TR
 
EN
 
Hakkında | Amaç ve Kapsam | Etik İlkeler ve Yayın Politikası | Yazım Kuralları | Değerlendirme Süreci | Editör, Yayın ve Danışma Kurulu | Dizin | İletişim
 
1. SAYI
2. SAYI
3. SAYI
4. SAYI
5. SAYI
6. SAYI
7. SAYI
8. SAYI
9. SAYI
10. SAYI
11. SAYI
12. SAYI
13. SAYI
14. SAYI
15. SAYI
16. SAYI
17. SAYI
18. SAYI
19. SAYI
20. SAYI
21. SAYI
22. SAYI
 
 
3. SAYI // TOPLUMSAL TÄ°PLER

DİVAN KALEMİ

Ä°lk iki sayısında TaÅŸra ve KomÅŸuluk meselelerini kendince okuyan Sosyoloji Divanı, yeni sayısında Toplumsal Tipler bahsini iÅŸlemektedir. Toplumsal hayatın olmazsa olmazı olan insanı, insanlık durumlarını, insan figürlerini, insan tepkilerini kendinde toplayan toplumsal tipler, bir toplumu tanımanın en kestirme yollarından biridir. Toplumsal tipler, bir toplumun somut ve görünür eylemliliÄŸini temsil etmektedir. Toplumun hissiyatı, iÅŸleri, bakışı, tavrı, duruÅŸu, siyaseti, inancı, kültürü toplumun bütün alanlarına yayılan tipler tarafından gözler önüne serilmektedir. Tipler, bir toplumun eli-ayağı, gözü ve kulağıdır. Toplum onlarla görür, onlarla eyler, onlarla bakar. Her toplumun, her kültür ve inanç ortamının adeta var oluÅŸ tarzıdır. Hayat insanla kaim. Hayat insanlar, tipler, tarzlar, farklılıklar, haller üretmekte pek mahir. Sosyoloji, bu maharetli ve ilham verici kaynaklara varma durumunda; hayat ve insan gerçeÄŸini hecelemek ödevinde. Toplum bilimi ancak insana dokunarak, insana bakarak, insanı hissederek gerçek kimliÄŸini bulabilir; yoksa insana üstten bakan, insanı görmeyen bir sosyoloji kendini inkardan baÅŸka bir ÅŸey yapamaz. Ä°ÅŸbu gerçeÄŸi bir kez daha zikretmek için Sosyoloji Divanı toplumsal tipleri yazmaktadır.

Toplumsal Tipler dosyası hayatın farklı boyutlarından sınırlı sayıda temsillerle oluÅŸmakta. Takdir edilmeli ki, engin bir dünyanın engin bir toplumsal tip haritası bulunmaktadır. Dosya birkaç örnek üzerinden sözünü ve derdini duyurmaktadır. M. Ali Aydemir, toplumsal tiplerin genel evrenini sosyolojik teori ile buluÅŸturmaktadır. Levent Ünsaldı, sosyolojide epistemolojik tartışmalar baÄŸlamında yeni bir figüre, ıskalanan bir tipe yani çakal tipine odaklanmaktadır. AyÅŸe Canatan, ihtiyar bakışını içeren bir eski toprak yazısı kaleme almakta ve eski toprak’ın sosyal iliÅŸkilerdeki önemini irdelemektedir. Kadir Canatan, toplumsal hayatın önemli bir gerçeÄŸi olan göçün doÄŸurduÄŸu bir tipi, gurbetçiyi yazmaktadır. Sıla kadar gurbetin de insanın var oluÅŸ zeminindeki önemini dile getirmektedir. Kendisi de iyi bir ÅŸair olan Kenan ÇaÄŸan, ÅŸair portresini yeni zamanlar ortamında çizmekte ve onun bir çeliÅŸki adamı olduÄŸunu söylemektedir. Erhan Tecim, bir hasta ve hastalık tipolojisi çıkarmayı denemekte ve hastanın nasıl bir iliÅŸki biçimine dahil olduÄŸunu araÅŸtırmaktadır. Ferhat Tekin aÅŸiret reisinin aÅŸiret örgütlenmesindeki rolü ve iÅŸlevi, aÅŸiret mensuplarıyla kurduÄŸu iliÅŸki biçimleri, modernleÅŸme ve ÅŸehirleÅŸme sürecindeki dönüÅŸümü, rol ve statüsünü nasıl sürdürdüÄŸü meselesini incelemektedir. M. Emin Babacan ile Ö. Miraç Yaman, ortak makalelerinde medya ortamında gerçekleÅŸen yeni delikanlılık kültürünü araÅŸtırmaktadırlar.

Bu sayının sohbet köÅŸesinde Prof. Dr. Beylü Dikeçligil hocayı konuk ediyoruz. Beylü Dikeçligil, yetkin ve verimli söyleÅŸisinde sosyolojinin mühim konularını teori ve uygulama ekseninde konuÅŸurken, sosyoloji talebesine önemli ipuçları sunmaktadır.

Kenar Kayıt bölümünde iki makale yer almaktadır. Zeki Saka, bir edebiyat sosyolojisi çalışması sunmaktadır. Mahrem Macera romanını enine boyuna analiz eden Saka, bir edebiyat metninin deÄŸiÅŸik ÅŸekillerde okunabileceÄŸini göstermektedir. AyÅŸe Yıldız, Ömür DediÄŸin adlı programdaki ihtiyarlardan hareketle yaÅŸlının dünyaya, hayata, ölüme, çoluk-çocuÄŸa ve varlığa bakışını yaÅŸlıların sözlerine dayanarak anlatmayı seçmektedir.

Hayat Sahnesi bölümü, hayatın dehlizlerinde ve vitrinlerinde yürümeyi sürdürmektedir. Seyfettin Kurt, bir çarşı portresi ile çarşının mekânsal ve toplumsal izdüÅŸümlerini araÅŸtırmaktadır. Fatih Uslu, geleneksel sporlarımızdan güreÅŸin toplumsal, kültürel ve sembolik önemini irdelediÄŸi yazısında, ayrıca bir pehlivan örneÄŸinde pehlivanlık halini dile getirmektedir. Betül Ok, toplumun öncüsü diyebileceÄŸimiz ihtiyar tipini; Hanife Özyer ise yine toplumsal hayatın mühim bir mecrası olan Elalem meselesini analiz etmektedir.

Sosyoloji ve ilgili alanlardaki yeni yayınların deÄŸerlendirildiÄŸi Kitaplık, okumayı ve okunanlar üzerine yazmayı teÅŸvik etmektedir.

Selam ile…

İÇİNDEKİLER

 5   DÄ°VAN KALEMÄ° | Editör
 
  DOSYA: TOPLUMSAL TÄ°PLER 
9   M. Ali Aydemir | SunuÅŸ: Sosyal Alanın TipleÅŸtirilmesi
13   Levent Ünsaldı | Sürekli Bir TematikleÅŸtirme Çabası Olarak Sosyoloji
37   AyÅŸe Canatan | Eski Toprak
43   Kadir Canatan | Ä°ÄŸreti Hayatın Yarattığı Ä°ÄŸreti Bir Tip: Gurbetçi
61   Kenan ÇaÄŸan | Åžair
73   Erhan Tecim | Algı ve Tanı/mlama Arasında Hasta Tipolojisi
85   Ferhat Tekin | Söylem ve Gerçeklik Arasında AÅŸiret Reisi
99   M. Emin Babacan-Ö. Miraç Yaman | Ä°letiÅŸimin DeÄŸiÅŸen Boyutu ve Modern Delikanlılık Temsilleri
 
  SOHBET
117   Prof. Dr. Beylü Dikeçligil ile Sosyoloji Sohbeti
 
  KENAR KAYIT
139   Zeki Saka | Ä°ki Dünya Bir Ä°nsan
167   AyÅŸe Yıldız | Hayata YaÅŸlı Bakış: Ömür DediÄŸin Programı
 
  HAYAT SAHNESÄ°
183   Seyfettin Kurt | Fatih Çarşısı
189   Fatih Uslu | GüreÅŸ ve Pehlivan
195   Betül Ok | Ä°htiyar
201   Hanife Özyer | Elâlem
 
  KÄ°TAPLIK
211   Ejder UlutaÅŸ | Bölüm ve Disiplin
217   M. DerviÅŸ Dereli | Akışkan Gözetim
225   Emrah BaÅŸaran | Kültür Sosyolojisi
229   M. Taner Türk | Edebiyat ve Delilik
235   Hüseyin Çil | Bir Hatanın Arkeolojisi
239   Faruk TurÄŸut | Sosyolojik DüÅŸünmenin PratiÄŸi
243   Özge Seda Tüylü | Avare
 
245 ÖZETLER
 
256 YAZARLAR
DOSYA

Sosyal Alanın Tipleştirilmesi: Toplumsal Tipler

M. Ali AYDEMÄ°R

Sosyoloji, toplumsal ortamında insanı ve insani olanı farklı açılardan kavramaya ve kavramsallaÅŸtırmaya çalışan bilimsel uÄŸraÅŸ olarak anlaşıldı-ğında, toplumsal tipler önemli bir deÄŸiÅŸken olarak karşımıza çıkar. Açıkla-malarının merkezinde insanın toplumsallığına dair izleri görünür kılmaya çalışan sosyoloji, bu anlamda keÅŸfedici bir uÄŸraÅŸtır. Fakat ilgilerin ve ince-lemelerin projeksiyonu objektiflik ve bilimsellik gibi kaygıların eÅŸliÄŸinde bazı durumlarda ÅŸirazeden çıkarken, topluma dair bilgiler felsefi tartışmala-rın veya nicelleÅŸtirmelerin eÅŸliÄŸinde insana yabancı açıklamalarla iÅŸlenmek-tedir. Oysa toplum denilen çok boyutlu ve karmaşık yapı hangi düzeyde ele alınırsa alınsın merkezinde insan yer alır. Pozitivist paradigmanın mütem-mim cüzü olarak makro anlatılar toplum gerçeÄŸini yapı ve kurumlar eÅŸli-ÄŸinde açıklarken birey, ele alınan sosyal olgunun ve eylemin edilgen bir parçasıydı. Oysa gerçekliÄŸi inÅŸa eden fail olarak birey bizatihi toplumu üre-ten, yapıya dahli olandır. Toplumsal bir aktör yani fail/eyleyen olarak ya-pıya hayat veren birey, üretilen sosyal baÄŸlamın taşıyıcısı/temsilcisidir. BaÄŸ-lamın bir parçasıdır. Sosyal olanı temsilen eylemleri, iliÅŸkileri, algı ve deÄŸer-lerinden mütevellit en genel anlamda kültürel bir bileÅŸen olarak görülmeli-dir. Bu anlamda toplumun bir parçası, yapıya hayat veren esas unsur olma-sının yanında bir yanıyla da sosyal alanın izleÄŸi olarak görülebilir. Todo-rov’un ‘insanda toplumun yerini incelemek’ olarak ifade ettiÄŸi durum, ‘mikro sosyolojik evrende toplumu görmek’ ÅŸeklinde formüle edilebilir.

Sürekli Bir Tematikleştirme Çabası Olarak Sosyoloji

Levent ÃœNSALDI

Türkiye sosyolojisinin teori-ampiri rabıtasını kurmada karşılaÅŸtığı güçlükler malumdur. Teorik ve metodolojik yaratıcılık yokluÄŸu, epistemolojik ilkelerin yer yer önemsenmemesi, ampiriyle kurulan iliÅŸkinin zayıflığı ve toplumsala yetkinlikle “dokunabilecek” tipolojik kavramların inÅŸasına yeterince mesai harcanmaması bunlardan bazılarıdır. Bu tespitten hareketle elinizdeki makale kavramsal yaratıcılığa bir çaÄŸrıdır. Elimizdeki mevcut tipolojik setlerin, içinde yaÅŸadığımız toplumun hususiyetlerini idrake taşımada yer yer kifayetsiz kaldığını ve “gündelik hayatın sosyolojisi” çerçevesinde iÅŸe koÅŸulabilecek yeni toplumsal tiplerin ve kavramsal çerçevelerin inÅŸasının aciliyet arz ettiÄŸini vurgulamaktadır. Geleneksel-Modern veya Kentli-Köylü gibi, Türkiye özelinde tedrisi ve malumatçı bir iÅŸleve sahip olmaktan baÅŸka bir “mahareti” olmayan dikotomileri aÅŸabilecek ve gündelik hayatın griliÄŸindeki ve kıvrımlarındaki toplumsalı yakalayabilecek bir sosyoloji pratiÄŸine duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Bu çerçevede, gündelik yaÅŸamın “kırmalığında”, tekinsizliÄŸinde ve alanların “çok parçalılığında” var olmaya çalışan, buna baÄŸlı olarak eylem saikleri de bir o kadar çok parçalı ve kırık olan ve dolayısıyla da bu gerilimin tam merkezinde konumlanması ve çoklu bir benliÄŸe sahip olması belki de en önemli hususiyeti olan bir toplumsal tipi masaya yatırmaktadır: “Çakal”.

Eski Toprak

AyÅŸe CANATAN

Eski toprak tecrübeli, ileri görüÅŸlü, yaÅŸama iyi uyum saÄŸlamış yaÅŸlı anlamına gelir. Eski toprak her iÅŸi yapmanın yolunu bilir. Sakin, dengeli ve tecrübelidir. Çevresine yararlı ve rehber olma özelliÄŸi taşır. Aktif ve olumlu yaÅŸlıdır her ortamda varlığı bir zenginliktir.

İğreti Hayatın Yarattığı İğreti Bir Tip: Gurbetçi

Kadir CANATAN

Ä°ç ve dış göç hareketleri, yeni yerleÅŸim birimlerinde ilginç bir toplumsal tip yaratmıştır. Adına “gurbetçi” denilen bu tip, göçün ilk aÅŸamasında ortaya çıkan ve kimi özellikleriyle hem kırsal hem de kentli insan tipinden ayrılan yeni bir fenomendir. Gurbetçilik, sözcük anlamı olarak “yabancı yerlerde” ya da “evinin dışında olmak” demek olan bir mevsimlik göç biçimidir. Göç literatüründe gurbetçi(lik), göçün ilk yıllarına ya da aÅŸamasına özgü bir durumdur. Bu toplumsal tipi baÄŸlamına (mekânına) göre iki farklı ortamda ve iki farklı tip olarak incelemek yerinde olacaktır.  

Åžair

Kenan ÇAĞAN

Toplumdaki her bireyin faaliyetleri kimliÄŸinin esas bileÅŸenlerden biridir. Bireysel kimliklerin dış algısında bireyin yaptığı iÅŸin, yürüttüÄŸü faaliyetin niteliÄŸi çok önemlidir. Elbette her birey, birden daha fazla iÅŸ ya da faaliyetle uÄŸraşır. Ancak bunlardan bir tanesi bireyin esas iÅŸine dairdir. Toplumdaki bireylerin sosyolojik çözümlemelerinde müracaat edilecek en iÅŸlevsel kavram, ‘tip’ kavramıdır. Toplumsal tipler çok kaba genellemelerdir. Herhangi bir tip, bir ortalamadan öte bir ÅŸey deÄŸildir. Bu yazı baÄŸlamında ele aldığımız kiÅŸi: Åžair. Sanatçının bir alt cüzü olarak ÅŸair, sanatçının temel karakteristiklerini üzerinde barındırır. Ancak ÅŸairi diÄŸer sanatçılardan ayıran yanlar da var hiç kuÅŸkusuz. Åžairin bir ortalaması, genel bir tipolojisi üzerine konuÅŸulabilir, betimlemeler yapılabilir. 

Algı ve Tanı/mlama Arasında Hasta Tipolojisi

Erhan TECÄ°M

Bu çalışmada teorik olarak hasta rolü incelenmektedir. Sosyal rol ve sosyal kiÅŸilik kavramlarından yola çıkılarak, özellikle iÅŸlevselci teori baÄŸlamında konu serimlenmektedir. ‘Hasta ve hastalık’, ‘rahatsızlık’, ‘hasta rolü’ gibi kavramlara dair tartışmalar yapılmakta ve bu kavramların ifade etmiÅŸ olduÄŸu farklı temalar vurgulanmaktadır. Teorisyenlerin hastalık ve rahatsızlıktan ne anladıkları çalışma açısından önemlidir. Yabancı yazında bu iki kavrama karşılık gelen kelimeler ele alınmaktadır. Parsons’cı hasta rolü irdelenerek, toplum içerisinde hasta bireyin nasıl algılandığı tartışılmaktadır. Hasta ve doktor etkileÅŸiminin de konu edinildiÄŸi bu çalışmada ağırlıklı olarak hasta, hastalık ve hasta rolü üzerinde durulmaktadır. Bu sebeple hasta olmanın hangi durumlarda normal olarak görüldüÄŸü veya hangi durumlarda sapma olarak deÄŸerlendirildiÄŸi konusu, iÅŸlevselci ve sembolik etkileÅŸimci teorisyenlerin görüÅŸleri paylaşılarak irdelenmektedir. 

Söylem ve Gerçeklik Arasında Aşiret Reisi

Ferhat TEKÄ°N

AÅŸiret kan bağına ya da soy ideolojisine dayanan sosyo-politik bir oluÅŸumdur. Kendi içinde özerk olan bu sosyal birliÄŸin yönetilmesi ve kamu düzeninin saÄŸlanması ihtiyacı aÅŸiret reisliÄŸi (aÄŸalığı) denilen kurumu ortaya çıkarmıştır. Günümüzde özellikle Türkiye’nin güneydoÄŸusunda halen bu sosyo-politik yapı ve onun yönetici fenomeni ile karşılaÅŸmak mümkündür. Ancak çeÅŸitli önyargılı, ideolojik ve oryantalist yaklaşımlar, sosyal ve siyasal niteliÄŸe sahip olan bu fenomenin gerçekte ne olduÄŸunu dolayısıyla da modernleÅŸme sürecinde nasıl dönüÅŸtüÄŸünü ve varlığını sürdürdüÄŸünü açıklayamamaktadırlar. Bundan hareketle bu yazıda gerçekte aÅŸiret reisinin aÅŸiret örgütlenmesindeki rolü ve iÅŸlevinin ne olduÄŸu, aÅŸiret mensuplarıyla ne tür iliÅŸki kurduÄŸu, modernleÅŸme ve ÅŸehirleÅŸme sürecinde nasıl dönüÅŸtüÄŸü, rol ve statüsünü nasıl sürdürdüÄŸü vb. hususlara cevap/lar bulmaya çalışılmaktadır.

Yeni Temsilde 'Köşe Başı Tutmak': İletişimin Değişen Boyutu ve Modern Delikanlılık Temsilleri

Mehmet Emin BABACAN- Ömer Miraç YAMAN

Ä°letiÅŸim teknolojilerinin hızla deÄŸiÅŸmesi ve dönüÅŸmesi neticesinde toplumsal iliÅŸkilerde yaÅŸanan farklılaÅŸmalar, bu yönelimin yönünü tespit maksadıyla bir takım derinlikli çalışmaların yapılmasını zorunlu hale getirmektedir. Nitekim özellikle internet ve gençlik üzerine yapılan pek çok araÅŸtırma göstermektedir ki, yeni dönemin önemli baÅŸlıklarından birisi hiç ÅŸüphesiz sanal iletiÅŸimin toplumsal iliÅŸkiler üzerindeki belirleyici etkisi ve gücüdür. Bu çalışma en temelde, yaÅŸana gelen bu deÄŸiÅŸimin gençler baÄŸlamında ve özellikle delikanlılık temsilleri üzerinden ne denli bir deÄŸiÅŸime karşılık geldiÄŸine odaklanacaktır. Gençlerin sanal dünyada tercih ettikleri sosyalleÅŸme biçimleri, bu baÄŸlamda ortaya çıkan yeni ve çoklu kimlikler ve “ben” odaklı yaklaşım çalışmanın alt baÅŸlıklarını oluÅŸturmaktadır.
SOHBET

Beylü Dikeçligil ile Sosyoloji Sohbeti

BildiÄŸimiz üzere sosyoloji bağımsız bir alan olarak 19. yüzyılın son-ralarında ortaya çıkmıştır. Zaman-mekân-insan baÄŸlamına çok dikkat ediyorsunuz? Sosyal bilimlerin ortaya çıkışını bu baÄŸlamda nasıl deÄŸer-lendiriyorsunuz?

Özellikle sosyoloji, sosyal antropoloji, psikoloji, iktisat ve tarih gibi yeni bilim alanlarının ortaya çıktığı 19. yüzyıl, Batı Avrupa tarihinde te-melden dönüÅŸümlere sahne olan sarsıntılı bir dönem. Genellikle sosyoloji tarihi ya da bu konuya temas eden çok az sayıdaki sosyoloji teorileri kitap-larında, bu yüzyılın bir karmaÅŸa dönemi olduÄŸu ifadesi ile yetinilir. Oysa ‘Batı Avrupa bir karmaÅŸa içindedir ve toplumsal yapıyı yeniden inÅŸa ede-cek bir bilime ihtiyaç vardır’ söylemi ile yetinmeyip bu söylemin içini dol-durmak gerekiyor. Bu ise ancak, Batı Avrupa’nın tarihsel-kültürel çizgisini geriye doÄŸru izleyerek mümkün olabilir. 
 
KENAR KAYIT

İki Dünya Bir İnsan: Edebiyat Sosyolojisi Bağlamında Mahrem Macera Romanı

Zeki SAKA

BaÅŸlığı okuduÄŸunuzda, bir dönemlerin modası pembe dizileri ve aÅŸk romanlarını anımsatan bu roman, içeriÄŸiyle sizi hayal kırıklığına uÄŸratabilir. Çünkü buradaki maceranın “mahrem” olmasının ya da adının “mahrem” konulmasının, bildiÄŸimiz son otuz kırk yıl öncesinin romanlarıyla, pembe dizileriyle alakası yok. Vakıa roman kahramanının yaÅŸadıklarının mahrem bir tarafı var. Çünkü her ÅŸey roman kahramanının üzerinden verilmektedir. Fakat roman okunduÄŸunda da görüleceÄŸi üzere mesele edilen ÅŸey, esasında doÄŸu ve batı yani Ä°slam ve Batı olmak üzere iki medeniyettir. Her iki me-deniyet bir karşılaÅŸtırmaya, bir nevi tartışmaya tabi tutulur. Bu durum ro-man “okuma eylemi”ni zordan kolaya, kolaydan zora doÄŸru savurmaktadır. Bu savrulmanın baÅŸlangıç noktasını hiç kuÅŸkusuz romanın otobiyografik bir nitelik taşıması oluÅŸturur.  Konu edinilen zaman dilimi, iki medeniyetin dönemin koÅŸullarında farklılaÅŸan ve yoÄŸunlaÅŸan iliÅŸkileri, otobiyografik malzemeyle beslendiÄŸinde ya da o meseleler otobiyografiye sirayet ettiÄŸin-de roman, tezahürleriyle mümbit bir hale gelmektedir. Bu durum, henüz roman okunurken güçlü çaÄŸrışımlara sebep olmakta, dahası roman kahra-manının aktarımlarına, kiÅŸisel deneyimlerine de odaklanmayı gerektirmek-tedir. Esasen edebiyat sosyolojisi giriÅŸimi olarak bu çalışmada yapılmaya çalışılacak olan da budur.

Hayata Yaşlı Bakış: Ömür Dediğin Programı

AyÅŸe YILDIZ

YaÅŸlılık, yeni dönem sosyoloji araÅŸtırmalarında öne çıkan bir baÅŸlık olarak dikkat çekmektedir. YaÅŸlılığın nedenlerinin, koÅŸullarının araÅŸtırılması ve davranış deÄŸiÅŸimlerinin incelenmesi gerontolojinin baÅŸlıca ilgi alanını oluÅŸturmaktadır. YaÅŸlılığın nedenlerinin genellikle yaÅŸa baÄŸlı ortaya çıkma-sının yanında koÅŸullarının araÅŸtırılması ülkemizde oldukça yetersiz bir alandır. Ancak gün geçtikçe yaÅŸlılık üzerine yapılan çalışmalarda artış göz-lenmektedir. Bu araÅŸtırmalar yaÅŸlılığın özelliklerinin yanı sıra yaÅŸlılığın sü-reci ile ilgili tartışmalara açıklık kazandırmaya çalışmaktadır. Genel anlam-da yaÅŸlanma bir süreç iken, yaÅŸlılık bir dönemi ifade eder. En temel ayrım bu ÅŸekilde yapılabilmektedir. Fakat yaÅŸlılık ve yaÅŸlanma kavramlarını bir-çok açıdan tanımlamak mümkündür.
HAYAT SAHNESİ

Terkenli Han'dan Fatih Çarşısı'na

Seyfettin KURT

Mekânlarına yaslanarak yaÅŸar ÅŸehirler.

Åžehirlerin nabzı çarşılarda atar. 

Alış veriÅŸin yapıldığı, ihtiyaçların karşılandığı, ticaretin döndüÄŸü bu mekânlar, basit bir köy panayırı iken de, uzak bir yayla pazarı iken de, ÅŸehrin içinde, han, bedesten, çarşı iken de, büyük ÅŸehirlerde, pasaj, AVM, piyasa, borsa iken de halkın aynası, nabzı olma iÅŸlevini asla kaybetmez. Sevinçler, mutluluklar çarşılarda dağıtılır, acı, keder, hüzün çarşı meydanla-rında bölüÅŸülür.

1960’lı yıllarda da Konya ÅŸehir hayatı acısıyla, tatlısıyla, vilayet ko-nağı, türbe önü, eski garaj, cıvıloÄŸlu hanı, kapı camisi, aziziye camii, iplikçi camii, saray çarşısı, bedesten, sarraflar içi binalarının çerçevelediÄŸi bir alanda dönüp dururdu.

Güreş ve Pehlivan

Fatih USLU

“Hazreti Hamza GüreÅŸin Piri, Hz. Muhammed de onlardan biri…” diye baÅŸlayıp “alta düÅŸtüm diye üzülme, üste çıktım diye sevinme!” ÅŸeklinde devam eden nameler eÅŸliÄŸinde baÅŸlayan güreÅŸ, geçmiÅŸi tarihi derinliklere dayanan bir Türk-Ä°slam geleneÄŸidir. Türk örfünün baskın olduÄŸu, sporda ahlak kurallarının yaÅŸatıldığı önemli bir spordur güreÅŸler. Hatta bir peygam-ber sporu, bir ata sporu olarak nam salar. Tarihsel derinliÄŸinde güreÅŸ, deÄŸi-ÅŸik stil ve formlar kazanır. Genelde savaÅŸ sanatları içinde yer alır. Anadolu coÄŸrafyasının tamamı için önemlidir güreÅŸ. Hemen bütün ÅŸehirlerde güreÅŸ tutan insanlar, güreÅŸ müsabakaları görülür. Tarihi Kırkpınar GüreÅŸleri, güre-ÅŸin kurumsallaÅŸmış ve gelenekleÅŸmiÅŸ bir örneÄŸidir. 

Ä°htiyar

Betül OK

Sosyolojik muhayyile ve mukavemetin esas duraklarıdır onlar. Ä°nsa-nın gözünün önünde bir resim canlanıverir; naif, kırılgan ve muhtaç. Ä°hti-yarlar toplumun sessiz tanıklarıdır adeta. Huzur onların hayat kaynağıdır. Öyle dediysek yanlış anlaşılmaya. Huzurevi denilen bir mekân da var hâsılı dört duvar. Her bayram meraklı bir çift gözün, yaÅŸlarıyla ahbap olduÄŸu yapay bir âlem. Huzurevinin (huzursuzluÄŸun) varlığı ihtiyarlara verilen “deÄŸer”i az da olsa fısıldar kulaklara. 

Elâlem

Hanife ÖZYER

Âlemden maksat insandır diyor Mevlana. Âlemden maksat insansa eÄŸer insanın fıtratına ait özellikler de âlem’e yansıyacak, onda tecessüm edecektir. Ä°nsan herkesin bildiÄŸi üzere konuÅŸan, düÅŸünen, yorumlayan var-lıktır. DüÅŸündüklerini yorumlayarak aktarmak da insana ait bir baÅŸka özel-liktir. Bireyler düÅŸüncelerini yorumlarken kaynak olarak baÅŸkalarını refe-rans alabilir, onlar üzerinden yorumlarını geliÅŸtirerek yeniden üretebilirler. Nitekim baÅŸkalarıyla girilen tüm iliÅŸkiler bireyin davranışlarını meÅŸrulaÅŸtır-ma araçlarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Yakın sosyal iliÅŸkilerin güçlü olduÄŸu toplumlarda insanlar, kendileri dışındakilerin neler yaptığı, iÅŸlerinde baÅŸarılı olup olmadığı, kaç çocuÄŸu olduÄŸu, çocukların ne iÅŸle meÅŸgul olduÄŸu-kimlerle arkadaÅŸlık ettiÄŸi hasılı mahremi ilgilendiren yahut sıradan pek çok konuları gündemlerine alabilmektedir. Bu gündem aslına bakılırsa öyle kolay deÄŸiÅŸmemekte yahut deÄŸiÅŸse bile yeni baÅŸlıklar hemen eklenebilmek-te ve el/âlemi çokça meÅŸgul edebilmektedir. Bu tür dedikodulara dâhil olan-lar için kimin kiminle, ne zaman, nerede, ne yaptığı önemlidir.
KİTAPLIK

Bölüm ve Disiplin

Ejder ULUTAÅž

 “University Extension World’ün American Journal of Sociology olacağına dair duyurunun yapılmasından kısa bir süre sonra  editörler ilk sayıyı doldurmaya yetecek kadar makale verme sözü bile almamışlardı”(Kitaptan, s.122).
 
Yukarıdaki paragrafın, bugün binlerce yazının yayınlanmak için sıra-ya girdiÄŸi ve dünyanın en prestijli dergilerinden olan Åžikago Sosyoloji Der-gisi’nin (American Journal of Sociology) adeta yazı avına çıktığını dolaylı yoldan dile getirmesini, ilk etapta derginin sahip olduÄŸu ÅŸimdiki karizmayı çizmeye, siciline faça çekmeye çalışmak gibi bir gayretin iÅŸareti olarak okumak mümkün. Oysa derginin akademik dünyada bıraktığı intiba, ilk çıktığından itibaren yoÄŸun bir ilgiye mazhar olması gibi bir beklentiyi ge-rekli kılıyor. Dergi hakkında pejoratif bir deÄŸerlendirme gibi de okunabile-cek bu paragraf aslında yayın hayatına giren hemen hemen bütün dergilerin daha doÄŸarken yaÅŸadıkları sürecin bir parçasıdır. Matbuat hayatına adım atan her çiçeÄŸi burnunda dergi, rüÅŸtünü ispat adına, ben de buradayım, ben de varım deme adına yazı bulma telaşına girer. Bir kısmı birkaç sayı ya da birkaç yıl yayınlandıktan sonra yorgun düÅŸer. Heyecanını yitirir. Ya da tevarüs edecek birinin kalmaması neticesinde, gerektiÄŸi zaman bakılacak bir arÅŸiv olarak raflardaki yerini alır. Nispeten daha uzun ömürlü olabilen dergiler de mevcut. Bir derginin kısa ömürlü olmasına üretilebilecek veya sayılabilecek gerekçeler sıralamak zor olmasa gerek. Biten bir süreli yayın, hakkında yapılacak yorumların yelpazesini geniÅŸ tutulabilme imkanı sunu-yor. Ancak asır deviren ve halen aktif bir ÅŸekilde yayın hayatına devam eden bir derginin bunu nasıl yapabildiÄŸi sorusuna verilecek cevap o kadar da kolay olmuyor ve deÄŸerlendirme noktasında yelpazenin manevra alanı epeyce daralıyor. Neticede yaÅŸayan bir olgu hakkında çok da rahat konuÅŸ-mak mümkün gözükmüyor. Çünkü önü ve arkası pek hesap edilmemiÅŸ bir deÄŸerlendirme, iliÅŸkileri düzenleyen referans noktalarına takılıp, bu nokta-ları tahrip edebilecek tesirde olabilecektir. Åžikago sosyoloji geleneÄŸini ele almak gibi ağır bir yükün altına giren Abbott da içerisinden konuÅŸtuÄŸu ge-leneÄŸi ele alırken (en azından bugünkü durumunu) temkinli olmayı elden bırakmayan bir üslupla karşılıyor bizi. Neticede bölüm halen faal ve iliÅŸki-ler canlı.

Akışkan Gözetim

Mustafa DerviÅŸ DERELÄ°

Ä°nsanoÄŸlu bugün tarihte eÅŸi benzeri görülmemiÅŸ bir ÅŸekilde iletiÅŸim teknolojilerinin kuÅŸatması altında. YaÅŸadığımız evlerde, çalıştığımız yerler-de, girip çıktığımız mekânlarda, caddede, sokakta, kısaca nefes alıp verdi-ÄŸimiz hemen yerde kameralar var artık. Hangi tarafa baksak, ne yana dön-sek dijital bir göz bizi gözetlemekte. Hayatımız an be an yakından izlen-mekte, kaydedilmekte. Hemen her dakika bir kadrajın içerisindeyiz. Gü-ven(siz)lik ve gözetimin zirveye çıktığı dönemde yaÅŸayan bizler, kamerasız bir hayatı düÅŸünememekte, onları hayatımızın olmazsa olmaz bir parçası olarak kabul etmekteyiz. Geleneksel dönemlerde kabul gören sınırların aşınmaya uÄŸradığı, mahremiyetin dönüÅŸüm geçirdiÄŸi, teknoloji aracılığıyla insan tekinin en dokunaklı taraflarının dahi zarar gördüÄŸü, sahici insani muhabbetlerin yapıldığı gerçek dünya yerine sanal “ikinci dünya”ların ter-cih edilmeye baÅŸlandığı bir dönemdeyiz. Akıllı cep telefonlarından tabletle-re, giyilebilir teknolojiden (google glass gibi) sosyal medya aÄŸlarına hemen hepimiz artık “akışkan gözetim”in bir parçasıyız. “Gözetim toplumu”nun gönüllü neferleriyiz. Bilerek. Ä°steyerek. GözetildiÄŸimizin farkında olarak.

Kültür Sosyolojisi

Emrah BAÅžARAN

Anton C. Zijderveld’in kaleme aldığı Kültür Sosyolojisi baÅŸlıklı eser, iki temel kısımdan oluÅŸmakta ve her kısım altında da beÅŸer bölüm olmak üzere toplam on bölümden meydana gelmektedir. Kadir Canatan’ın çeviri-siyle dilimize kazandırılmış kitabı genel bir bakış ile incelediÄŸimizde bilinen manadaki kültür sosyolojisi kitaplarından farklı olduÄŸu hemen göze çarp-maktadır. Bu farklılığın ise birçok özellikten kaynaklandığını söyleyebiliriz. Yazarın kültür olgusunu çok geniÅŸ perspektiften ele alması, konuyu bol örnekler vererek soyutluktan kurtarması ve karşılaÅŸtırmalı bir analiz sunma-sı kuÅŸkusuz ki kitabı diÄŸerlerinden ayıran temel hususlardır. Zaten bu du-rumu yazar kendisi de, kitabın sıradan bir kültür sosyolojisine giriÅŸ kitabı olmadığını, aksine kültüre iliÅŸkin farklı problematiklerin sosyolojik bir çer-çevede ele alındığı bir kitap olduÄŸunu belirterek ifade etmiÅŸtir.

Edebiyat ve Delilik

M. Taner TÃœRK

Türk edebiyatının son asrında delilik ve delilik söyleminin geçtiÄŸi edebi eserleri inceleme konusu yapan “Edebiyat ve Delilik” son dönemde oldukça revaçta olan “edebiyat ve”li yapıtlara yeni bir halka olmuÅŸtur. Dünya edebiyatında delilikle ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Türk edebiya-tında da tez, makale ve bildiri ÅŸeklinde yayınlar görülmektedir. Fakat bütün Yeni Türk edebiyatını kapsayan bir çalışma ne yazık ki bu zamana kadar yapılmamıştır. Bu eserle edebiyatta sosyal tiplere ilginin artacağı da düÅŸü-nülebilir.

Bir Hatanın Arkeolojisi

Hüseyin ÇİL

Sanat ve edebiyata dair sosyolojik bir tartışma gündeme geldiÄŸinde toplumu ve eseri iki karşı tarafa koyup bunun hangisi diÄŸerini belirler diye sormak da kendiliÄŸinden gündeme gelir. Bu birinin diÄŸerini belirleyeceÄŸi anlayışı Marksist estetiÄŸin bize sunduÄŸu bir varsayımdır. Yine Marksizm’in bu soruya verdiÄŸi cevap toplumdaki bir takım geliÅŸmelerin sanat üzerinde belirleyici olduÄŸu ÅŸeklinde olmuÅŸtur. Marks’ın daha sonra bu durumdan farklı biçimde karşılıklı belirleyicilik fikrini ortaya atması pek dikkat çek-memiÅŸ, toplum ağırlıklı estetik deÄŸerlendirme deyim yerindeyse Marks’ın üstüne yapışıp kalmıştır. Bu durum alanda çalışma yapan herkes tarafından kolayca kabullenilmiÅŸ ve zihinlerde sanatta estetikle toplumsallık arasında ters orantılı bir baÄŸ kurulmuÅŸtur. Ne kadar çok estetik o kadar az sosyoloji ya da ne kadar çok sosyoloji o kadar az estetik . Son derece sığ bir algı ol-masına raÄŸmen etki alanı geniÅŸ ve derin. Bu nedenledir ki sanat ve edebiyat üzerine yapılan çalışmalar nihayetinde toplumun “yansıtıldığı” çıkmaz so-kağına varıp kalıyor.

Sosyolojik Düşünmenin Pratiği

Faruk TURÄžUT

Gündelik hayatımızda “sosyolojik olarak, ...” ÅŸeklinde baÅŸlayan de-ÄŸerlendirme cümleleri ile sık sık karşılaÅŸmaktayız. ÇoÄŸu zaman bu ÅŸekilde baÅŸlayan cümlelerin geri kalan kısmında, baÅŸlangıçta yer alan ifadenin içini dolduracak bilgi veya yorumu bulamıyoruz. Bu durum, ifadenin diÄŸer ba-kış açılarıyla kıyaslandığında aralarında her ne kadar ne olduÄŸu kestirile-meyen bir farkın varlığına iÅŸaret etse de, konuÅŸma ve yazma eylemleri sıra-sında sıkça baÅŸvurulan kalıp ifadeler arasında yer almasına neden olmakta-dır. Hayata, olaylara karşı sosyolojik bakış açısını yakalamak, bu noktadan bakmak, görmek, deÄŸerlendirme yapmak ve bu becerinin insanlara kazan-dırılmasını saÄŸlamak noktasında bir boÅŸluk bulunmaktadır. Vincent Ryan Ruggiero’nun Türkçeye ‘Sosyolojik DüÅŸünme: Pratik Uygulama Kitabı’ adıyla çevrilen kitabı, bu boÅŸluÄŸun kapanmasında yardımcı olabilecek nite-likte. Sosyoloji eÄŸitimi süresince öÄŸrencilere verilen, büyük ölçüde teorik seviyede kalan bilgilerin pratiÄŸe dönük olarak kullanılabilmelerini saÄŸlaya-cak bir kılavuz formundadır. 

Avare

Özge Seda TÜYLÜ

Avare kenarda kalmışların hikâyesi… Ä°çimizde yaÅŸayanların, içimiz-de kalanların temsili… Onlar her zaman olmaları gereken yerde olmuÅŸlar ve oradan bize seslenmiÅŸlerdir. Aslında avarelerin seslenme, farkındalık ya-ratma gibi bir amaçları da yoktur. Ä°nsan ölçüp biçerek avare olamaz. Avare-lik bir kabulleniÅŸ ve bakıştır. Dünyayı kendi açışından yorumlayarak var olma mücadelesidir.

Emine Gürsoy Naskali’nin editörlüÄŸünü üstlendiÄŸi “Avare Kitabı” içinde yaÅŸadığımız toplumun farklı, alışılmadık, dikkat çeken, tedirgin olu-nan, umursanmayan, görmezlikten gelinen aktörlerinin peÅŸine düÅŸmüÅŸtür ve içimizde yaÅŸayan bu aktörlerin toplumdaki ontolojik varlığının yeni bir anlamlandırma çabasının ürünüdür. Avare Kitabı, “Avare kimdir? Bir insan neden avare olur? Avare toplumun neresinde konuÅŸlanır? Avarelik nerede baÅŸlar nerede biter?” sorularına tam anlamıyla kronolojik bir cevap arama-nın ötesindedir. Devlet Nezdinde Serserilik, DerviÅŸler, Masallarda Avarelik, Sinemada Avare Tipi, Edebiyatta Avareler ve Avarelik bölümleri olmak üzere toplamda altı alt baÅŸlıktan oluÅŸur. Her bir baÅŸlık avareler üzerinde okuyucuya sinemadan edebiyata, tarihsel birikimden masallara bir avare tipi tahlili sunmaktadır.
 
Tüm Sayılar
Sosyoloji Divanı Kitaplığı
Basında Biz
Duyurular
Formlar
Satış Noktaları