunan ve her ÅŸeyi kuÅŸatan bir toplum fikri yerine “ortaklıklar”ın sonucu olan “kolektif”i önerir. Kolektifi oluÅŸturan ortaklıklar ise insan ve “insan-olmayan” varlıkların melez birlikteliÄŸine göndermede bulunur. Dolayısıyla Latour için sadece insan olanlar deÄŸil, insan-olmayan varlıklar da birer aktör, bir baÅŸka deyiÅŸle eyleyendir [actant]. Bu makale Bruno Latour’un ısrarla üzerinde durduÄŸu ortaklıklarla sınırlandırılmıştır. Temel amaç, Latour tarafından önerilen inceleme nesnesi olan ortaklıkların bazı nitelikleri ve bu ortaklıkların nasıl inceleneceÄŸi üzerinde durmak ve böylece araÅŸtırmacılar için alternatif olabilecek bir yöntemi tanıtmaktır. Ortaklıkların daha iyi anlaşılması için ilk olarak Emile Durkheim ve Gabriel Tarde’ın fikirlerine kısaca deÄŸinilmiÅŸ, daha sonra Latour’un neden toplumsalı reddedip onun yerine ortaklıkları önerdiÄŸi ele alınmıştır. Ä°zleyen kısımda insan-olmayan varlıkların araÅŸtırmaya dâhil edilmesinin önemine dikkat çekilmiÅŸtir. Son kısımda ise ortaklıkların incelenmesini kolaylaÅŸtıran birtakım metodolojik öneri ve aletlere yer verilmiÅŸtir. Sonuç olarak Latour’un önerdiÄŸi araÅŸtırma programının iliÅŸkisel sosyoloji için önemli bir imkân olduÄŸu vurgulanmıştır

İlişkisel Sosyoloji: Sosyolojide Yeni Bir Paradigma mı?

Sedat Demir

 Özet: Ä°liÅŸkisel sosyoloji, sosyolojide göz ardı edilemeyecek düzeyde bir ilgi ve alaka kazanmıştır. Ä°liÅŸkisel sosyoloji nitelendirmesi altında deÄŸerlendirilen çalışmaların sosyoloji alanına yapmış olduÄŸu katkılar özellikle genç sosyal bilimciler için ufuk açıcı olarak görülmektedir. Bu ilgi ve alakanın bir sonucu olarak sosyolojide yeni bir paradigma olduÄŸu veya bu yolda ilerlediÄŸi ÅŸeklinde bir intiba vardır. Bazı iliÅŸkisel sosyologlar için bir intibadan öte, onun sosyolojide yeni bir paradigma olduÄŸu bir tez olarak ortaya konulmuÅŸtur. Söz konusu intibanın ya da ileri sürülen tezin temelinde yapı ya da fail yerine iliÅŸkinin temel analiz birimi olarak operasyonelleÅŸtirilmesi vardır. Yapı ya da fail yerine iliÅŸkinin bir inceleme nesnesi olarak görülmesi farklı baÄŸlamlarda sosyolojiye yeni katkılar sunar. Fakat bu, iliÅŸkisel sosyolojiyi bir paradigma olarak deÄŸerlendirmek için yeter koÅŸul deÄŸildir. Paradigma kavramının özgüllüÄŸü dikkate alındığında paradigmacı bir yapıyı ihtiva etmemektedir. Ä°liÅŸkisel sosyolojiyi bir paradigma (özellikle paradigmanın özgüllüÄŸü dikkate alınmadan) olarak görmek, iliÅŸkisel sosyoloji içerisinde deÄŸerlendirilen çalışmaların sosyolojiye katkılarının doÄŸru bir biçimde deÄŸerlenmesini gölgeler.

Anlatı Araştırmasının Göç Çalışmalarında Kullanımı: Bursa-Altıparmak Mahallesi’nde Gerçekleştirilen Saha Çalışması Üzerinden Bir Değerlendirme

Ahmed Burak Çağlar, İbrahim Oğulcan Erayman, Derda Küçükalp, Günhan Gayirhan,

 Özet: Bu çalışma, “anlatı araÅŸtırması” kullanılarak gerçekleÅŸtirilen baÅŸka bir çalışmamız (Türkiye’deki Suriyeliler Epistemik AdaletsizliÄŸe UÄŸruyor mu?: Bursa ÖrneÄŸi Özelinde Bir Anlatı AraÅŸtırması) merkeze alınarak oluÅŸturulmuÅŸtur. Ancak bu çalışmada, önceki çalışmamızdan farklı olarak, çoÄŸunlukla eÄŸitim bilimlerinde tercih edilen “anlatı araÅŸtırması” desenini kullanmanın genel olarak toplumsal grupları ele alan, özel olarak ise göç çalışmalarında saÄŸladığı (kendi saha çalışmamızda sunduÄŸu imkanlar) ve saÄŸlayabileceÄŸi potansiyel imkanları açabilmeyi odağımız olarak belirledik. Bu temel ilgi baÄŸlamında, anlatı araÅŸtırmasının göç çalışmalarında kullanımının iki temel imkânını vurguladık: i) Anlatı araÅŸtırmasının az sayıda katılımcıdan derinlikli veri (bilgi/görüÅŸ/anlatı/hikâye) saÄŸlayan yapısı gereÄŸi, göç çalışmalarında yönelinecek araÅŸtırma öznesinden (göçmen ya da ev sahibi) en azından ilgili araÅŸtırma sahası özelinde, hassas ve derinlikli bilgi ya da görüÅŸ saÄŸlanabilir. ii) Anlatı araÅŸtırması gibi, bir arada yaÅŸama pratiklerinde meydana gelen/gelebilecek muhtelif sorunları, göçmen ya da ev sahibi tecrübesine baÅŸvurarak açmayı mümkün kılan yöntemlerle kamu kurumlarının alacakları karar ve önlemlere arka plan saÄŸlayıcı enformasyon üretilebilir. Bu anlamda anlatı araÅŸtırmasının göç çalışmalarında kullanılmasının öncelikli olarak hedef grubun tecrübelerini bütünsel olarak aktarabilmesi anlamında arka plan saÄŸlayıcı olduÄŸunu söyleyebiliriz.

Komplo İnancını Zihniyet Üzerinden Ölçmek

Nuh Akçakaya

 Özet: Uluslararası literatürde, komplo teorilerine olan inancın nasıl ölçüleceÄŸi veya açıklanacağı konusunda henüz metodolojik bir uzlaşı söz konusu deÄŸildir. Çünkü hayatın hemen her alanını ilgilendiren, yüzbinlerce komplo teorisi vardır. AraÅŸtırmacılar bu geniÅŸ anlatı yelpazesi içerisinden kimlerin hangi teorilere inandığını ölçmek noktasında zorlu bir tercihle karşı karşıya kalmaktadır. Son zamanlarda bu inanç biçiminin monolojik bir doÄŸasının olduÄŸuna dair belirgin bulguların ortaya konulması, komplo inancının aslında bir zihniyetten veya dünya görüÅŸünden kaynaklandığının düÅŸünülmesine hizmet etmektedir. Buradan hareketle artık pek çok araÅŸtırmacı, spesifik komplo inançlarını deÄŸil, doÄŸrudan komplo zihniyetini ölçmektedir. Türkiye’de Komplo Zihniyeti: Söylemler, Aktörler ve EÄŸilimler Üzerine Bir AraÅŸtırma adlı doktora tezinde de faydalanılan bu perspektif, insanların spesifik teorilere inanıp inanmayacağını tahmin etmek için kullanılmıştır. Ä°lgili doktora tezinin araÅŸtırma hikâyesinden yola çıkan bu makale, komplo zihniyeti kavramsallaÅŸtırmasının kullanışlı yönlerini ortaya koymak için tasarlanmıştır. Böylece, spesifik ve karmaşık inanç biçimlerinin nasıl ölçülebileceÄŸine dair bir yaklaşım ortaya konulmuÅŸtur. Sonuç olarak karmaşık inanç ve eylem biçimlerinin temel motivasyonlarının anlaşılması için zihniyet ölçümlerinin verimli bir ÅŸekilde kullanılabileceÄŸi görülmüÅŸtür.

Bir Saha Deneyiminden Hareketle Fenomenolojinin Sosyolojik Araştırmalarda Kullanımı: Deneyimler ve Öneriler

Hüseyin Özil

 Özet: Edmund Husserl tarafından geliÅŸtirilen fenomenolojinin, felsefi ve metodolojik bir yaklaşım olarak kompleks bir tarihi vardır. Bu tarih Heidegger, Sartre, Merleau-Ponty ve Ricoeur gibi düÅŸünürlerin felsefi düÅŸüncelerine hâkim olmayı gerektirir. Ayrıca, fenomenologların temel felsefi ve metodolojik meselelere dair yorumları ve uygulamaları çeÅŸitlilik gösterir. Bu çeÅŸitlilik çoÄŸu zaman gerçekleÅŸtirilen fenomenolojik araÅŸtırmalarda sorunlara neden olmaktadır. Söz konusu sorunlar fenomenolojik çalışmaların saha deneyimlerinin aktarılmasına ihtiyaç olduÄŸunu ortaya koymaktadır. Bu makalede, fenomenolojik yöntem ve felsefi arka planla gerçekleÅŸtirilen “Sakatlığı bedenselleÅŸtirmek: Sakatlık deneyimleri üzerine fenomenolojik bir araÅŸtırma” baÅŸlıklı doktora tezinden edinilen deneyimler aktarılmaktadır. Fenomenolojinin belirli ve öznel deneyimlere dayalı bir saha çalışmasıyla birlikte nasıl kullanılabileceÄŸi, ne gibi zorluklarla karşılaşılabileceÄŸi bu çerçevede ele alınan konulardır. AraÅŸtırmada; felsefi bir giriÅŸim olarak fenomenoloji, felsefenin yönlendirdiÄŸi metodoloji ve fenomenolojiyle sosyolojinin birlikteliÄŸi konuları üzerinde durulmaktadır. Makalenin hedefi fenomenolojik bir araÅŸtırmada sahada karşılaşılan zorluklar ve çözüm yolları üzerinde durarak alanda yapılacak diÄŸer araÅŸtırmalara katkıda bulunmaktır. Bu çerçevede yazının temel hedefi saha çalışmasından elde edilen deneyimlerin aktarılması ve yeni çalışmalara önerilerde bulunmaktır. Sonuç olarak fenomenolojinin nasıl uygulanacağına dair birçok yorum mevcuttur. Söz konusu farklılıklar felsefi deÄŸerlerden, teorik tercihlerden ve metodolojik prosedürlerden kaynaklanmaktadır. Ä°ncelenen olgunun türüne ve yapılan çalışmanın aradığı bilgiye göre araÅŸtırmacı uygun tercihte bulunmalıdır.

“Kırılgan Gruplar” Araştırmalarına Dair Bir Çıkarım: Katılımcı Eylem Araştırması

Vahide Yasemin Özkorul

 Özet: Kırılgan gruplarla görüÅŸmelerin gerçekleÅŸtirilmesi aÅŸaması hem araÅŸtırmacı hem katılımcı tarafından zorlayıcı ve meÅŸakkatli bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. AraÅŸtırmacıların kırılgan gruplarla görüÅŸme deneyimlerini paylaşılmaması, araÅŸtırmaların sonuç odaklı olması kırılgan gruplarla gerçekleÅŸtirilecek çalışmalarda katılımcıların ve araÅŸtırmacının zarar görebilme olasılığını artırmaktadır. Özellikle damgalanan, sosyal dışlanmaya maruz kalan bireyler ile görüÅŸmeler gerçekleÅŸtirilirken araÅŸtırmanın tek taraflı ilerlemesi, araÅŸtırmacının otoriter bir ÅŸekilde kendisini konumlandırması katılımcıların yeni bir dışlanmaya maruz kalmasına neden olabilir. Dolayısıyla kırılgan gruplarla görüÅŸmeler gerçekleÅŸtirilirken Katılımcı Eylem AraÅŸtırması metodu büyük bir önem arz etmektedir. Nitekim görüÅŸmenin saha deneyiminin paylaşıldığı bu makalede de araÅŸtırmacı olarak kendi konumumu, görüÅŸme esnasında yaÅŸadığım deneyimleri ve kırılgan gruplarla görüÅŸmelerin gerçekleÅŸtirilmesine iliÅŸkin hassasiyet aktarılmaktadır. Anlatı araÅŸtırması yaklaşımı ve veri toplama tekniÄŸi olarak katılıma ile görüÅŸmenin yanı sıra aile içerisine katılımlı gözlem ile gerçekleÅŸtirilmiÅŸ olan araÅŸtırmada katılımcının hapishane dönemine ve hapishane sonrasındaki damgalanmasına uzanan yaÅŸam öyküsüne odaklanılmıştır. MAXQDA veri analiz programı kullanılarak veriler analiz edilerek dönemleÅŸtirilmiÅŸ ve kodlanmıştır. AraÅŸtırmada anlatı araÅŸtırması metodu kullanılmasına karşın kırılgan gruplarla görüÅŸmelerin gerçekleÅŸtirilmesinde katılımcı eylem araÅŸtırması metodunun kullanılmasının daha yerinde olacağı ve neden tercih edilmesi gereken bir yaklaşım olarak karşımıza çıktığı makale içerisinde irdelenmiÅŸtir 
SOHBET

Sosyal Bilimlerde ve Sosyolojide Kuram ve Yöntem Tartışmaları Üzerine Bazı Gözlemler

Bahattin AkÅŸit | Belma T. AkÅŸit

 Sosyoloji ve sosyal bilimler açısından on dokuzuncu yüzyılın sonlarında birisi Fransa’da diÄŸeri Almanya’da toplum-birey iliÅŸkileri ve yöntem üzerine gerçekleÅŸen iki tartışmaya deÄŸinebiliriz. Birinci tartışma, Emile Durkheim ile Gabriel Tarde arasında Fransa’da oluyor (Latour, 2021). 1893 yılında Durkheim’ın ikinci kitabı olan Toplumda Ä°ÅŸbölümü, Tarde’ın ise beÅŸinci kitabı olan Monodoloji ve Sosyoloji baÅŸlıklı kitapları yayınlanıyor. Ä°ki yıl sonra 1895 yılında Durkehim’in Sosyolojik Yöntemin Kuralları (2014), Tarde’ın ise Toplumsalın Mantığı kitapları yayınlanıyor. 1903 yılında da Tarde ve Durkheim arasında heyecanla izlenen bir tartışma oluyor. Bu tartışmada Durkheim’in toplumsal olguların bireye dışsal ve toplum düzeyinde nesnel olarak var olduÄŸu tezi, Tarde’ın toplumsalın hem bireye içsel hem de dışsal olarak oluÅŸtuÄŸunu savunan tezine baskın çıkıyor ve sosyolojinin psikolojiden ve diÄŸer sosyal bilimlerden bağımsız olduÄŸu kabul ediliyor ve ilk sosyoloji bölümü kuruluyor (Latour, 2021). Ancak, “post- structuralist” ve post-pozitivist yöntem tartışmaları baÅŸlayınca Tarde hatırlanıyor ve tartışmadaki yerini alıyor

Kısa Bir Değini

F. Belkıs Kümbetoğlu

Niteliksel yöntem farklı bir yöntem arayışının ve anlayışının hâkim olmaya baÅŸladığı 1960’lardan bu yana sosyal bilimlerde doÄŸa bilimlerinden farklı araÅŸtırma yöntemlerine ihtiyaç duyulması ve sosyal bilimlerin bireylerin “anlamlı eylemini” araÅŸtırmaya baÅŸlaması ile ortaya çıkıyor. Bu yöntem Weber’in “yorumlayıcı anlama” olarak betimlediÄŸi, yorumlayıcı yöntem olarak adlandırılmaktadır. Günümüzde sosyal bilimlerde toplumsal gerçekliÄŸin içindeki bireyin deneyimini anlamak, çok faktörlü gerçeklik içinde bireylerin anlam baÄŸlamlarına ulaÅŸmak ve onun bu deneyimlere yüklediÄŸi anlamlarla oluÅŸturduÄŸu söylem ve pratiklerin etkisini görmek için niteliksel yöntem kullanılmaktadır (KümbetoÄŸlu, 2020). Sosyal gerçekliÄŸin ille de ölçülebilir, istatistiki olarak hesaplanabilir olması gerektiÄŸine iliÅŸkin anlayış, 1960 yıllardan bu yana sorgulanmıştır. Birçok yeni yaklaşımın yanı sıra 1990’lı yıllardan sonra karma yöntem yeni bir yöntem olarak savunulmaktadır
KENAR KAYIT

Sapkınlık Sosyolojisi Açısından Howard S. Becker’in Etiketleme Yaklaşımı

Ali Seyyar, Mehmet Aysoy

 Özet: Amerikalı sosyolog Howard S. Becker “Hariciler: Sapkınlık Sosyolojisi Çalışmaları” (The Outsiders: Studies in the Sociology of Deviance) adlı kitabında nitel yöntemler kullanarak, uyuÅŸturuculuk ve homoseksüellik gibi belirli davranışların kriminalize edildiÄŸi süreçlere bir açıklık getirmiÅŸtir. Becker, bu eseriyle sapkınlığın analizinde sosyal bilim perspektifini deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. Odak noktası, sapkın eylem ya da sapkın eylemde bulunan kiÅŸi olmaktan ziyade eylemin ve eylemde bulunan kiÅŸinin baÅŸkaları tarafından ‘sapkın’ olarak görülmesi ve tanımlanmasıdır. Dolayısıyla çalışmanın nesnesi, durum, olay ve eylemlerin karşısında ortaya çıkan toplumsal tepkidir. Sapkınlık sosyolojisinin bir temsilcisi olan Becker, marihuana kullanıcılarından yola çıkarak, hangi durumlardan ve hangi süreçlerden dolayı insanların “kural ihlal edici” konuma geldiklerini “Sapkın Kariyerin AÅŸamaları” gibi modellerle araÅŸtırmaktadır. Makalenin içeriÄŸi, “sapkın davranış” kavramına bir açıklık kazandırmak adına “ahlâklı giriÅŸimcilerin” marihuana kullanan kiÅŸileri nasıl kiriminalize etmek istediklerinden ibarettir. Bunun için konu, Becker’in ÖtekileÅŸtirme Teorisi ve bu teori ile iliÅŸkili olan Sembolik EtkileÅŸimcilik, Thomas Teoremi, Etiketleme Yaklaşımı ve Damgalama Teorisi açısından ele alınmıştır. Amaç, modern toplumlarda “sapkın” olarak algılanan kiÅŸilerin tutum ve davranışlarına yönelik toplumsal bakışın ve deÄŸerlendirmenin yeni kuralların ihdas edilmesinin de etkisi ile zamanla nasıl deÄŸiÅŸebileceÄŸini ortaya koymaktır

Arnavut Öğrencilerin Türkiye’de Dini Kültürleşme Deneyimleri: Fenomenolojik Bir İnceleme

Ledjo Zeneli

Özet: KültürleÅŸme sürecinde bireyler benimsedikleri tutumlarda, deÄŸer yapılarında ve psikolojik anlamda deÄŸiÅŸikliklere uÄŸrayabilmektedirler. DeÄŸiÅŸiklikler kültürleÅŸme sürecinin birçok boyutunda ortaya çıkmaktadır. Bu deÄŸiÅŸikliklerin önemli bir boyutu din kurumudur. Dolayısıyla bu çalışmada Türkiye’deki literatürde eksik bulunan dini kültürleÅŸmenin bir deneyim olarak nasıl meydana geldiÄŸi araÅŸtırılmıştır. Bunu yapmak için dini anlayışları bakımından farklı bir toplumda yetiÅŸtirilen ve Konya ÅŸehrinde lisans düzeyinde okuyan sekiz Müslüman Arnavut öÄŸrenci seçilmiÅŸtir. ÖÄŸrencilerle mülakatlar yapılmış ve fenomenolojik desen çerçevesinde tematik analiz kullanarak deneyimlerin niteliÄŸi irdelenmiÅŸtir. Bulgulara göre öÄŸrenciler büyüdükleri çevre baÄŸlamındaki dini sermayelerini arttırırken sembolik çatışmalar deneyimlemiÅŸlerdir. ÖÄŸrenciler Türkiye’ye geldiklerinde ise Arnavutluk’ta dindar ve din algısının birçok açıdan farklılık göstermesi ve Türkiye’deki sekülerleÅŸme sürecinin etkisi nedeniyle kültürel ÅŸok, dini kayıtsızlık ve sembolik çatışmalar deneyimlemiÅŸlerdir. Ancak bununla birlikte Türkiye’deki din kurumunun baskın olması sebebiyle kültürleÅŸme sürecinin psikolojik, sosyal ve ekonomik olarak kolaylaÅŸtırıldığı da görülmektedir. Dolayısıyla kültürleÅŸme sürecinin din boyutu baÄŸlamsal özellikler doÄŸrultusunda dikotomik bir ÅŸekilde deneyimlenmektedir 
HAYAT SAHNESİ

Sosyal Bilimci Perspektifinden Arşiv Çalışmaları

Zeynel Hakan AÅŸer

 Köklü bir tarih disiplini geleneÄŸi olan Türkiye’de arÅŸiv araÅŸtırmalarının tarihçilerin uzmanlık alanı olduÄŸu malum. Benim aktarmak istediklerim daha çok araÅŸtırma konumla ilgili olarak Ekonomik Kalkınma ve Ä°ÅŸbirliÄŸi Örgütü (OECD) arÅŸivlerinde karşılaÅŸtıklarım ve arÅŸiv dokümanlarını gözden geçirirken neyi nasıl algıladığımla alakalı olacak. Dolayısıyla bunun bir metodoloji veya arÅŸiv araÅŸtırmalarının nasıl yapılacağına dair bir metin olmadığını belirtmem gerek. Tarihçilerin veya arÅŸiv araÅŸtırmalarına ömrünü adamış sosyal bilimcilerin bu iÅŸi benden çok daha iyi yapacakları aÅŸikâr. Ben bu yazıda kısaca arÅŸiv belgelerini takip ederek, 1960’lar ve sonrasında kurulan dünyayı anlamak için oldukça önemli bir yeri olan OECD’nin; bir uluslararası örgüt olarak nasıl iÅŸlediÄŸini ve bu örgütün çalıştığı alanları bilim politikası baÄŸlamında ele almaya çalışacağım. Dokümanları incelerken bu türden araÅŸtırmaların ne kadar renkli olabileceÄŸine dair bazı sosyal bilimcileri de içeren popüler bilgi olarak tüketilebilecek karşılaÅŸmalarımdan da bahsedeceÄŸim. Sırasıyla bu yazıda OECD’nin iÅŸleyiÅŸ biçimini, eÄŸitim reformuna dair iÅŸlerini, bilim politikası ile yakından ilgili enformasyon politikasına dair projelerini, OECD endeksleri ve modellerinin tarihsel olarak nasıl inceldiÄŸini ve ünlü sosyal bilimcilerle OECD iÅŸ birliklerini aktaracağım. Ek olarak belirteyim, pek çoÄŸu ayrı ayrı çalışmalara ihtiyaç duyan keÅŸif düzeyinde gözlemlerime dayanıyor.

Paradigma Değişikliği Değil Mekân Değişikliği

Hakan Bilbay

 Hayatta karşılaÅŸtığımız neredeyse tüm meseleleri deÄŸerlendirirken, yüzeysel bir bakış açısı veya derinlemesine bir bakış açısı geliÅŸtirebiliriz. Meseleleri elbette ki sadece görünen (algılanan) üzerinden deÄŸerlendirmeyiz. Görüneni (algılananı) anlayıp sindirebilmemiz için bir teoriye ihtiyacımız var. Peki, bu teorinin kaynağı nedir/ne olmalıdır? Asıl kopuÅŸ noktası burada baÅŸlamaktadır. Buradan itibaren meseleyi tartışırsak bir ikilemler tarihi karşımıza çıkar. Nous-logos ikilemi, akıl-vahiy ikilemi gibi birçok ikilem bizi beklemektedir. Bir de aslında aynı düÅŸünüÅŸ biçimlerinin içinde yer alan, rasyonalizm-ampirizm gibi daha kısır diyebileceÄŸimiz ikilemlerle karşılaşırız. Bugün durduÄŸumuz yerden baktığımızda, bu ikilemler ile hayata bakan, meselelere çözüm arayan genelde Batı dünyası olmuÅŸtur diye aceleyle bir hüküm vermek kolaylığı ve cazibesi son yıllarda artarak devam ediyor. Oysaki Yalçın Koç, aynı yaklaşım biçiminin yüz yıllardır bizim medeniyetimizde de devam ettiÄŸini iddia ediyor. Koç’un tabiriyle, Arapça ve Farsça konuÅŸulan diyarlarda da özellikle felsefe ile uÄŸraÅŸanlar buna dâhildir. Çünkü onların da ana referans kaynağı “kadim demde hatem olan kelam” deÄŸil, Grek-Latin-Kilise diyarının düÅŸünüÅŸ biçimidir

Kente Dair Görsel Sosyolojik Bir Saha Araştırması Üzerine Notlar

Ahmet Özpınar

 Yazı ve sözün görece önemini kaybetmesi, sanayi devrimi ile birlikte fotoÄŸrafın ve daha sonra sinemanın ortaya çıkması yani görsellere daha fazla ehemmiyet veren bir kültürün yaygınlaÅŸmasıyla sosyal bilimcilerin ilgisi bu alana yönelmiÅŸtir. Özellikle antropoloji disiplini görsel kültür ögelerini temel almaya baÅŸlamış böylece görsel materyaller sosyal bilimler için incelenebilir nesne veya veri kaynağı haline gelmiÅŸtir. Antropoloji disiplininin açtığı bu pencere sosyoloji disiplini tarafından da fark edilmiÅŸ, onun toplumsal gerçekliÄŸi görebilecek yeni ufuklar kazanmasına sebep olmuÅŸtur. Günümüzde görsel sosyoloji olarak kavramsallaÅŸtırılan yaklaşım tabiri caizse toplumsal hayatı görerek/göstererek anlamaya çalışmaktadır.

Kültür Tarihi Çalışmak

Azem Sevindik

Sosyal bilimler sahasında “kültür”, “modası geçmeyen” ve iliÅŸkili meseleleriyle birlikte oldukça popüler bir araÅŸtırma alanı olarak güncelliÄŸini korumaktadır. Günümüzde klasik eÄŸilimlerin dışına çıkılarak, halkbilimi, sosyoloji, karşılaÅŸtırmalı edebiyat, kültürel antropoloji, etnoloji, sanat tarihi vb. bölümlerde geliÅŸtirilen yeni yaklaşımlar, oldukça kışkırtıcı ve kapsayıcı bu meseleyi -yani kültürü- farklı düzlemde ele alma eÄŸilimine giriÅŸmiÅŸlerdir. Sadece geçmiÅŸ ve bugünün deÄŸil, daha ziyade geleceÄŸin meselesi olarak kültür sorunsalı düÅŸünülerek araÅŸtırmalar güncellenmiÅŸtir.

Toplumsal Harcın Keşfedilmesi: Sosyal Tarihin Gelgitleri Arasında Bir Nesne

Murat Karakoyunlu

 Sosyal bilimlerin metodolojik ve epistemolojik tartışmalar ölçeÄŸinde ortaya koyduÄŸu var olma çabası; her bir sosyal bilim alanının, kendi sınırlılıklarının ördüÄŸü duvarları zorlayarak geliÅŸtirdiÄŸi olay ve olguları açıklama gayretinde büyük mesafeler alınmasına yol açmış bu hızlı geliÅŸim merhalesi, belirli kabullerin yerleÅŸmesini saÄŸlasa da süreç, yirminci yüzyılın baÅŸlarından itibaren durulmuÅŸtur. Bu durulma alternatif çıkış yollarının bulunmasını gerektirmiÅŸ ve ortaya çıkan arayışların zorunlu kıldığı disiplinler arası iÅŸ birliÄŸi, yeni kazanımların elde edilmesini saÄŸlamıştır. 
KİTAPLIK

Laboratuvar Hayatı: Bilimsel Olguların İnşası

Ä°brahim Nacak

 Bilimin ne olduÄŸu konusunda sorulacak sorulara verilecek cevaplar farklı disiplinlerin kendilerine özgü kavrayışlarına ve kabullerine göre çeÅŸitlilik arz eder. Bu çeÅŸitliliÄŸe raÄŸmen her bir disiplinin ontolojik, epistemolojik ve metodolojik temellerine baktığımızda birkaç temel alanın öne çıktığı görülür. DoÄŸa bilimleri ve beÅŸerî bilimler ÅŸeklinde kabaca ikili ayrım kullanılsa da formel bilimler, teknik bilimler, fen bilimleri, kültür bilimleri, insan bilimleri ve sosyal bilimler araÅŸtırma konuları ve yöntemleri sebebiyle temel alanları oluÅŸtururlar. 20. yüzyılın ilk yarısı her bir disiplinin kendi müktesebatını merkeze aldığı akademik eÄŸilimlerle dikkat çekmeye baÅŸlamıştır. Özellikle sosyal bilimlerdeki kompartımanlaÅŸma, bir yönüyle akademik sığlığa neden olmuÅŸken diÄŸer taraftan toplumsal olguları bütüncül anlamda analiz etme imkanına zarar vermiÅŸtir

Bilmenin Yolları: Toplumsal ve Siyasal Araştırmalarda Rakip Metodolojiler

Murat Demir

 Genel anlamda bilimsel alan içerisinde çalışmalarıyla varlık iddiasını sürdüren tüm bilim insanları toplumsal örüntüler ve düzenlilikler peÅŸindedir. Ama söz konusu olan örüntü ve düzenliliklere ulaÅŸmak için kullandıkları metodolojiler birbirinden farklılık arz etmektedir. Nitekim bu konuya dikkat çeken Moses ve Knutsen daha önceki çalışmalarda ifade edilen metodolojik ayrımların ayak izlerini takip etmek yerine kendi ayak izlerini sosyal bilim metodolojisi içerisinde bırakmayı tercih etmiÅŸlerdir. Bu minvalde Bilmenin Yolları: Toplumsal ve Siyasal AraÅŸtırmalarda Rakip Metodolojiler (2020) bu özgünlüÄŸü yakalayabilmek için daha önceki metot çalışmalarında yer alan nitel-nicel ikiliÄŸine neredeyse hiç uÄŸramadan natüralist ve konstrüktivist diye iki farklı yaklaşım üzerine çalışma geliÅŸtirilmiÅŸtir. Yazarlar iki yapıdan oluÅŸan siperi büyütmek ve var olan metodolojik çatışmaları alevlendirmek amacında deÄŸillerdir. Nitekim çalışmanın asıl amacı, mevcuttaki ayrımları olabildiÄŸince ortadan kaldırıp, var olan alanlar arasında analitik bir düzey oluÅŸturmaktır. Öyle ki çalışmanın Natüralist Bilim Felsefesi baÅŸlığından Natüralist Metodolojiye Åžüphe Tohumları Serpmek baÅŸlığına deÄŸin birçok yerde bir iç içelik söz konusudur. Yani natüralist yaklaşıma dair çeÅŸitli fikir ve kritikler ifade edilirken bunların içine konstrüktivist yaklaşıma ait olan düÅŸüncelere de yer verilmektedir. Özetle çalışma yeniden bir ayrım inÅŸa etmek yerine birleÅŸtirici bir misyon doÄŸrultusunda çeÅŸitli amaçlar edinmiÅŸtir.

Anlatının Gücü: Kitle Kültürü Çağında Hikâyecilik

Feyza Bedir

 Edebiyat Sosyolojisi, tarihsel süreç içinde belli baÅŸlı dönemeçlerden geçmiÅŸtir. Bu sürecin düÅŸünce tarihi ile paralel ilerlediÄŸini söylemek mümkündür. Toplum ve edebiyat arasındaki iliÅŸki, farklı tarihsel dönemlerde yazın sanatının nasıl karakterlere büründüÄŸü ve bu baÄŸlamda hangi tezlerin öne çıktığı gibi sorular bu disiplinin ana konularını teÅŸkil etmektedir. Fakat, edebiyat sosyolojisi çerçevesinin içerisinde “anlatının” sosyolojik analizine özel bir yer tahsis edilmemiÅŸtir. ÇoÄŸunlukla anlatı; öykü, roman gibi edebi eserlerde yalnızca estetik bir unsur olarak ele alınmıştır. Ancak bu durum anlatının sosyal yapı ile etkileÅŸimini; bireylerin deÄŸer yargılarına, dünya görüÅŸlerine ne kadar tesir ettiÄŸini göz ardı etmektedir. Bundan dolayı anlatının sosyolojik analizinin genellikle ihmal edildiÄŸini ifade etmek yanlış olmayacaktır. Bu noktada, edebiyat sosyolojisi içindeki bu eksikliÄŸi gidermeye yönelik, sosyolojik anlatı çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla beraber, anlatının toplum ve birey hayatında çoÄŸu kez nasıl etkin bir konumda olduÄŸuna iÅŸaret eden teorik yapıda çalışmalara da ihtiyaç vardır.

Köy Kadını, Modernite ve İslam: Bir Antropoloğun Gözünden 1990’ların Türkiye’si

Tuğba Küsin

 Japon antropolog Noriko Nakayama tarafından kaleme alınan “Köy Kadını Modernite ve Ä°slam; Bir AntropoloÄŸun Gözünden 1990’ların Türkiye’si” adlı eser, 2021 yılında mütercim Tolga ÖzÅŸen’in katkılarıyla Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından basılmıştır. Yazarın 1997 yılında tamamladığı doktora tez çalışmasının kitaplaÅŸmış hali olan bu eser, 1992-1993 yılları arasında Türkiye’nin Zonguldak iline baÄŸlı bir köyünde yürütülen saha araÅŸtırmasına dayanmaktadır. AraÅŸtırmanın verileri yazarın bir yıl boyunca köyde kalarak gözlem ve görüÅŸmelerde bulunması sonucunda toplanmıştır. AraÅŸtırmanın temel amacı Türkiye’de modernleÅŸme ve kadın baÄŸlamındaki çalışmalarda gözden kaçırılan köy kadınının yaÅŸamını ve durumunu dikkate alarak modernleÅŸme sürecine dair bir tablo oluÅŸturmaktır. Bu baÄŸlamda eser, Türkiye’de modernleÅŸme sürecinin kırsala ve kırsaldaki kadına yansımalarını inceleyerek köy kadınının gerçek yaÅŸam içerisindeki durumunu keÅŸfetme amacıyla gündelik hayat pratikleri üzerine odaklanmıştır. GiriÅŸ ve sonuç bölümleri dahil olmak üzere toplam sekiz bölüm ve 190 sayfadan oluÅŸan eserde, kırsaldaki kadının gündelik yaÅŸamı, cinsiyete baÄŸlı normları, ideolojilere karşı tutumu ve modernleÅŸme sürecindeki deÄŸiÅŸimi etnografik veriler ışığında çözümlenmeye çalışılmıştır.

Failin Ontolojisi: Sosyal Bilimlerde Nedensellik ve Yönelimsellik

Muhammed Said Topal

 Sosyal teorinin en önemli konularından birisi ‘faillik’ meselesidir. Sosyal teoride faillik, sosyal gerçekliÄŸi meydana getiren güçlerin bir bütün olarak var olan dönüÅŸtürme; eyleme (faillik) kapasitesini nasıl paylaÅŸtıklarını ve bu iliÅŸkiyi nasıl müzakere ettiklerini karşılayan bir kavramsal olgudur. Sosyolojik baÄŸlamda odağını fail ve onun eyleminde bulan faillik meselesi, toplumsal gerçekliÄŸi inÅŸa eden unsurların birbirleriyle olan iliÅŸkilerinin doÄŸası, nasıl ve hangi düzeyde analiz edileceÄŸi üzerine yoÄŸunlaÅŸmaktadır. Bu gerçekliÄŸin ontolojik ve epistemolojik soruÅŸturmalarına iliÅŸkin ortaya çıkan farklı yaklaşımlar sosyolojinin geliÅŸiminde bir dizi ayrım ve karşıtlık içinde meydana gelmiÅŸtir. Bunların içerisinde güçleri temsil eden fail-yapı ve metodolojik analizin pozitivist-yorumcu düalizmleri öne çıkmaktadır. Bu karşıtlıkların felsefi kökenlerini ve farklı düzeylerini tanımlayan ikilikler elbette çoÄŸaltılabilir; natüralist-kültürel kamp ve neden-sebep ayrımlarında olduÄŸu gibi. Bu güçlerin, yöntemlerin ve teorik kampların karşıtlığı baÄŸlamında gerçekleÅŸen kavramsal tartışmaları ve geliÅŸmeleri, bu iliÅŸkinin farklı özelliklerini ve boyutlarını, karşılıklı baÄŸlantılarını kavramamıza imkân tanıyan soruÅŸturmalar olarak görebiliriz. Ä°ncelemeye konu olan eser Failin Ontolojisi, Sosyal Bilimlerde Nedensellik ve Yönelimsellik, tam da yukarıda zikredilen baÄŸlamda eÅŸine az rastlanır bir katkı sunmaktadır.
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları